PAYLAŞ

Fransız Devrimi ( 1789 ) Nedir?  Nedenleri, Sonuçları ve Özellikleri Nelerdir?

Fransız Devrimi, birçok tarihçiye göre tarihteki belirleyici dönüm noktalarından biri olmuş, adeta zincirleme bir reaksiyon yaratarak günümüze kadar gelen olaylar üzerindeki etkisini devam ettirmiştir. Doğal olarak, her türlü politik sosyal gelişmenin de referans noktası olan Fransız Devrimi; Fransa ve Avrupa tarihinde büyük politik ve sosyal değişimin yaşandığı, öncesinde Katolik Kilisesi ve Aristokrasinin feodal ayrıcalıklara sahip olduğu mutlak bir monarşiye dayanan hükümetin, sonrasında, demokrasi, vatandaşlık ve inkar edilemez haklar çerçevesinde radikal değişimlere maruz kaldığı bir dönem olmuştur.

Peki tarihe damgasını vuran bu devrim, bu iki cümlede yazıldığı kadar kolay mı gerçekleşmiştir? Tabii ki hayır. Devrime, tarihe Terör İktidarı ( The Reign of Terror ) olarak geçen ve toplu kıyımların, idamların, ayaklanmaların yaşandığı ve Avrupa’daki hakim güçlerin birbirini boğazladığı bir süreç eşlik etmiştir. Devrimi takip eden 75 yıl boyunca Fransa, sırasıyla cumhuriyet, diktatörlük, anayasal monarşi ve imparatorluk rejimiyle yönetilerek baş döndürücü bir trafik sergilemiştir. O halde bu inanılmaz dönüşümün arkasında yatan sebepler nelerdi?

Fransız Devrimi’nin Sebepleri ve Nedenleri Nelerdir?

Sebeplerinden biri şüphesiz ki, Rönesans sonrasında ortaya çıkan Aydınlanma’nın etkisiyle zihin dünyaları şekillenen aydınlardı. Adları her zaman devrimle anılacak olan Fransız aydınları, ihtilalin benzini olabilecek fikirleriyle gerçekten etraflarındakileri aydınlatıyordu. Sözgelimi Montesquieu, ‘’ İran Mektupları ‘’ isimli eserinde bir İranlıyı konuşturarak Fransa’daki rejimi, sosyal vaziyeti eleştiriyor, dolaylı olarak halka, hükümetin uygulamalarını ve soyluların yaşamını şikayet ediyordu. ‘’ Kanunların Ruhu Üzerine ‘’ isimli eserindeyse mevcut rejimleri kıyaslıyor, en iyi rejimin, yasama ile yürütmeyi ayıran rejim olduğunu savunuyordu.

Devlet yönetimini eleştiren, rejimin değişmesi gerektiğini savunan Denis Diderot ve eserlerinde vicdan özgürlüğünü vurgulayarak Kilise ve din adamlarını eleştiren Voltaire de rejimi bombardıman eden aydınlardandı.

Ama hiç şüphe yok ki, bunlar arasında en etkili olanı, düşünceleriyle, Fransız halkını en çok etkileyen düşünür Jean Jacques Rousseau olmuştu. ‘’ Sosyal Mukavele ‘’ ( Contrat Saocial ) isimli eserinde, insanın hür olarak doğmasına rağmen her yerde zincire vurulduğunu, hakları çiğnenenlerin haklarını geri almak için ihtilal yapmaya hakları olduğunu vurgulayan Rousseau, egemenliğin sadece millete dayanması gerektiği fikrini hararete savunuyordu.

Sınıf Çatışması, İhtilalin Fitilini Ateşliyor

İhtilal tohumları, çok uzaklarda, Amerika’da filizlenmişti. Fransa, 1763’te Yedi Yıl Savaşları sonunda imzalanan Paris Antlaşması ile Kuzey Amerika’daki tüm kolonilerini İngiltere’ye kaptırmıştı. Savaşın tüm bedelini yeni vergilerle kolonilere ödetmeye kalkışan İngiltere, karşısında kendisine karşı ayaklanan Amerikalıları, onun arkasında da bu mücadeleye büyük mali destek Fransa’yı bulmuştu. Amerikan Bağımsızlık Savaşı, 1776’da bağımsızlık ilanıyla tamamlamış, bu mücadeleye büyük para akıtan Fransa ise mali açıdan çökmüştü. Öte yandan ölçüsüz saray harcamaları da monarşinin kasasını tamtakır bırakmıştı. Acilen kaynak bulunmalıydı ve her başarısız yöneticinin ilk aklına gelen vergi silahı devreye girdi. Kral 16. Lui, 1789’da soyluları toplayıp toprak mülkiyeti üzerinden vergi alınmasını talep ettiğinde, soylular huysuzlandı. Parlamentonun toplanmasını istediler. Parlamento soylular, din adamları ve halktan seçilen üç ayrı kamaradan meydana geliyordu. Öte yandan ülkedeki sınıflar arasındaki uçurum, olabilecek radikal değişikliklerin de sinyallerini veriyordu. Sistemin tüm yükünü nerdeyse halk çoğunluğunu oluşturan köylüler çekiyordu. Vergi veriyor, askerlik yapıyor, soyluların ve din adamlarının topraklarında çalışıyorlardı. Üstelik hiçbir hakka da sahip değillerdi.

Parlamento, ayrıcalıklı soylular ve din adamlarıyla burjuvazi ve halkın temsilcileri arasında şiddetli tartışmalara sahne oldu. Zira 18. Yüzyılın başından itibaren ticaretin gelişmesiyle servetini katlayan ve belli başlı bir sınıfa dönüşen bujuvazi, siyasette, elinde tuttuğu güce karşılık gelebilecek bir ağırlığı olmasını istiyordu. Bunun için de ülkedeki feodal yapının ve monarşinin kaçınılmaz sonucu olan sosyoekonomik sınırların kaldırılmasını istiyorlardı. Özellikle varlıklı orta sınıflar, monarşiye karşı savaş açtı. Yeni bir anayasayla monarşinin sınırlandırılmasını, iç gümrük duvarlarının kaldırılmasıyla ticaretin serbestleştirilmesini, vergilerin yeniden ayarlanmasını ve ülke yönetiminde daha çok ağırlıklarının olmasını istiyorlardı. Kral, bu taleplere kulaklarını tıkadı. Halkın öfkesi kontrolden çıkmıştı. 14 Temmuz 1789 günü Bastil hapishanesini basarak mahkumları saldılar. Baskın, ihtilalin köşe taşı olmuştu.

Ülke meşrutiyete doğru yelken açmıştı. Kurucu meclis toplandı ve ihtilalin en önemli mevyesi olan ‘’ İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ‘’ yayınlandı. İnsan hakları, eşitlik ve özgürlük gibi değerleri temel alan bu devrim, kısa zamanda tüm Avrupa’ya yayılacak ve mevcut monarşileri tehdit edecekti. Yeni bir anayasayla monarşinin yetkileri budandı. Anayasaya göre halkın seçeceği parlamento, yasama ve yürütmeyi kralla paylaşacaktı. Bu gelişmeler ülkedeki feodal yapıyı sarstı. Bu ekonomiyi rahatlabilir, sonuç olarak Fransız ekonomisi ivme kazanabilir, o da, Fransa’nın askeri gücünü arttırabilirdi. Avrupa’nın diğer güçleri, bu ihtimalden korkuyordu.

Bu arada devrimin başında burjuvazi, sistemi tamamen yıkmaktan yana değildi. Kral ve liberal görüşlü soylularla bir araya gelerek, herkesin kazançlı çıkabileceği bir düzenleme yapma isteğindeydiler. Lakin Lui, aynı fikirde değildi ve yetkilerini paylaşmaya niyeti yoktu. Aristokratlar da tutucuydu ve gözleri halen eski düzendeydi. Ayrıcalığını kaybeden her iki taraf da dışarıdan müttefik aramaya başladı. Buldular da; Habsburg hanedanı İmparator II. Leopold.

Avrupa’daki diğer güçler de kendisini desteklerse Fransa Devrimi’ne karşı güç kullanabileceğini ilan eden Leopold, saraya uzak değildi. Fransa kraliçesi Marie Antoinette’in kardeşiydi. Lui’nin dışarıdan da destek alarak devrime isyan etmesi, devrimcileri bir sonraki aşamaya mecbur etti ve 1792’de Cumhuriyet ilan edildi.

Giyotin Cumhuriyet Adına İndi

Cumhuriyetin oturtulması için çok kan dökülecekti. Nerdeyse 40 bin kadar kellenin giyotinle bedenlerinden ayrıldığı 1793-1794 yılları arasındaki dönem, tarihe ‘’ Terör İktidarı ‘’ olarak geçecekti. Cumhuriyet rejimi, içerde birliği sağlayarak, dışarda gelen tehdidi savuşturuyordu. Ama yaşananların faturası Lui’ye çıkarıldı ve kral 1793’te hayatından oldu.

Cumhuriyet esaslarına göre hazırlanan yeni anayasanın getirdiği ağır şartlar hayata geçirilemedi. Bu arada parlamentoda çoğunluğu sağlayan halkın temsilcileri, ağır tedbirlerin kaldırılmasını isteyince, 1795’te muhafazakar ‘’ Direktuvar ‘’ ( direktörler ) idaresi kuruldu. Yine rejim değişmişti. Bu kez icra, Beşyüzler ve İhtiyarlar Meclisi tarafından seçilecek beş direktöre bırakıldı. Milli hakimiyet, askıya alındı. Devleti yönetmek güçleşti. Ordu siyasete karıştı. Sistem kilitlenince, ülke, rotasını konsüllük idaresine çevirdi.

1799’da kurulan Konsüllük idaresinde direktörlerin yetkisi üç konsüle devredildi ve tüm yetkiler birinci konsülde toplandı. Birinci konsül ise, Fransa ile özleşecek bir isimdi; General Napolyon Bonapart. Konsüllük idaresi, 1804’e kadar devam etti. Bu tarihten sonra Fransa imparatorluk ile tanıştı.

Konsüllük idaresi altında her ne kadar ziraat, ticaret ve sanayi gelişmiş olsa da, meclisi etkinliğini kaybetmiş, halkın iradesini, yönetime daha çok yansıtmayı amaçlayan devrim hedefinden uzaklaşmıştı. Ülkedeki hakim güç, yine tek bir kişide, İmaparator Napolyon Bonapart’ta toplanmıştı. İmparator Napolyon idaresindeki Fransa ile Avrupa devletleri arasında yapılan savaşlarda Napolyon fırtınası esti. Fransa Avrupa’nın büyük bir kısmını ele geçirerek, Avrupa haritasını değiştirdi. Napolyon’un İmparatorluk yönetimi, 1815’e, askeri ve siyasi kariyerini sona erdirecek olan Weterloo Savaşı’na kadar sürecekti.

Devrim, Çok Uluslu İmparatorlukların Canına Ot Tıkadı

Fransız Devrimi, bir taraftan ulusal bilincin ve yönetime dönük tepkilerin bir araya gelerek etkili ve kanlı da olsa bir yönetimi nasıl değiştirdiğini gösterirken, diğer taraftan da yurttaş haklarına yaptığı vurguyla, vatandaşlık bilincinde patlamaya yol açmıştı.

Özellikle milliyetçilik kavramını doğuran ve zincirleme reaksiyonla tüm çok uluslu imparatorlukları etkisi altına alan devrimin, Yeniçağ’ı bitirip, Yakınçağ’ı başlattığına inanılır. Bu inanışa göre devrimle birlikte önem kazanan milliyetçilik, ezilen halkların hak arayışını hızlandırmış, başkaldırılarıyla bağımsızlıklarını kazanarak yeni ulus devletlerin doğmasını sağlayan halklar, haritaları değiştirmişlerdir. Diğer bir deyişle devrim, emperyalist imparatorlukların aleyhine olmuş, imparatorluk çatısı altındaki farklı uluslar ayaklanarak, Osmanlı örneğinde olduğu gibi, imparatorlukların dağılmasına kapı açmıştır. Öyle ki bazı tarihçilere göre Fransız Devrimi, sonuçlarıyla, her iki dünya savaşına zemin hazırlayarak, içinde yaşadığımız dünya sistemini oluşturmuştur.

Fransız Devrimi’nin Sonuçları Nelerdir?

Devrimin bir diğer önemli meyvesi de, insan haklarına yaptığı vurgu oldu. Devrimin hemen ardından Fransız Ulusal Meclisi tarafından kabul edilen ‘’ İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ‘’ ile İngiliz filozof John Locke’un şekillendirdiği ve ardından İngiltere’ye karşı verdikleri bağımsızlık savaşı esnasında Amerikalılar tarafından benimsenen İnsan Hakları Bildirisi, dünya çapında bildiriye dönüştürülerek, bir şekilde kurumsallaştırıldı. Buna göre; insanlar eşit doğmuştur, eşit yaşamaları gerekir, ezilenlerin zulme karşı direnme hakkı vardır ve her türlü egemenliğin esası millete dayanır. Mutlak egemenlik bir kişi ya da zümrenin elinde toplanamaz. Devleti yönetenler halka karşı sorumludur. Ve hiç kimse, dini ve fikirlerinden dolayı kınanamaz. Herkesin insan olmakla edindiği doğal haklar vardır ve kimse bunlardan mahrum bırakılamaz.

Fransız Devrimi, aynı zamanda büyük bir zihinsel devrime de sebep oldu. Yönetilenler, yönetenlerden korkmamaları gerektiğini, iktidarın gücünü halktan aldığını ve dolayısıyla da halka karşı sorumlu olduğunu idrak etti. Bu açıdan Fransız Devrimi, kendinden sonraki devrimlere, özellikle de Rusya’daki 1917 Devrimi’ne ilham kaynağı olmuştur. Bu dönüşüm, soyluların ve rahiplerin ayrıcaklıklarının kaldırılması ve mutlak monarşinin yıkılarak, egemenliğin halka dayandığının tescillenmesiyle sonuçlandı. İlk kez Fransız Devrimi sırasında dile getirilen eşitlik, adalet, milliyetçilik, hürriyet, ulusal egemenlik, laiklik, cumhuriyet gibi kavramlar önem kazandı. Belki de tüm bunları özetleyecek olan, devrim sırasında atılan ve daha sonra modern demokrasilerin nüvesini oluşturacak olan slogandı; ‘’ Liberte, egalite, fraternite, ou la mort ‘’. ( Özgürlük, eşitlik, kardeşlik ya da ölüm ! )

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here