PAYLAŞ

Aynanın Kısa Tarihi

Ayna, insanların suda yansıyan akislerini ilk gördükleri andan itibaren ihtiyaç duydukları, zamanla daha net gösteren bir yansıtıcı aramayıp sonunda buldukları şeydir.

On yedinci yüzyıla kadar yüzeyi iyice parlatılmış düz metal levhalardan yapılan aynalar, sonları ışığı yansıtarak görüntü vermesini sağlayan ve ‘’ sır ‘’ adı verilen çok ince bir metal kaplanarak elde edilmişlerdir.

Kolayca şekil verilip cilalanarak pürüzsüz hale getirilebilmeleri ve dayanıklı olmaları nedeniyle metaller, ayna yapımında çok eskiden beri kullanılmışlardır. Milattan önceki zamanlarda Mısırlılar, Ertüskler, Yunanlılar ve Romalılar hep bronz el aynalarını kullanırlardı. Daha sonra aynacılık işini ilerleten bu medeniyetler, çeşit yaparak gümüş aynalar imal etmeye başladılar.

Venedik Cumhuriyeti 300 yıl kadar önce Avrupa’da cam eşya ve cam yapımına ait mesleki sırrı taşıyan tek ülkeydi. Venedikliler ayna yapımına dair sakladıkları sır gereğince Murano Adası’nda, cam ustalarından başka kimsenin girmesine izin verilmeyen cam ve ayna fabrikaları kurdular. Fakat Fransızlar uyanıklık edip adadan yaka paça kaçırdıkları dört cam ustası sayesinde bu sırrı öğrendiler. Bu olaydan sonra ayna yapımı haliyle giz olmaktan çıktı ve aynalar, yapabilen herkes tarafından yapılmaya başlandı.

İlk başlarda Venediklilerin sır olarak sakladıkları yöntem, on dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde yerini yeni bir yönteme bıraktı. Alman kimyacı Justus von Liebig, bulduğu bir çözeltiyle camın üzerini gümüşle kaplayarak günümüze kadar sarkan bu yöntemle bugün yapılan aynaların temelini atmıştır. Bugün bile günlük amaçlar için kullanılan aynalar bu yöntemle yapılabilmektedir. Ayrıca yumuşak gümüş tabakasının çizilmemesi için bakır sülfat gibi maddelerle kaplama ve boyama işlemleri yapılmaktadır.

‘’ Ayna ayna söle bana, var mı benden daha güzeli bu dünyada ? ‘’ sorusuna cevap verebilen ayna ise henüz imal edilememiştir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here