PAYLAŞ

Günümüzde Felsefe Nedir? Anlam ve Özellikleri Nelerdir?

Günümüz Batı felsefesinde iki felsefi anlayışın ya da geleneğin egemen olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlayışların birincisi daha çok ABD, İngiltere, Kanada ve Avustralya gibi İngilizce konuşan ülkelerde egemen olan Çözümleyici Felsefe ( Analitik Felsefe ) geleneğidir. Bu geleneğin tarihçesi bir yönüyle David Hume ( 1711- 1776) ve Kant’la ( 1724 – 1804) başlamıştır. 18. Yüzyıla damgasını vuran Hume’un deneyimcilik fikri ve Kant’ın aydınlanmacılık düşüncesi yavaş yavaş batı felsefesinin temelini oluşturmaya başladı. Hume, yegane bilgiyi duyuma ve deneyime dayandırırken, Kant, doğru bilginin kaynaklarından birinin de akıl olduğunu ileri sürmüştür. Kant’ın aydınlanmacılık düşüncesine göre de, insan, içinde bulunduğu zorlukları ancak akıl yoluyla çözebilir ve kendi yolunu akılla bulabilir. Demek ki, batı felsefesi bir yandan bilgiyi duyuma ve deneyime, kabaca olguya indirgerken, bir yandan da insan aklının önemini ön plana çıkarmıştır. Bu anlayış 19. Yüzyılda Pozitivizm ( olguculuk ) akımının doğmasına yol açmıştır. Pozitivizme göre, doğru blgi olguya ve deneye dayanan bilgidir. Dolayısıyla deneysel ve olgusal temeli olmayan metafizik bilgiler doğru bilgi olamazlar. Pozitivistlere göre, metafizik bilginin herhangi bir doğruluk değeri yoktur.

Ancak, pozitivistler her çeşit doğru bilgiyi deneye ve olguya indirgemenin imkansız olduğunun farkındaydılar. Evet, bilimsel bilgiyi deneye ve olguya indirgeyebiliriz. Peki, ya matematiksel, mantıksal ve felsefi bilgiler? Mantık alanına ilişkin bilgilerimiz deneyden ve olgudan çıkmazlar ama, en az bilimsel bilgi kadar kesindirler. Aynı değerlendirmeyi felsefi bilgi için de yapabiliriz. Sırf deneye ve olguya dayanmıyorlar diye bütün felsefi bilgileri yanlış mı sayacağız? Öyleyse deneysel ve olgusal doğrulamanın yanında başka tür doğrulama yöntemi veya şeklinin olması gerekir. İşte pozitivistlere göre bu yol dilsel ve mantıksal çözümleme yoludur. Demek ki, pozitivistlere göre felsefi önermelerin doğrulukları, dilsel ve mantıksal çözümlemelerle ortaya çıkarılabilir. Bu yaklaşımdan dolayıdır ki, 20. Yüzyılın ilk yarısında Mantıkçı Çözümleyici Felsefe ( Analitik Felsefe ) olarak bilinmektedir.

Çözümleyici Felsefenin en önemli özelliği kurgusal ( spekülatif ) temellendirmelere karşı olmasıdır. Metafiziğe karşı çıkışı da bu nedenledir. Onlara göre felsefe, elinden geldiğince bilimsel yöntemlerle ele alınmalı ve bilimin olgularıyla desteklenmelidir. Bu felsefi akımın 19. Yüzyılın son çeyreğinde Gatlob Frege’nin dil, mantık ve matematik felsefesiyle ilgili çalışmalarıyla ortaya çıkmaya başladığını söyleyebiliriz. Ludwig Wittgenstein, Bertrand Russel ve G. E. Moore, 1920-1930 yılları arasında ortaya çıkan Viyana Çevresi filozofları bu akımın diğer temsilcileridir. Ancak, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, aslında bu ekolün kökeni Locke, Berkeley ve Hume gibi İngiliz deneyimciliğinin ve Kant’ın akılcılığına dayanır. Ayer, Quine, Richenbach ve Kripke gibi filozoflar bu ekolün önde gelen çağdaş temsilcileridir.

Günümüz felsefi ekollerinden ikincisi Kıta Avrupa Felsefesi olarak bilinir. Kıta Avrupa Felsefesi dar anlamıyla belli bir coğrafi bölgede gerçekleştirilen felsefe faaliyetlerini adlandırmak için değil, daha ziyade belli bir felsefe geleneğini ifade etmek için kullanılır. Çünkü bazı Fransız, Alman ve İspanyol filozoflar kıta Avrupa kökenli olmalarına karşın,  bu ekole mensup değillerdir. Fenomenoloji, varoluşçuluk, yorumbilgisi ( hermeneutics ), eleştirel kuram, yapısalcılık ve yapıbozumculuk ( deconstraction ), postmodernizm bu ekolün belli başlı düşünce akımlarıdır. Bu felsefe geleneği bu yönüyle romantizmin ( Rousseau ) ve idealizmin ( Hegel ) devamı olan bir anlayışı yansıtır. Marks, Kierkegaard, Nietzsche, Husserl ve Heidegger gibi filozofların görüşleri Hegel felsefesinin izlerini taşır. Kiekegaard ve Sartre gibi flozofların geliştirdikleri Varoluşçuluk ( existantialism ) Kıta Avrupa Felsefesinin belli başlı felsefi ekollerinden biridir. Sartre, kendi varoluşçu görüşünü ‘’ varoluş özden önce gelir ‘’ özdeyişiyle ifade eder.

Kıta Avrupa Felsefe geleneğindeki ekollerden biri de Fenomenoljik yaklaşımdır. Husserl’in geliştirdiği fenomenolojik yaklaşıma göre biz doğrudan bir bakışla şeylerin özünü araştırabilir ve anlayabiliriz. Adorno, Marcuse ve Habermas gibi Frankfurt Okulu’na mensup felsefeciler ise Marksist geleneğin öncüleridir. Daha sonraki yıllarda Eleştirel Düşünce yaklaşımı olarak bilinen bu ekol düşünürlerinin daha çok dil felsefesi, sanat felsefesi, sosyal ve siyaset felsefesi alanında çalışmalarda bulunduklarını görüyoruz.

Kıta Avrupa Felsefesinde yer alan düşünürlerin felsefe yapma tarzı, üslubu, ifade biçimleri ve ele aldıkları konular Çözümleyici Felsefe felsefeye tek anlamlılık kazandırmaya, felsefeyi bilime ve doğrulanabilir ifadelere yaklaştırmayı çalışırken Kıta Avrupa Felsefesinin en önemli özelliği ‘’ bilimciliğe ‘’ karşı olmasıdır. Bilimciliğe karşı olmak, bilime karşı olmak demek değil, daha ziyade pozitivist bilim anlayışına karşı olmaktır.

Çözümleyici Felsefe ve Kıta Avrupa Felsefesi geleneklerinin yanında, dünyanın çeşitli yerlerinde farklı kültür ve değerlerin izlerini taşıyan felsefe gelenekleri de vardır. Bunlar arasında İslam Felsefesi, Hint Felsefesi, Çin Felsefesi, Japon Felsefesi ve Afrika Felsefesi en önemlileri arasındadır. İslam Felsefesi, özellikle dokuzuncu asırla on üçüncü asır arasında El Kindi, Farabi, İbni Sina, İbni Rüşd, Biruni, Gazali ve Mevlana gibi düşünürlerin önderliğinde oldukça başarılı felsefi ve bilimsel başarılar göstermiş, bu başarısıyla Batıda Rönesans düşüncesinin ortaya çıkmasına katkı sağlamıştır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here