PAYLAŞ

Kopernik (1473-1543)  Kimdir ? Hayatı ve Eserleri Nelerdir ?

24 Mayıs 1543’te memleketi olan Polanya’da hayata gözlerini kapadığında, ailesinden geride kalanlara tam olarak ne bıraktığı bilinmiyordu; ama insanlığa oldukça önemli bilgi birikimi bıraktığı inkar edilemezdi. Astronomi için çarpan kalbinin şiddetine rağmen o, biraz da hayata karşı iddialı bir duruşu olmayışından olsa gerek, kendisine biçilen rollere razı olmuş, ömrünün hatırı sayılır bir kısmını, başpiskopos olan amcasının tesiriyle din adamı olarak görev yaptığı kilise duvarları arasında geçirmişti. Kasvetli kilise koridorları arasında turlarken dudaklarından dualar dökülse de, zihninde gezegenler ve onların ortasındaki güneş fink atıyordu. Bu arada kariyerinde sadece din adamlığı değil, aynı zamanda doktorluk ve hukukçuluk da vardı. İtalya’da tanışmış olduğu astronom Domenico Noworra, onun içindeki astronomi aşkının patlamasına yol açan kapıyı açmıştı.

Kopernik’i (Copernicus) bu kadar özel yapan neydi derseniz, cevabı gayet yalın olacaktır. O, uzay çalışmalarından asırlar önce, keskin gözleriyle bilediği zihnini adeta bir uydu yapıp uzaya fırlatmış ve dünyamızın, diğer gezegenlerle birlikte güneşin etrafında döndüğü fikrini ortaya atarak, tüm astronomi felsefesini temelinden sarsmıştı. Kopernik’in bu fırtınlar koparan tezi duyulmadan önce astronomi, saha çok Aristo’nun ‘’yerküre durağandır’’ görüşü ile Batlamyus’un ‘’yerküre evrenin merkezindedir’’ görüşünün ipoteği altındaydı. Üstelik bu teoriler  neredeyse kilise tarafından bir doğma haline gelmişti.

Bununla birlikte, dünyanın ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndükleri gerçeğini ilk fark eden Kopernik’in, bu tespitini dillendirmesi bir hayli zaman alacaktı; zira mensubu olduğu kiliseden çekiniyordu. Bunun nedeni döneminin kabul gören din anlayışına göre İsa Peygamber güneşe sabit durmasını emretmişti ve güneş de buna itaat ediyordu. Aynı zamanda yerküre, bir tepsi kadar düzdü. Kilise destekli bu ‘bilimsel’’ dogmaların aksini iddia edenlerin, cehennemi boylamayı, ondan önce de ateşle yakılmayı göze alması gerekiyordu ki; dediğimiz gibi Kopernik, zihnindeki kozmik fırtınalara rağmen, uysal bir kişiliğe sahipti. Öte yandan tam olarak fikirlerinden emin olmaması da, bunları kamuyla paylaşmasını, neredeyse ömrünün son demlerine kadar geciktirecekti.

Kopernik, Güneş’in kainatın merkezine koyduğu teorilerini ilk olarak ‘’Gökcisimlerinin Devinimine İlişkin Varsayımlar Üzerine Yorum ‘’(Commentariolus, 1510-1514) adını verdiği kısa eserinde dile getirmiş; kitabını yakın dostlarına dağıtmıştı, ama teorilerini dile getirmesi zaman alacaktı. Kendisine bağlı bu din adamının, kainatın ‘’kabul edilmiş’’ temel prensiplerine kafa tutan yorumlarından Papa VII. Clemens’in haberdar olması ise 1553’te olacaktı. Kopernik’in görüşlerinden etkilenen Papa, görüşlerin kitap haline getirilmesine yeşil ışık yakacaktı. Bununla birlikte muhalefet harekete geçmekte gecikmedi. Hristiyanlığın parlak isimlerinden Martin Luther, ‘’Bu budala, astronomi bilimini karıştırma arzusunda. Oysa kutsal kitabımız bize dünyanın değil, güneşin döndüğünü söylüyor. Halkın bu çiçeği burnunda astroloğa inanması olacak iş mi? ‘’ diyerek, yerkürenin astronomideki başrolünü sorgulayan Kopernik’e karşı bayrak açınca, Kopernik geri adım atmak zorunda kaldı ve bir süre daha görüşlerini kendine saklamaya karar verdi. Aralarından öğrencisi, Alman matematikçi Georg Joachim Rheticus’un da bulunduğu dostlarının telkini ile görüşlerini kitaplaştırmaya karar verdi ve hazırladığı taslağı Rheticus eliyle 1540’te Nürnberg’e gönderdi. Lakin Lüther’in başını çektiği reformcular yine sahneye çıkınca, Rheticus, taslağı din adamı Andreas Osiander’e bıraktı. Taslağı 1543’te, ‘’Göksel Kürelerin Üzerine ‘’ (De Revolutionibus Orbium Coelestium) adıyla bastıran Osiander, Güneş’i merkeze yerleştiren ve oldukça kesin bir dil kullanan bu eserin çekebileceği tepkilere karşı tedbiri elden bırakmamış, imzasız bir önsöz yazarak, kitapta öne sürülenlerin, gezegenlere ilişkin hesaplamaları kolaylaştıran bir varsayım olarak ele alınması gerektiği notunu düşmüştü.

Milattan önce 3. Yüzyılda bugün Güneş sistemi olarak kabul ettiğimiz düzenin merkezinde dünyanın değil, güneşin yer aldığını öne sürüp, bağnaz çevrelerin baskısı ile susturulan Aristarcus isimli bilgin gibi, Kopernik’in açtığı bu kapıyı daha önce de zorlayanlar olmış ama içeri girmek, ona nasip olmuştu. Görüşleri kabul görmekte gecikmedi. Çünkü döneminin bir sürü düşünürü de, bilimsel ilerleyişi engellediğini düşündükleri dogmatik kainat sisteminin elden geçirilmesi gerektiğini düşünüyordu.

Kopernik ‘in Teorileri Nelerdi ?

O zaman için devrim kabul edilecek görüşler dile getiriyordu. Daha sonradan bunlar, ispatlanacakları ana kadar, Kopernik Teorisi olarak isimlendirilecekti. Peki Kopernik ne diyordu derseniz, yine kendisine kulak verelim;

  • Gök cisimleri aynı biçimdedir, ölümsüzdürler, daireseldirler.
  • Evrenin merkezinde Güneş vardır.
  • Güneş’in etrafında sırasıyla Merkür, Venüs, Dünya, Ay, Mars, Jüpiter, Satürn ve diğer sabit yıldızlar dizilmiştir.
  • Dünyanın günlük ve yıllık döngüsünün yanı sıra bir de yıllık eğimi vardır.
  • Gezegenlerin doğudan batıya devinimi dünyanın hareketi ile izah edilebilir.
  • Dünyadan Güneş’e olan mesafe yıldızlara olan mesafeyi kıyasla küçüktür.

İnsanlığın uzaya çıkıp dünyaya dışardan bakmasına daha asırlar var ve Kopernik, keskin gözlemleri ve bilgisayar gibi çalışan zihni ile neredeyse güneş sistemimizin şu anki fotoğrafını çekiyor.

Kopernik Neyi Değişti ?

Güneş’i merkeze taşıyan Kopernik bir çığır açmış, evrenin boyutları da tartışılmaya, sorular havada uçuşmaya başlamıştı. Mademki, dünya güneşin etrafında dolaşıyordu; neden yıllardır hep sabit kalıyordu? Kopernik buna, yıldızların bulunduğu kürenin (uzay boşluğu) dünyadan çok uzak olmasıyla açıklık getirince; evrenin daha önce sanıldığından çok daha büyük olduğu kabul edilmeye başlanacaktı.

Kopernik’in surda açtığı bir diğer gedik de, cisimlerin düşmesiyle ilgili idi. Kendisinden önce geçerli olan Aristocu öğretiye göre cisimler, ‘’evrenin merkezi olan dünyaya’’ doğru düşüyordu. Madem merkez yerküreydi, o halde öyle olması gerekiyordu. Ama Kopernik, öyle olmadığını ortaya koyunca, cisimlerin düşmesiyle ilgili yeni tartışmalar başlayacak, bu beyin fırtınaları, kendisinden yüz elli yıl sonra, Newton’un evrensel yerçekimi kavramını ortaya koymasıyla sonuçlanacaktı.

Kopernik’in yerkürenin yerini Güneşi ikame etmesiyle değşen evren algısının felsefi yankıları da oldu haliyle. Yerküre, yaradılış inancının başrollünden indirilmiş, diğerleri gibi sıradan bir gezegen olarak kabuk edilmeye başlanmıştı. Kopernik’in teorisini açıkladığı zamana kadar geçerli kabul edilen bu inanç sisteminde yarattığı sarsıntılar, kendisinden sonra gelecek alimler tarafından ‘’Kopernik Devrimi’’ olarak isimlendirilecekti.

Peki bu büyük usta Kopernik neden güneşi merkeze atmıştı derseniz, buna verdiği felsefe kokulu cevabı, gelin kendi ağzından dinleyelim: ‘’Evrenin ortasında güneş taht kurmuştur. Bu görkemli tapınakta, çevresindeki her şeyi bir anda aydınlatan güneş dediğimiz nur kütlesi için daha saygın bir konum düşünülebilir mi? Bundan dolayıdır ki güneş bazıları tarafından evrenin lambası, bazıları tarafından beyni ve yine bazıları tarafından da yöneticisi olarak isimlendirilmişti.’’

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here