PAYLAŞ

Apartheid Rejimi Nedir? Ne Zaman, Nerede Başladı ve Ne Zaman Sonlandı?

Güney Afrika’da 1994’e kadar süren ırkçı rejim, uluslararası toplumun yakın tarihe kadar sırtında taşımak zorunda kaldığı en büyük utançlardan biri oldu. Bu zengin ülkenin fakir ve siyah vatandaşları, sadece ve sadece renklerinden dolayı, beyaz ‘’ efendileri ‘’ tarafından, söz konusu tarihe kadar ‘’ ikinci sınıf insan ‘’ olarak yaşamaya zorlanmıştı. Oysa ırkçı rejim, küresel baskı ve Güney Afrika’da bu konuda hayatlarını ortaya sürenlerin bitmek bilmeyen mücadelesiyle ortadan kaldırılabildiğinde, insanoğlunun Ay’a gidişi üzerinden tam 25 yıl geçmişti.

Irk ayrımcılığının sona ermesinden sonra, Nelson Mandela’nın liderliği altında, Siyah Güney Afrikalılar, intikam yolu aramaktansa bir bağışlama, adalet ve uzlaşma süreci benimsedi.

Rejimin Köklerini Hollandalılar Attı

Güney Afrika’daki ırkçı rejimi tarif etmek için kullanılan Apertheid kelimesi, Hollandacadan geliyordu ve ‘’ ayrımcılık ‘’ manasına geliyordu. Bu normaldi zira Güney Afrika’daki ırkçı rejimin köklerini, ülkeyi uzun zaman yöneten Hollandalılar atmıştı. Daha sonra da Uluslararası terminolojide, ırkçılık siyasetin egemen olduğu hükümetlerce yönetilen rejimlere de Apartheid rejmi denilmeye başlanmıştı. Söz konusu utanç rejimi, 1948’den 1994’e kadar devam etti ve arkasında milyonlarca mağdur bırakırken, tarihe de Nelson Mandela gibi bir insan hakları savunucusu armağan etti.

Irk ayrımcılığı, Güney Afrika’da iktidarda olan beyaz azınlığın, Afrikalıları ve Asyalıları içine alan, beyaz olmayan çoğunluğu toplumdan izole etme, sömürme ve şiddet kullanarak yıldırması üzerine kurulmuş bir sistemdi. Ayrımcılık keyfe keder bir uygulama değildi ve bilakis kanunlarla koruma altına alınmıştı. Güney Afrika’nın beyaz olmayan vatandaşlarının nerede ve nasıl yaşayacağını, çalışacağını ve öleceğini belirliyordu. Siyah Güney Afrikalılar, nüfusun yüzde 70’ini oluşturmasına rağmen, ülkenin küçük bölgelerinde gettolar halinde yaşamaya zorlanmışlardı. Onlara tahsis edilen topraklarda sıhhi tesisat veya elektrik nadir olarak bulunurdu. Siyah Güney Afrikalıların, ‘’ sadece beyazlara ‘’ ayrılan bölgelerde çalışması kesinlikle yasaktı. Siyahlar beyazlara hizmet etmekle mükellefti ve 1980’lere kadar, siyahların yaya yolundan beyazlara yol vermeleri bir zorunluluktu. Beyaz olmayanlar, herhangi bir yetkisi olmayan ve siyahlardan oluşan komisyonlar için yapılan göstermelik seçimler dışında oy kullanamıyorlardı. Trenler ve otovbüsler de ırk sistemine göre işliyordu. Beyazlarla siyahların otobüsleri ve durakları bile birbirinden ayrılmıştı. Hatta acil tıbbi yardıma ihtiyacı olan birisi, ambulans çağırırken bile ırkını belirlemek zorundaydı. Zira beyazlar için olan bir ambulans siyah bir hastayı hastaneye götürmeyi reddetme hakkına sahipti.

Irk Ayrımcılığının Kökeni

Ülkede ırk ayrımcılığı, Avrupa’nın Afrika’yı kolonileştirmesi ile başlamıştı. İpek ve Baharat Yolları’na alternatif bulmak amacıyla Portekiz ve İspanyol denizcilerin Hindistan’a ulaşmak için yaptıkları seferler sırasında Bartolemew Dias komutasındaki filonun Afrika’nın en güneyindeki Ümit Burnu’ndan geçmesi, Avrupa’dan Afrika’nın güney ucuna yönelik ilk yerleşimlere öncülük etmişti. Böylelikle Hollandalı Van Riebeck önderliğindeki ilk göçmenler, 1652’de bu ülkeye yerleşmeye başlamış, Hollanda kolonisi kurulmuştu. Lakin İngiltere de bu stratejik geçiş noktasını başıboş bırakmaya niyetli değildi ve gözünü Güney Afrika’ya dikmişti. İngilizlerin kölelerini serbest bırakması sonucu Hollanda asıllı çiftçiler, Orange ve Vaal nehirlerini geçerek Transvaal Boer Cumhuriyeti ve Orange Bağımsız Devleti’ni kurdular. Nihayet koloni güçleri arasında yaşanan paylaşım savaşı, 1902’deki Boer Savaşı ile sonuçlandı. İngiltere savaşı kazanmış, fakat yapılan barış anlaşması siyah toplumun hangi haklara sahip olacağının belirlenmesi görevini beyaz yetkililere bırakmıştı. Böylelikle eski Boer Cumhuriyetleri, beyaz olmayanları politika dışında tutmaya devam etti. Yönetimdeki Güney Afrika Partisi, ırkçı ve ayrımcı kanunlar çıkarmaya başladı. 1913’te, ülkenin yüzde 90’ını beyazların mülkiyetine veren, siyah Afrikalıların kendileri için çalışmalarını ya da kendilerine ayrılmış yerlerin dışında toprak sahibi olmalarını yasaklayan kanunlar hayata geçti.  1948’de ırk ayrımcılığı resmi politika haline geldi. Daha önceki baskıcı ve ayrılıkçı politikalar resmileştirildi ve sertleştirildi.

Irk Ayrımcılığının Sona Ermesi

Ve her baskıcı rejim gibi, Güney Afrika’daki utanç rejimi de sonsuza dek payidar olamayacaktı. Irk ayrımcılığı sisteminin yıkılmasının birçok nedeni vardı. Her şeyden önce, Nelson Mandela’nın liderliğini yaptığı Afrika Ulusal Kongresi’nin 1960’larda başlattığı silahlı direniş, ırkçı rejimi sarsmaya başlamıştı. Mandela, ırk ayrımcılığına karşı açılan bu seferin lideri olarak üstlendiği rol yüzünden ömür boyu hapse mahkum edildi. Bu arada Apartheid uluslararası alanda da tepki görüyordu. 1961’de Güney Afrika Cumhuriyeti İngiliz Uluslar Topluluğu’ndan çıkartıldı. Birleşmiş Milletler’in çağrısı üzerine Güney Afrika’nın ekonomisini çökerten ve yaptırımlar şeklinde somutlaşan dış baskılar, rejimi bunaltmaya başladı. Diğer yandan hem Güney Afrika’daki, hem de tü diğer ülkelerdeki kiliseler, ırkçı rejime karşı direniş bayrağı açmış, Güney Afrika uluslararası topluluk tarafından politik ve ekonomik olarak soyutlaşmıştı. 1980’lere gelindiğinde ülkede bir yumuşama  havası hakim olmaya başladı. Bunun ardından sömürgeci beyazların yaptıkları hatayı anlamasından ziyade, hür dünyanın bu ayıba daha fazla kayıtsız kalmak istememesi yatıyordu. 1986’da bazı yasaların iptali ile Apartheid biraz daha esnek duruma getirildi. 1990 ve 1991 yılında da de Klerk hükümeti, aralarında 1950 tarihinde çıkarılan ve Güney Afrika vatandaşlarını Bantu ( bütün zenciler ), Renkliler ( melezler ) ve Beyazlar şeklinde üçe ayrılan meşhur Nüfus Kayıt Yasası’nın da bulunduğu pek çok ayrımcı yasayı yürürlükten kaldırdı. 11 Şubat 1990’da Mandela da tam 28 yıl sonra hücresinden dışarı çıkıyordu. 1992 ve 1993 yılında hükümet ile Afrika Ulusal Kongresi arasında yapılan görüşmeler sonucunda 27 Nisan 1994’te ülkede ilk kez herkesin tek bir oya sahip olacağı eşit ve adil seçimlerin yapılması kararlaştırıldı. 27 Nisan 1994’te yapılan seçimlerde Afrika Ulusal Konseyi büyük bir başarı elde etti ve Özgürlük savaşçısı Mandela bir ömre yayılan mücadelesini, Nisan 1994’te yapılan ilk demokratik seçimin ardından, ülkesinin cumhurbaşkanı seçilerek taçlandırdı. Aynı yıl yürürlüğe giren yeni anayasa ve haklar anayasası ile Apartheid rejimi tarihe karışmış oluyordu.

Rejim Yıkıldı Ama…

Sistematik ırk ayrımcılığı sona ermesine rağmen, etkileri Güney Afrika’nın siyah vatandaşları için halen can yakıcı olmaya devam ediyordu. Siyahların çoğu beyazlara göre daha az gelirle, daha az istihdam oranıyla ve daha az temel hakka sahip olarak yaşamaya devam ediyor. Bununla birlikte ülke, ırkçı rejim boyunca işlenen politik cinayetleri, yapılan işkenceleri ve benzer insan hakları ihlallerini aydınlatmak ve faillerini ortaya çıkarmak için kurulan Gerçek ve Uzlaşma Komisyonu vasıtasıyla geçmişiyle yüzleşmeye ve yaralarını sarmaya çalışıyordu.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here