PAYLAŞ

Kösedağ Savaşı ( 4 Temmuz 1243) Nedir ? Nedenleri, Sebepleri ve Sonuçları Nelerdir?

Ünlü tarihçi Cüveyni’nin ‘’ Tanrı’nın kamçısı ‘’ diye isimlendirdiği Cengiz Han, XIII. Yüzyıl başlarında yaptığı büyük fetihlerle anılıyordu. Babaları Cengiz Han’ın Harzemşah Devleti’ni yıkmasından sonra, Cengiz Han’ın oğulları Cuci, Çağatay ve Tuluy Türkistan, Kıpçak ülkesi, Rus prenslikleri, Batı Sibirya, Siri Derya, Çu nehirlerine ve Çin’e kadar uzanan toprakları almış ve sınırları alabildiğine genişlemişlerdi. Cengiz’in diğer oğlu Ögeday ise Moğol Devleti’nin merkezi olan Karakurum’da oturmakta idi. Celalüddin Harzemşah’ın Moğollarla mücadelesi, Moğolların İran ve Anadolu’ya girmelerini beş-on sene geciktirmişse de, Çin’in kuzey bölgeleri, Kore ve İran’ın işgali tamamlanmış, artık hedef batıya çevrilmişti.

1220’de Selçuklu tahtına oturan Alaeddin Keykubad, Doğu’dan yaklaşan Moğol tehlikesi karşısında önlemler almaya çalışmış, muhtemel bir Moğol istilası karşısında müstahkem Konya surlarını inşa ettirmişti. Sultan bir taraftan Malatya’da topladığı ordusu ile Fırat boylarında Eyyubilere ve Artuklulara karşı mücadeleye girişmiş, diğer yandan Moğolların Suğdak’ı işgali ve Karadeniz ticaretinin güvenliğinin bozulması karşısında bir donanmayı 1227’de Kırım seferine yollamıştı. Böylece bölgedeki Rumlar, Kığçaklar ve Ruslar denetim altına girmişti. Celalüddin Harzemşah, Alaeddin’e yazdığı mektuğta Moğollara karşı dostluk ve ittifak isteğini bildirmiş ve Selçuklu Sultanı da aynı dileklerle elçi göndermişti. Fakat Celalüddin’den, Erzurum Meliki Cihanşah ile işbirliği yaparak Ahlat’ı kuşatmaktan vazgeçmesini istemişti. Bu uyarı, Anadolu’ya yönelen Moğol tehlikesini fark etmiş olmasındandır. Alaeddin Keykubad, kuşatmadan ve Cihanşah’ı himayeden vazgeçmeyen Celalüddin’e ültimatom mahiyetinde bir mektup daha yollamış: Ahlat’ı rahat bırakıp Moğollarla uğraştığı takdirde, kendisine istediği kadar asker yardımında bulunacağını bildirmişti. Neticede Celalüddin ve Cihanşah’ın Selçuklu topraklarına tecavüz edeceğinden şüphelenen Sultan, Eyyubi Sultanı Melik Eşref ile işbirliği yaparak, 10 Ağustos 1230’da Suşehri civarında Yassıçemen’de Harezm ordusunu yenilgiye uğratacaktı.  Ordusunu kaybeden ve Moğolların takibinden kaçan Celalüddin’in Mayyafarikin dağlarında öldürülmesi sonrası, 1231’de Moğolların Erciş, Ahlat, Bitlis, Amid, Mayyafarikin, Mardin, Harput ve Malatya bölgelerini istilası gerçekleşmişti. Selçuklu ordusu, Harezm ve Moğol istilaları ile harap olan, ahalisi dağılan Ahlat’ı almış ve bu havalide bulunan 120 bin Harezm askeri Sultan Alaeddin’in hizmetine girmişti. 1237’de Sadettin Köpek’in tertibi ile Gıyaseddin Keyhüsrev’in tahta çıkışından bir süre sonra ise Moğollar, 1239’da Gürcistan’ı almış, Kars ve Ani Şehirleri zapt edilmişti.

Kösedağ Savaşı’nın Nedenleri ve Sebepleri Nelerdir?

Moğol istila dalgaları, Türkistan’dan sonra Horosan, İran, Azerbaycan ve Kafkasya’ya kadar ulaşmış; binlerce insan karadan ve denizden Doğu Anadolu ve Kuzey Suriye’ye yığılmıştı. Göçebe Türkmener, Batı Anadolu’ya doğru büyük kitleler halinde yayılıyor ve bilhassa Denizli ve Menderes havzasına ilerliyorlardı. Selçuklunun çöküş süreci henüz başlamamıştı. Eyyubi melikleri, İznik’te kurulan Bizans Devleti, Trabzon, Rum, Sis ( Kozan ), Ermeni hükümdarları Selçuklulara bağlılıklarını koruyorlardı ve geçirilen sarsıntıyı gidermek amacıyla, Anadolu-Suriye sınırında asayişsizliğe neden olan Harezmlilerin Selçuklu hizmetine girmesi sağlanıyordu. Selçuklu Devleti, 1240’ta Diyarbekir’i fethederek gücünü sergiledi. Fakat o sırada, 1240 Haziran’ında Gürcistan, Erzurum hudutlarına kadar istila ve yağma edilmişti. Devletin itaat altına lmaya çalıştığı göçebe kitlelerle sosyal, siyasal, dini çatışmasının bir tezahürü olarak Sümeysat, Behinsi, Maraş havalisinde Baba İshak ayaklanması meydana geldi ve bu isyan Selçuklu topraklarını derinden sarstı.

Moğol ordusu kumandanlığına atanan Baycu Noyan, Babai isyanı dolayısıyla Selçukluların zayıf düşmesini fırsat bilip, 1242 sonbaharında, Ermeni ve Gürcü kuvvetlerinin de katıldığı ordusuyla Erzurum üzerine yürüyüşe geçti. Subaşı Yakut’un savunduğu Erzurum kuşatıldı ve kısa sürede istila etmeye başlamışlardı. Tehlikenin artık Anadolu kapılarına dayandığı anlaşılmış ve tedbirler alınmaya başlanmıştı. Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev, ilk iş olarak bütün Eyyubi hükümdarlarına elçiler de değerli armağanlar göndermiş, Moğollara karşı birlikte hareket edilmesini bildirmişti. Hatta kendilerine bazı Selçuklu memleketlerini dirlik olarak vereceğini söylediyse de, sadece bağlı Halep hükümdarı Selahaddin bu çağrıya olumlu cevap vermiş, 2 bin kişilik bir askeri birlik göndermişti.

Bu sırada Sultan II. Giyaseddin Keyhüsrev, 70 bin kişilik Selçuklu ordusunu Kayseri’de toplayarak, Sivas’a hareket etmişti. Türk askerlerinin yanı sıra ücretli olarak Kıpçak, Frenk ve Gürcü askerleri de orduda yer alıyordu. Sivas’ta 10 bin kişilik bir kuvvetin de katılmasıyla Selçuklu ordusunun sayısı 80 bine ulaştı. Deneyimli Selçuklu devlet adamları ve kumandanları silah ve yiyecek maddelerinin çok olduğu Sivas’ta kalınmasını, Moğol ordusu buraya kadar gelip yorgun düştükten sonra savaşa girişilmesini tavsiye ediyorlardı. Fakat herhangi bir savaşa katılmamış bazı emirler heyecanlı ve bir o kadar da ısrarlıydılar. Savaşmak istiyorlardı. Sultan’ın da uygun görmesiyle ordu, Sivas’tan hareket etti. Zara-Suşehri arasında savunma bakımından uygun bulunan Kösedağ’a ulaşarak, ovada kamp kurdu. Kılıçlar bilenmeye başlamıştı.

Tecrübesiz kumandanlar burada Moğol saldırısını karşılamak yerine, 20 bin kişilik bir Selçuklu kuvvetiyle hücuma geçti.  Göçebe Türklerin savaş taktiğini uygulayan Moğollar, önce kaçıyormuş gibi yaptılar ve sonra geri dönüp karşı saldırıya geçtiler. 1243’te Baycu Noyan kumandasındaki 30 bin kişilik Moğol ordusu, 80 bin kişi civarında bulunan Selçuklu ordusunu Kösedağ’da bozguna uğrattı. Heyecan ve tecrübesizlik, bir kez daha affedilmemişti.

Bu mağlubiyet, Selçukluları paniğe sürükledi. Bazı kumandanlar kaçtı. Bunlardan biri de Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev idi. Kayseri’de bıraktığı ailesini alıp Ankara’ya gitti. Lidersiz kalan Selçuklu ordusu, Moğollar ile savaşmaksızın dağıldı ve 4 Temmuz  1243’te yenilgiye uğradı. Asıl Selçuklu ordusuna rastlamayan Moğollar, bunun bir savaş hilesi ve taktiği olabileceğini düşünmüşlerse de çok geçmeden durumu anlamışlardı. Böylece öncü kuvvetlerin savaşından sonra, 80 bin kişilik koskaca Selçuklu ordusu, Türk tarihinde eşi görülmemiş şekilde perişan olmuştu.

Kösedağ Savaşı Ne Zaman, Nerede ve Kimler Arasında Olmuştur ?

Moğollar Selçuklu ordugahında sayısız ganimetler ele geçirmişlerdi. Sultan’ın ihtişamlı otağı, emirlerin renkli çadırları, at, katı, deve ve çeşitli silahlardan başka sayısız kumaş, elbise, mefruşat, kıymetli yemek takımları, altın, gümüş ve mücevherat çoktu. Bu ganimetler 300 deve yükü altın ve 3 bin hayvan yükü altın ve gümüş eşya olarak bir büyük evi dolduracak miktarı buluyordu. Zırhlar da 40 araba ile taşınıyordu. Sultan, hayvanlarla meşgul olduğu için arslan, pars ve başka vahşi hayvanlarını da birlikte getirmiş ve bunlar da otağın yanında Tatarlara geçmişti. Türk ordusu sayısal bakımdan Moğollardan üstün olmasına karşın, Sultan’ın liyakatsizliği, düzgün devlet adamlarına itibar etmemesi ve taktik hataları yüzünden ciddi bir savunma yapmadan bozguna uğramıştı. Vezir Ali’nin Amasya Kadısı Fahreddin’e söylediği sözler bu durumu dile getirmektedir. ‘’ Memleket işleri ve saltanat ahvali Sultan’ın akılsızlığı, gençliği ve nadanlığı, ayak takımı ve rezillerle oturup kalkması sebebi ile bu hale düştü; aşırı eğlencenin uğursuzluğu yüzünden bu hale geldi.’’

Oysa Alaeddin Kykubad’ın yaptırdığı, müstahkem sur ve kalelerle çevrili şehirlerin Moğollara karşı koyabilme gücü yüksekti. Selçuklu öncü kuvvetleri yenildiğinde esas luvvetler geri çekilmeyip savaşsaydı, bu şehirler düşmeyebilirdi. Bu şartlar altında meydana gelen Kösedağ bozgunu, Anadolu Türklerinin şuurunda acı ve derin hatıralar bıraktı. Bir asır sonra bile, 1332 senesinde, bu hadise bir dönüm noktası olarak ‘’ Boycu yılı ‘’ olarak hafızalarda yaşamış, çöküşün başlangıç yılı olarak kabul edilmişti.

Zaferden sonra Baycu Noyan, Sivas’a yöneldi. Moğol istilasının nasıl acımasızca sürdürüldüğünü bizzat gören Sivas Kadısı Necmeddin, şehir ileri gelenleriyle birlikte Baycu Noyan’a gidip itaatini bildirdi. Şehir yıkım ve kıyımdan kurtulmuştu. Fakat Baycu’nun buyruğuyla, Sultan’ın buradaki hazinesine el konulup, şehir 3 gün yağma edildi. Fakat halkın canına dokunulmadı.

Kösedağ Savaşı’nın Sonuçları ve Önemi Nedir ?

Kayseri ise Moğol saldırısına karşı direnmeye kararlıydı. Ancak şehir muhafızlarından birinin ihaneti durumu değiştirdi ve Moğollar şehre girmeyi başardı. Kayseri, tarihinin en büyük tahribatına uğradı. Moğollar ahaliyi kılıçtan geçirdi, kadınları ve çocukları tutsak aldı, şehrin zenginlerine gizli altınlarını getirmeleri için işkence yapıldı. Şehir surları ateşe verildi. Esir edilip götürülenler ise yollarda öldü. Kaynaklara göre Kayseri’de öldürülenlerin sayısı on bin civarındaydı. Moğollar sadece tabip ve matematikçi gibi yetişmiş beyinleri öldürmeyip faydalanıyorlardı. Sultan’ın tabibi Rıdvan bin Ali, doktor olduğu öğrenilince öldürülmeyip Halep’e gönderilmişti.

Moğollar Azerbaycan’a dönüşte Erzincan’ı işgal etti. Şehrin erkeklerini öldürüp, çocuklarını tutsak aldılar, surları yıkıp şehri yağmaladılar. Artık Anadolu’dan Suriye yönünde göç ve kaçış başlamıştı. Moğolların akınlarını Ahlat ve Diyarbekir’e kadar uzanmış, Selçuklulara ait Malatya ve Harput vilayetleri istilanın sarsıntılarını geçirmişti. Malatya’da şehrin Türkler ve Süryanilerden oluşan halkı, toplanıp müşterek kararlar alarak mahalli bir idare kurmuştu. Buna rağmen şehir, Şam bölgesinden dönüşünde Yasavur Noyan’ın istilasından kurtulamayıp yakılmış; ekinlik bahçeleri hayvanlara yedirilmiş; Moğollar, kadınların ziynetleri ve kiliselerdeli altın ve gümüş kaplara varıncaya kadar her ne buldularsa yağmalamışlardı. Vali Reşideddin, şehir halkını sıkıştırarak Moğollara 40 bin altın dinar verip Azerbaycan’a dönmelerini sağlamıştı. Moğollar, bir müddet Anadolu’yu kendi halinde bıraktılarsa da önünden kaçan Türkmenlerin ve Harezmlilerin yerleşmeleri süreci ve bölgedeki asayişsizlik devam etti.

Selçuklu Devleti’nin böylesine kötü bir duruma düştüğü sırada, Vezir Ali ve Amasya Kadısı, Moğollar ile barış yapmayı tasarlayarak, peşlerinden Azerbaycan’daki Mugan ordugahına gittiler. Baycu Noyan, Mugan’a döndüğünde, Vezir Mühezzibüd Ali onun yanına gitti. Geliş maksadı ve isteği sorulduğunda vakur ve siyasi bir dille cevap verdi; ‘’ Allah size yardım etti, İslam padişahına karşı zafer kazandınız. Fakat bundan mağrur olmayınız. Zira muharebede ölen askerlerin miktarı üç binden fazla değildir ve Moğollardan da çok insan helak oldu. Oysa memlekette, teçhizatlı, sayısız silahları ve dağ gibi atları ile mücehhez 100 bin asker beldelere dağılmış bulunmaktadır. Sizin bütün Rum ülkesini alabilmeniz için çok yıllara ihtiyaç vardır. Selçuklu Sultanlarından başka kimse nizamı kuramaz; vilayetlerin halkı da, gönül rızasıyla onlardan başkasına itaat etmez, yabancı bir hükümdar da halkın rızasına dayanmadan bu memleketi idare edemez. Bu sebeple ve eski cihangir padişahların fikirlerine göre sulh teklifinde bulunanların taleplerini reddetmek en büyük hata sayıldığından Sultan’ın sulh talebini kabul etmelisiniz. ‘’

Neticede Selçukluların Moğollara yılda 360 bin dirhem (gümüş ) para, on bin koyun, bin sığır, bin deve vermesi kararlaştırılarak iki taraf arasında bir barış yapıldı.

Moğol İstilasının Yarattığı Enkazdan Osmanlı Çıktı…

Kösedağ felaketinden sonra, Selçuklu Devleti merkezi hakimiyetini kaybetmiş, Sultan, Antalya’ya çekilmiş ve ülke adeta başsız kalmıştı. Selçuklulara tabi olan devletler de bu durumu fırsat bilerek kopmaya başlamışlardı. Ermeni Hetum ve Trabzon’daki Komnenaslar, Moğollara tabi olmuştu. Fakat İznik’tki Bizans devleti ile Selçuklular arasındaki dostluk ve anlaşma devam etmişti. Kilikya Ermenileri, tabi oldukları Selçuklu Sultanı’na Kösedağ Savaşı sırasında asker göndermemişlerdi. Üstelik kendilerine sığınan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi ve eşi başta olmak üzere herkesi Moğollara teslim etmişler ve Türklere ait bazı kaleleri ele geçirmişlerdi. Bu yüzden Ermeniler üzerine Çukurova’ya bir sefer düzenlemişse de, Sultan Gıyaseddin’in ölüm haberiyle sefer akim kalmıştı.

Kösedağ mağlubiyeti Selçuklu siyasi çöküş sürecinin başlangıcı sayılır. II. Keyhüsrev’in ölümünden (1246) sonra devlet adamlarının mevki ve ihtiras mücadelesine girişmesi, Moğollara koz veriyordu. İşgaller ve ağır vergilerle devleti eziyorlardı.

Baycu’nun 1256’da Anadolu’yu ikinci defa istila etmesi, Anadolu Selçuklu Devleti ile olan ilişkilerinden kaynaklandı sanılırsa da aslında durum farklıydı. Asıl sebep, Mengü Kaan’ın bir türlü düzen kuramadığı İran ve bütün batı bölgelerinin idaresini kardeşi Hülagu’ya İlhan unvanı ile vermiş olmasıydı. Hülagu, 1255’te İran, Suriye, Ermenistan, Gürcistan, ülkelerine geldiğinde, buradaki komutanlarını Rum’a göndermişti. Moğol İmparatorluğuna bağlı İlhanlı Devleti 1256’da bu şekilde ortaya çıkmıştı.

Anadolu’da artık göstermelik bir Selçuklu Devleti vardı ve Moğolların umumi valileri durumu idare etmekteydi. Kösedağ yenilgisi, Türklerin İznik Rum Devleti’ne karşı İstanbul Latinleri ile ittifakına sebep olmuştu. Moğolların Selçuklu askeri yapısını ve toprak tasarruf sistemini dağıtması, askerleri işsiz bırakmıştı. Moğol maliyecilerinin halkı vergilerle ezmesi ve Moğol valilerinin isyanları, Anadolu’da sosyal sarsıntılara, ticari faaliyetlerin ve kervanların duraklamasına sebep olmuştu. Fakat 1243-1277 yılları arasındaki Moğol idaresi, aynı zamanda Anadolu’da çok sayıda mimari abide, cami, medrese, kervansaray, hastane gibi yapıların yükseldiği yıllar da olmuştu.

Tarihin en şiddetli istilalarından biri olan Moğol istilası Anadolu’da aı ve yıkıma sebep olmasına rağmen, göçlerle Anadolu’nun kesin olarak Türkleşmesini de sağlamıştı. Moğolların önünden kaçan Türkmenler, Batı Anadolu’ya kadar yayılmış, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde, uçlarda beylikler kurmuşlardı. Tarihin medeniyetleri yıkan ve yükselten döngüsü bir kez daha işlemeye başlamıştı. Bir Türk devletinin çöküşü yaşanırken, çok sayıda Türk beyliği ortaya çıkıyordu. 1336’da İlhanlı hakimiyeti Anadolu’dan çekilirken, Germiyanoğulları, Karamanoğulları, Aydınoğulları, Saruhanoğulları gibi, Anadolu tarihinde rol oynayacak Türk beylikleri tarih sahnesindeki yerlerini alıyordu. Bunların arasından çıkan en önemli dünya aktörüyse, şüphesiz ki Kuzey Batı Anadolu’da filizlenip 600 yıl boyunca bölgeye ve kıtalararası tarihe hükmeden Osmanlı Beyliği olacaktı.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here