PAYLAŞ

Büyük İskender ( MÖ 356-323) Kimdir? Hayatı ve Yapmış Olduğu Savaşlar Nelerdir?

Şüphesiz ki hiçbir asker, 16 yaşında general, 20’sinde kral, 26’sında dünyanın en büyük imparatorluklarından birinin hakimi olan ve 33 gibi genç bir yaşta ölen İskender kadar bu sitede yer almayı hak etmiyor desek, abartmış olmayız. İskender ya da tüm dünyada efsaneleşmiş ismiyle Büyük İskender.

Büyük İskender 11 yıl boyunca çoğunlukla sayı bakımından kendi ordusundan daha büyük güçlere karşı verdiği savaşlardan hiçbirini kaybetmedi. Bilinen dünyanın tamamını fethetmeye girişen ilk askeri lider olarak daha önce hiç görülmemiş ve denenmemiş bir şey yaparak piyadeleri, atlıları ve mühendisleri, istihbarat ve lojistik desteğiyle birleştirdi. Batıyı ve Doğuyu birleştirme çabalarıyla, fethettiği topraklara Yunan siyasetini, askeri ve ekonomik uygulamalarını götürerek dünyayı değiştirmeye soyundu. Kısmen başarılı da oldu.

İskender, MÖ 356’da Kral Philip ve Kraliçe Olympias’ın çocuğu olarak dünyaya geldi. Kraliyet ailesinden doğmuş olmanın avantajlarını sonuna dek kullandı. Sadece ünlü filozof Aristo’dan özel dersler aldığını söylememiz bile, yetiştiği ortamı anlamamız açısından aydınlatıcı olacaktır. Çocukluğu babasının savaşçılarıyla geçti. Daha 16’sında kendisinden emir alan askerler vardı. İki yıl sonra MÖ 338’de kazanılan ve tüm Yunan Yarımadası’nın Makedonların eline geçmesini sağlayan Chaeronea Savaşı’nda babasının yanında, ordunun başındaki komutanlardan biri olarak kılıcından kan damlatmaya başlamıştı bile.

Kral Philip, Pers İmparatorluğu’nu fethetmek amacıyla Küçük Asya’yı ( Anadolu ) işgal planları yaptığı sırada kendisine diş bilyen bir muhafızı tarafından öldürülünce, hem hayallerine hem de bu dünyaya veda etmek zorunda kaldı. Lakin hayalleri yetim kalmayacaktı. 20 yaşındaki İskender, babasının yerini aldı. Tabi bu arada babasını öldüren kişi başta olmak üzere, tüm muhaliflerini temizletmeyi de ihmal etmedi. Dünyayı fethe çıkmadan önce etrafında kendisine ayak bağı olacak kimse istemiyordu.

Büyük İskender En Modern Orduya Komuta Etti

İskender, tahtın yanı sıra çok iyi eğitilmiş ve disipline edilmiş; normal mızrakların iki katı uzunluğundaki sarissa’ları kullanan mızrakçıların etrafında organize olmuş deneyimli bir ordunun da tek varisi olmuştur. Sarissa birliklerini, hareket kabiliyeti yüksek hafif piyade birlikleri destekliyordu. Atlı süvariler, mızrakçılar tarafından düşman savunmasına açılan yarıklardan veya düşmanı nispeten daha savunmasız yan cephelerinden saldırıyordu.

İskender, daha cesedi soğumadan, babasının Küçük Asya hayalini hayata geçirmek için 30 bin mırakçı, piyade ve mühendisle 6 bin atlı süvariden oluşan ordusunun başında geçti. İşgalin önündeki tek engel, Perslerin deniz gücüydü. Bu durumu, üzerinde durmaya değmeyecek kadar küçük bir donanmaya sahip olan İskender’in gözünü korkutmadı. ‘’Donanmaya karşı denizden savaşmak zorunda değiliz ‘’ mantığıyla hareket eden Makedonyalı, Pers limanlarına karadan saldırarak ve düşman donanmalarının destek üslerini yok ederek bu dezavantajı dengelemeye çalıştı.

İskender, Akdeniz boyunca Anadolu’daki ilerleyişini sürdürdü. MÖ. 334’te Granicus nehrine ulaşana kadar çok az direnişle karşılaşmıştı. Burada ilk kez Perslerle karşı karşıya geldi. Asker sayısı açısından üstün olan İskender, yine de hiç fark edilmeden nehri geçti ve sürpriz bir saldırı gerçekleştirdi. Sadece birkaç yüz asker kaybıyla kısa sürede zafer kazandı. Ordusuyla birlikte, güneye doğru, bugün Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Issuz’a kadar herhangi bir engelle karşılaşmaksızın yoluna devam etti. Burada Kral III. Darius’un komutasındaki, kendi ordusundan üç kat daha büyük olan ana Pers ordusuyla karşılaştı. Genç Makedonyalı, alışageldiği üzere hücum emrini vermekte gecikmedi. İskender’in yay mızrakçıları, başlangıçta sayıca üstün olan Pers ordusunun savunmasını yaramadığı gibi, atlı süvarilerin cephelerden yaptığı saldırılar da başarısız oldu. Askerlerin morali kırılmaya başlamıştı ki, İskender, adeta intihar komandosu gibi, askerlerinin başına geçerek, doğrudan Darius’u hedef alan bir saldırı başlattı. Pers kralının önünde bulunan savunma hattı, daha güçlü olan Makedonyalı süvariler karşısında tutunamadı. Darius ve askerleri öyle hızlı kaçtı ki kralın annesi, karısı ve hatta çocukları savaş meydanında kaldı. Daha önceki seferlerinde teslim olmayan tüm köylerin ahalisini kılıçtan geçiren İskender, burada farklı bir siyaset uygulayarak, düşmanı kazanma yoluna gitti. Esir alınan kraliyet ailesi üyelerine statülerine göre davranılmasını emretti. Esir düşen Pers askerlerine ve paralı askerlere de idam edilmek yerine taraf değiştirme fırsatı verdi. Darius’a gelince. Bir daha yolları hiç kesişmedi. Zira, kimi kaynaklara göre Pers Kralı, Bessus isimli bir adam tarafından öldürülmüştü. İskender, Bessus’u yakalatarak çarmıha gerdirdi. Düşmanını ancak kendisi öldürebilirdi, bir başkası değil.

Büyük İskender Kendisini Tanrı Olarak Görmeye Başladı

Ertesi yıl İskender, bugün Lübnan’ın güneyinde, Akdeniz kıyılarında bulunan liman kenti Tyre’ya 7 ay süren bir kuşatma gerçekleştirdi. Şehir düşünce Gazze’yi ele geçirmek için güneye doğru hareket etti ve Mısır’ı işgal etti. MÖ. 332’in sonlarına doğru Nil nehrinin ağzında, kendi adını yaşatacak İskenderiye’yi kurdu. Kent bir anda Yunan dünyasının ticaret, bilim ve edebiyat merkezi oldu. Öte yandan kazandığı zaferlerle doğasındaki megalomani harekete geçen genç kumandan, Tanrı Ammon’a ithaf edilen büyük Mısır topraklarını ziyaret ettikten sonra ilahi köklere sahip olduğunu iddia etmeye başladı. Bu arada tapınağın can derdine düşmüş rahiplerinin, ‘’ Zeus ve Ammon aynı tanrı. Sen de Ammon’un oğlusun, sen de Tanrısın!’’ şeklindeki söylentileri, İskender’deki bu ruhsal dönüşümü daha da şiddetlendirdi.  Öyle ya,  kendisinden sayıca üstün orduları defalarca yenmiş, dünyanı  en önemli savunma hatlarından biri olan Tyre gibi şehirleri fethetmiş, defalarca ölümden kurtulmuş ve iki yıl içinde Pers İmparatorluğu’nun büyük bir bölümünü ele geçirmişti. Bunları bir Tanrıdan başka kim yapabilirdi ki! Zaten en şiddetli savaşlarda gösterdiği cesaret ve sergilediği liderlikten dolayı kendisine aşırı hayranlık besleyen askerleri, İskender’in ‘’ kutsanmış ‘’ olduğunu kabul etmekte çok zorlanmayacaktı.

Makedonya’lı MÖ. 331 ile birlikte dünyayı fetih seferine yeniden başlayarak Dicle ve Fırat nehirlerini geçti. 1 Ekimde ( ay tutulmasına göre bu tarih doğrulanmıştır ) İskender, bir kez daha kendisinden sayıca üstün olan Pers ordusunu yendi. Yorgun askerleri, Perslerin başkenti Persopolis’te soluklanmaya, yorgun olmayanlarıysa kraliyet hazinesi yağmalamaya başlamıştı.

MÖ. 330’un sonlarına doğru önüne geçilmeyen Makedon, bütün Anadolu’yu ve Pers topraklarını kontrol ediyordu. Beş yıldan kısa bir sürede dünyanın en büyük imparatorluğunu kurmuştu. Her ne kadar babasının bütün hayallerini gerçekleştirmiş olsa da bunlar İskender’i tatmin etmedi. Takip eden 3 yıl içerisinde Afganistan, Orta Asya ve Hindistan’ın kuzeyini fethetti. Bu seferler sırasında, Hindistan Kralı Porus’un 2 binden fazla fille desteklenmiş ordusunu tarumar ettiği kanlı Hydaspes Nehri Savaşı da dahil olmak üzere İskender, hiçbir savaşı kaybetmedi.

Savaş Stratejileri Onunla Başladı

İskender’den önce genel bir savaş  planı üzerinde çalışmak ya da özel stratejiler geliştirmek gibi kavramlar bilinmiyordu. Cephe taktikleri henüz gelişmemişti. Kural basitti; Sayıca üstün ve iyi silahlanmış olan, savaş kazanırdı. Makedon lider, düşmanı kuşatmaya dönül manevralar geliştirdi ve yaya birlikleriyle atlı süvarileri koordine etti. Stratejilerine deniz kuvvetlerini de dahil etti. Savaş gemileri tasarlatarak asırlarca deniz savaşlarında önemli güç olacak silahlı kadırgaların ortaya çıkmasını sağladı. İskender’den önce savaşlar, bir sokak savaşına benziyordu; İskender’den sonraysa büyük, ama provası yapılmamış bir oyuna dönüştü.

İskender, Porus’u  yenmesinin ardından seferlerine devam etmek istiyordu; ancak ordusu 8 yıldır devam eden savaşlardan bitap düşmüştü. Kurmaylarının çoğu da eve dönme taraftarıydı. Genç kral sonunda genel eğilime kulak verdi. Makedonya’ya doğru dönüşe geçen  büyük fatih, fethettiği toprakların yönetimini kendi subaylarına ve güvenini kazanmış eski düşmanlarına bıraktı. Esir alınan Pers askerleri Makedon taktiklerine göre eğitilerek, Makedon ordusuna dahil edildi. Batıyı ve doğuyu birbirine bağlayan diğer bir etken olarak İskender, yaklaşık 10 bin askerini Persli kadınlarla evlendirmişi. Kendisi de böyle bir evlilik yapanlar arasındaydı.

Makedonların lideri evine asla varamadı. İlahlık iddialarına rağmen yolda hasta olması, kendisinin de ölümlü bir fani olduğunu net bir şekilde ona hatırlatmıştı. MÖ. 323’te, 33 yaşındayken sıtma olduğundan şüphelenilen bir hastalıktan dolayı hayata veda etti. Muhtemelen hiçbir zaman ölmeyeceğine kendisini şartlandıran İskender, yerine ne birini getirmiş ne de veliaht tayin etmişti tek vasiyeti, imparatorluğunun ‘’ en güçlü olanın ellerine kalması’’ şeklindeydi. Ancak hiç kimse İskender’in gücüne sahip değildi. Ölümünün ardından bir yıl içerisinde imparatorluğu ve ordusu parçalara ayrılarak, ihtişamını kaybetmeye başladı.

Makedon Kral, teşkilatlandırmadaki yeteneği, stratejik ve taktiksel açıdan getirdiği yenilikler ve kişisel cesaretiyle dünyayı değiştiren asker liderler arasındaki haklı yerini almıştı. Batı ve Doğu arasında ilişki kurmada ve Yunan medeniyetini geniş topraklara yaymada başarıl olmuş, bu arada birer ticaret ve kültür merkezi olan 70’den fazla şehir kurmuştu. Kendi geliştirdiği saldırı ve kuşatma taktikleri, gelecek asırlar için model olmasının yanı sıra, askeri taktikleri, hem Romalılar hem de daha sonra Napolyon tarafından kurulan imparatorluklar için standart oluşturacaktı.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here