PAYLAŞ

Bütçe Açığı Nedir ? Nedenleri ve Sonuçları Nelerdir ?

Yakın zamanda öğrendiğimiz bir şey vara o da hükümetlerin her zaman borçlanacağıdır. Uluslararası Para Fonu (IMF) veya Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD) gibi uluslararası bir kurumun, Amerika ve İngiltere’yi risk barındıran mali durumları yüzünden uyarmadığı bir ay geçmez.

  1. Dünya Savaşı’nda beri nerdeyse her sene Amerikan yönetimi bütçe açığı verdi. Yani, vergilerden elde ettiği gelir, harcamalarından daha azdı ve bu farkı kapatmak için borç almak zorunda kaldı. Bunu yapan sırf Amerika değil. İngiltere de geçtiğimiz yıllarda bir dizi bütçe açığı (veya mali açık ) yaşadı ve bu durum hükümet üstünde ciddi bir finansman baskısı yarattı.

Bu her zaman böyle değildi. Amerikan ve İngiliz tarihinin büyük bir kısmında hükümetler bütçelerini dengede tuttu, sadece savaş ve ekonomik durgunluk zamanlarında eksiye düştü. Ayrıca bazı ülkeler, mesela Norveç (petrol rezervleri sayesinde) ve Avustralya (maden kaynakları sayesinde) hep bütçe fazlası verdi.

Bütçe Açığında Paralar Nereye Gidiyor ?

Tartışmalı bir konu olmasına rağmen, pek çok iktisatçı süregelen açıklarının, devletin sosyal güvenlik hizmetlerini karşılamaya başlamasından beri oluştuğuna inanır. Bu harcamalar, eskiden özel sektör, yardım kuruluşları ve vakıflar tarafından karşılanan sağlık, işsizlik sigortası ve eğitim hizmetleri için büyük miktarda ödemeleri içerir. Bu, savaş devletinden refah devletine geçiştir.

Peki harcamalar nereye gidiyor? 2008 yılına ait Amerikan bütçe verileri harcamaların çoğunun gerekli olduğunu, yani hükümetin yerine getirmek zorunda olduğu görevleri karşılamak için kullandığını gösterir. Bunun içinde sosyal güvenlik (temel olarak yaşlılar için yapılan harcamalar), gelir yardımı (yoksul ailelere verilen maaşlar), Medicare ve Medicaid gibi diğer sağlık harcamaları (ilki yaşlıları ikincisi de yoksulları kapsayan sağlık sigortası) ve hükümetin geçen senelerde aldığı borçları faiz ödemeleri bulunur. Harcamalar arasındaki en büyük dilim güvenliğe (ordu maaşları ve uçaklardan silahlara, askeri teçhizata yapılan harcamalar) gider. ‘’ Diğer ‘’ kategorisinde ise mahkemeleerin de dahil olduğu adalet sistemi, çiftçilere yardım ve NASA bulunur.

Fakat Amerikan hükümeti, tüm bu harcamalar topladığı vergilerin miktarını aştığı için 410 milyar dolarlık borçla açığı kapamak zorunda kalır. Bu çok yüklü bir meblağdır.

Tüm bunlara ek olarak, devletinin federe yapısı yüzünden,  her eyaletin kendine ait bir bütçesi ( ve vergi toplama yetkisi ) vardır. Bu vergilerin çoğu da eğitim ile otoyol gibi yerel altyapı projelerine harcanır. Bazen farklı eyaletlerdeki kongre üyeleri Federal hesaba, pahalı yerel projeleri finanse edebilmek için özel eklemeler yapar (bazen bu eklentiler hesabın kendisiyle oldukça alakasız olabilir). Buna İngilizcede kongre üyelerinin kendi seçim bölgelerine sağladığı imtiyaz anlamına gelen ‘ domuz-varili’’ politikaları denilir. Bütçenin bu kadar açılmasında bu politikaların payı büyüktür. Özellikle George W. Bush, başkanlığı döneminde kendinden önceki başkanlara kıyasla bu tip harcamaları veto hakkını daha az kullanmıştır. Ondan sonra başkan Barack Obama ise bu durumu değiştirmeyi vaat etmiştir.

Artan Açık

Yıllık bütçe açığı ve var olan hükümet borcunun toplamı arasındaki farkı ayırt etmek gerekir. Yıllık açıklar, üzerine eklenerek, borcu (genelde net borç olarak tanımlanır) büyütür. 2008’in sonlarında, Amerikan kamu borcu toplamda 5.3 milyon dolara ulaşmıştı. Ayrıca bu borç hükümetin 2008’in Eylül ayında kurtardığı mortgage şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac’ın yükümlülüklerini veya geçici olarak kamulaştırılmak zorunda kalınan bankaları kapsamıyordu.

Hem bu hem de bütçe açıkları yıldan yıla büyüme eğilimindedir. Bu durum, eğer borç ekonomiden daha hızlı genişlemiyorsa, illa bir sorun olduğu anlamına gelmez. Bu yüzden açıklar ve borç seviyeleri, ülkenin gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzdesi olarak ifade edilir. Mesela 2008’in sonunda Amerikan kamu borcu, GSYH’nın yüzde 37’sine tekabül eder. Ülkenin ulusal borcu arttıkça, ödemek zorunda olduğu faiz de artar, yüksek faiz oranları bunu da arttırır.

Yüksek Borçlanmanın Sonucunda Neler Olur ?

Bütçe açıkları kontrolden çıkarsa, bir ülke için çeşitli ekonomik sorunlara yol açabilir. Bu sorunlardan ilki, artan borçlanmanın ülkenin para birimini zayıflatmasıdır. 2008’de yatırımcılar, ileriki yıllarda hükümetin daha çok borç alacağına inandığı için, İngiltere’de pound beşte bir değer kaybetti. Borçlu ülkenin kurundan kaçmak oldukça mantıklıdır, çünkü ülke aşırı borçlanırsa daha fazla para basıp enflasyonu şişirerek, borcu azaltmaya çalışacaktır. Bunun olma ihtimali, o kura bağlı her şeyin değerini düşürür ve yabancı yatırımcılar da arkalarına bakmadan kaçar.

Bir diğer sonuç ise yatırımcıların aldıkları bu riski telafi için daha fazla getiri beklemeleridir. Bu, hükümetin ödemek zorunda olduğu borcun faizini arttırır ve gelecekte borç almayı daha masraflı hale getirir.

Fakat fazla borçlanmanın uzun vadeli sonuçları en önemli sorundur. Hükümetin borçlanması fiilen gelecekte vergilerin artması anlamına gelir çünkü alınan borç bir gün illa ödenecektir. Eğer para, gelecek nesillerin refahını arttırmak için kullanılıyorsa, mesela yeni okullara yatırım yapılıyorsa, bir sorun olmaz. Ama para sadece kamu sektörünün cari nakit ihtiyacını kapatmak için kullanılıyorsa sorunlar başlar.

Altın Kural’ı Yıkmak

Bu yüzden bazı ülkeler, gelecek nesillerin şimdiki borçlanmanın yükünü taşımaması için bazı mali kurallar getirmiştir. İngiltere’de eski Maliye Bakanı Gordon Brown’ın koyduğu Altın Kural buna iyi bir örnektir. Sadece kamusal projelere yatırım yapmak için borç almayı, devlet çalışanlarının maaşları gibi cari harcamalar için borç almamayı vaat etmiştir.

Fakat 2008’in sonlarında kural bozulur çünkü hükümetin resesyon karşısında borç alması gerekir. Diğer ülkelerde de aynı durum gerçekleşir ve kamusal maliyenin en temel gerçeği bir ke daha hatırlanır: hükümetler, piyasalar veya seçmenler kendilerini durdurana kadar borç almaya devam eder.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here