PAYLAŞ

Edmond Halley (1656-1742) Kimdir? Hayatı, Çalışma Alanları ve Eserleri Nelerdir?

Meşhur İngiliz gökbilimci Edmond Halley, Londra Haggerston’da zengin bir sabuncunun oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesinin maddi durumu oldukça iyiydi. Bu yüzden adını bilim tarihine yazdıran birçok bilim adamının aksine, hiçbir zaman kuru ekmeğe muhtaç olmadı. Çok iyi okullarda okudu. Bir istediği iki edilmedi. Çocukken matematiğe yatkın olduğu anlaşılınca ailesi onu St Paul’s School’a yazdırdı. Daha sonra Oxford’daki The Queen’s College’e devam etti. Halley bu sırada gökbilimlere daha çok eğilimli olduğunu fark etmişti. Henüz öğrenci iken güneş sistemi ve güneş lekeleri ile ilgili makaleleri yayımladı. Kraliyet astronomu Flamsteed’in yanında çalışmaya başladı. Merkür’ün tutulmasını gözlemledi. Ve Kepler’in aksine, bir gezegenin boş elips odağı çevresinde sanıldığı kadar değişmez bir hareket yapmadığını ispatlayınca da yıldızı parladı.

Teorik bir gökbilimci olarak kalmaya niyetli olmayan Halley, gözlem yapmak istiyordu. Gökbilimde gerçek ilerlemenin, yıldızların koordinatlarının net bir şekilde tespitine dayandığını düşünüyordu. Büyük gözlemevlerindeki gökbilimciler de yıldızların yerlerini doğru tespit etmeye çalışıyordu. Halley, gözlem uğruna 1676 yılında, bitirme sınavlarına girmeden Oxford Üniversitesi’ni bırakotı. Henüz 20 yaşındayken, o güne dek el atılmayan güney yarımküre yıldızlarını incelemek üzere Güney Atlas Okyanusu adalarındaki St. Helena’ya gitmeye kararn verdi. Çünkü Alman gökbilimci Johann Hevelius Dantzig’de, İngilitere Kraliyet Gökbilimcisi John Flamsteed de Greenwich’de bu tür çalışmalarla uğraşıyordu. Halley isabetli bir karar vermişti. Çünkü güneyde kalan yıldızlar o çağa kadar hiçbir zaman dikkatli bir biçimde incelenmemişti. Sabun tüccarı baba Halley, zenginliğinin yanı sıra ileri görüşlü de olduğu için oğlunu ilk cesaretlendiren kişi oldu. Genç gökbilimcinin cebine 300 poundluk ödenek koydu. Halley, 1676 yılında birleşik krallığın Doğu Hindistan Şirketi’nin gemilerinden biriyle Güney Atlantik Okyanusu’ndaki St. Helena adasına doğru yola çıktı.

Edmond Halley’in Astronomiye Katkıları Nelerdir?

Halley, üç ay süren uzun yolculuktan sonra gelecekte Napolyon Bonaparte’nin sürgün hayatı yaşayacağı, Atlantik’in ortasında tek başına duran St. Helena’ya ulaştı. Ancak hayal kırıklığına uğradı. Bu adanın gözlem için çok uygun olduğu bilgisi doğru değildi. Gökyüzünü sürekli bulutlar kapatıyor, yağmur yağıyordu. Gözlem zoruluğuna rağmen üç yüzden fazla yıldızı inceleyip yerlerini tespit etti. Hatta 7 Kasım 19477’de Merkür gezegeninin güneşin görünür diski üzerinden transit geçişini gözledi. Bir yıl sonra İngiltere’ye döndüğünde ilgiyle karşılandı. 341 güney yıldızının ayrıntılarını içeren ‘’Güney Yıldızları Kataloğu’’ ( Catalogus Stellarum Australium ) adlı eseri yayımlandı. Bugün birçok genç tek başına yabancı bir ülkeye bile gidemezken, Halley’in 20 yaşında ıssız bir adaya giderek elde ettiği verilerle Yıldız haritasına önemli katkılarda bulunması bile, başlı başına bir olaydı. Çalışmasını 1677’de Kral II. Charles’a sundu. Kralın devreye girmesiyle okulunu bitirmediği halde, 18 Kasım 1678’de Oxford Üniversitesi’nden lisansüstü derecesi aldı. İki hafta sonra Kraliyet Cemiyeti üyeliğine ( Fellow of the Royal Society ) seçildi.

Genç bilim adamı 14 Mayıs 1679 tarihinde yeniden yollara düştü. Dantzig’de bir yıldan fazla gözlem yaptı. Ertesi yıl tüm Kıta Avrupa’sını kapsayan bilimsel bir geziye çıktı. Aynı yıl, gökyüzünde bir kuyruklu yıldız belirdi. Halley bu yıldızı Paris Gözlemevi yöneticisi, ünlü Fransız gökbilimcisi Gian Domenico Cassini ile birlikte gözlemledi. Tüm dünyada yankı uyandıran bu gökcisminin rotası çıkarıldı. Cassini, kuyruklu yıldızın güneş çevresinde daire şeklindeki yörüngesini iki buçuk yılda dolandığını hesaplamıştı. Ancak bir yerde hata yapıyordu.

Edmond Halley Newton’a Sponsor Oldu

Hesapları bir kenara bırakan Halley, İngiltere’ye döndükten sonra 1682’de aşkı Marry Tooke ile evlendi. Islington’a yerleşti. Burada yerçekimi ve ay gözlemleriyle ilgilenmeye başladı. 22 Kasım 1682 günü sabahı saat 6:30’da, ileride kendi adını alacak olan kuyruklu yıldızı izlerken, Kepler’in gezegensel hareket yasalarının kanıtlanması kafasına takıldı. Halley’in matematik bilgisi, günümüz çağdaş gökbilimin temel yapı taşlarından birini oluşturan ‘’Evrensel Çekim Kanunu’’nu çözmeye yetmiyordu.

Parlak zekalı ama utangaç arkadaşı Isaac Newton’a danışmak için Cambridge Ünibversitesi’ne gitti. Newton problemi çözmüş ama sonuçlarını yayımlamamıştı. Çünkü, üzerinde çalıştığı bu sorunu nasıl çözdüğüne dair hesapları kaybetmişti. Bu cevap karşısında kulaklarına inanamayan Halley, bu olayın ne kadar önemli olduğunu ve sonuçlarının mutlaka bulunarak yayınlanması gerektiğini anlattı. Bir süre sonra Newton kaybolan matematik hesaplarını yeni baştan hazırladı. Sonuca ulaşsa da, bunları yayınlamak istemedi. Zira cebinde parası yoktu. Londra Kraliyet Derneği de kriz içindeydi. Cömert arkadaşı Halley sponsor olunca Newton, ‘’Doğa Felsefesi’nin Matematiksel İlkeleri ‘’ Philosophiae Naturalis Principia Matehmatica ) isimi çığır açan eserini yayımlayabildi. Newton böylelikle, Halley’in de yakın desteği ile çağının en ünlü bilim adamları arasında giriyordu.

Beş yıl sonra Newton 1685’te İngiliz astronom John Flamsteed’e yazdığı bir mektupla, Kasım ve Aralık 1680’de görünen kuyruklu yıldızların büyük bir ihitimalle aynı olduğunu söyledi. Newton’a göre kuyruklu yıldızlar, Güneş’in çekim kuvvetleriyle hareket ediyordu. Bu arada Newton, Halley’e de kuyruklu yıldızların izlediği gerçek yolun aşağı yukarı bir parabol şeklinde olduğunu söylemişti. Saksonya’da, George Samuel Doerfeal adlı bilim adamı da aynı sonuca varmıştı.

Takvimler 1692 yılını gösterirken Newton laboratuvarda geçen bir ömrün sonuna yaklaşmıştı. Depresyon, paranoya, uykusuzluk, hafıza kaybı şikayetleri iyice artmıştı. Yakın arkadaşı Halley’in durumu da , alkol alışkanlığından dolayı hiç iç açıcı değildi.

Edmon Halley’in Çalışmaları Nelerdir?

Halley, 1704’te Oxford Üniversitesi’nde boşalan Geometri Kürsüsü’ne seçilince kendini toparladı ve kuyruklu yıldız araştırmalarına ağırlık verdi. Öncelikle arkadaşı Newton’un ortaya koyduğu genel kuralları uyguladı. Ardından güvenebilir gözlem kayıtları bulunan, yirmi dört parlak gökcisminin hareketlerini incelemeye aldı. Parabol biçimli yörüngelerin yerine, kesinlikle eliptik olan bazı yörüngeler hesaplandığını görünce büyük bir heyecana kapıldı. Bu hesaplamaya göre özellikle 1682’de kendini gösteren kuyruklu yıldızın, çok az eğimi olan ( 180) bir düzlem üzerinde hareket ettiğini ve dışmerkezliliği çok büyük olan gerçek bir eliptik yörüngeye sahip olduğunu gördü. Halley’in ilgilendiği üç kuyruklu yıldız da güneşin çevresinde, gezegenlerin ters doğrultusunda ( saat yönünde) dolanıyordu. Nihayet 1705 yılında, yaptığı hesaplamada, bu üç kuyruklu yıldızın, büyük elips bir yörünge üzerinde yol alan ve her 75-76 yılda bir dünya ve güneş yakınlarına gelen tek bir kuyruklu yıldız olduğu sonucuna vardı. Yaptığı hesaplamalar üzerine, kuyruklu yıldızın 1758’de bir kez daha dünyadan görüneceğini ilan etti.

Tahmin edileceği gibi Halley’i kıskanan devrin gökbilimcileri bu hesaplamayı kabul etmeyerek, kehanette bulunduğunu öne sürdüler. Kraliyet Gökbilimcisi seçilmek ümidiyle reklam yaptığını söyleyenler bile çıktı. Hatta Halley’in o tarihte hayatta olmayacağı için böyle bir palavrayı kolaylıkla ortaya attığını söyleyecek kadar ileri gidenler de oldu.

Halley’ye inanmayanlar haksız da değildi. Çünkü İsviçreli matematikçi ve fizikçi Jacgues Benoubilli, 1680’de görünen kuyruklu yıldızın 17 Mayıs 1719’da geri döneceğini söylemişti. O tarihte hiçbir şey görünmedi. Diğer tahminler de tutmamıştı. Bu arada Halley 9 Şubat 1720’de, Flamsteed’in ölümüyle boşalan Kraliyet Gökbilimciliği’ne atandı.

Hesaplarının doğruluğundan emin olan Halley, eleştirilere kulak asmadı. Hatta yeni ‘’kehanette’’ bulundu. Venüs gezegeninin hareketiyle yakından ilgilendiğinden, bu gezegenin 1761’de güneşin önünden transit geçeceğini söyledi. Bu müthiş gök olayı doğru çıkarsa bilim adamları Güneş’in uzaklığını ve Güneş sisteminin boyutlarını ölçebilecekti. 20 Mart 1727’de arkadaşı Newton’u kaybeden Halley, o günleri göreceğinden ümitli değildi.

Halley, ömrünün sonuna yaklaştığında teleskopunu aya çevirdi ve on sekiz yıl boyunca Ay’ın hareketlerini izledi. Ay’ın hareketlerinden yararlanılarak, hareket halindeki bir gemiden boylamın ölçülmesine ilişkin teoriyi geliştirmeye çalışıyordu. 1737 yılında eşini kaybetti. Aynı yıl felç geçirdi. Her şeye rağmen teleskopunun başından ayrılmadı. 14 Ocak 1742’de gökte bir yıldız kaydı. Aynı anda Halley Greenwich Gözlemevi’ndeki odasında yaşama veda ediyordu. Halley, beklenen kuyruklu yıldızdan önce ölmüştü, ama iddiası halen gündemdeydi. Hazırladığı ‘’Gökbilim çizelgeler ‘’ (Astronomical Tables) ölümünden sonra 1749’da yayınlanınca, ilginç bir paragraf ortaya çıktı. Ünlü bilim adamı burada şöyle diyordu: ‘’Görüldüğü gibi bu üçünün yörünge elemanları birbirleriyle çok yakın bir uyum içindedir ve bunların üç değişik kuyruklu yıldız olabilmesi yalnızca bir mucizedir. Bu nedenle, eğer kuyruklu yıldız öngörüldüğü gibi 1758 yılı civarında geri dönerse, gelecek nesillerin, bu durumun ilk kez bir İngiliz tarafından keşfedildiği gerçeğini reddetmeyeceklerine inanıyorum.’’

Takvimler 1758 yılını gösterdiğinde heyecan doruğa çıkmıştı. Avrupa’da aralarında ünlü kuyruklu yıldız avcısı Fransız gökbilimci Charles Messier’in de bulunduğu çok sayıda araştırmacı Halley’i araştırmaya koyulmuştu. Birçok ünlü bilim adamı, kuyruklu yıldızın geliş tarihini tam olarak hesaplamaya çalışıyordu. 1758 yılının bitmesine sadece 5 gün kalmıştı. Nihayet Almanya’nın Dresden kenti yakınlarında oturan Palitzch adındaki Saksonyalı bir çiftçi, aynalı teleskopuyla 25 Aralık 1758 tarihinde Halley’in geri dönüşünü ilk gören kişi oldu. Paris Gözlemevi’nde çalışan Nlessier ise, Halley’i 21 Ocak 1759 gecesi gözlemledi. Çıplak gözle de izlenilebilen kuyruklu yıldız en son 22 Haziran tarihinde Lizbon’da Chevalier adındaki bir gökbilimci tarafından görüldü. Böylece, İngiliz gökbilimcinin kehaneti ölümünden 16 yıl sonra gerçekleşti. Adı, geri dönen kuyruklu yıldıza verilerek ölümsüzleştirildi. Halley kuyruklu yıldızı, 6 Ağustos 1835’te, 29 Nisan 1911’de ve son olarak da 6 Mart 1986’da gözlendi. Bir sonraki ziyareti ise yüzyılın ortasında gerçeleşecek.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here