PAYLAŞ

Madam Curie ( 1867-1934) Kimdir? Hayatı, Çalışma Alanları ve Eserleri Nelerdir?

O, belki de bilim dünyasındaki erkek egemen yapıyı kıran tek kadın alim oldu. Üstelik bunu yaparken, bilimsel şöhreti ile kendi kulvarındaki erkek rakiplerini de ezip geçmişti. Üstelik başarısız olması durumunda öne sürebileceği onlarca mazeret varken o, hayata meydan okurcasına, karşılaştığı tüm zorlukları ekarte ederek, bilimin sihirli dünyasında hak ettiği yeri almıştı. Kim miydi bu kadın? Tabi ki Marie Skladowska ya da daha bilinen şekli ile Madam Curie!

1867’de Lehistan’ın (Polonya) Varşova şehrinde hayata gözlerini açtı. Hem annesi hem de babasının öğretmen olması, onu yaşıtlarına karşı avantajlı kılacaktı. Petersburg Üniversitesi’nde yüksek tahsil yapmış ve sonra Varşova’da fizik ve matematik dersleri vermeye başlamış olan babası Vladislav Sklodowska ve yine eğitimci annesi Madam Sklodowska sayesinde, kısa zamanda okumayı sökmüş, küçük yaşlarda fen ile tanışmıştı. Özellikle evlerindeki fen cihazları dolabı, Curie’nin bir numaralı eğlence kaynağıydı. Hafızasının kuvvetli olmasıyla da sınıfında dikkat çekiyordu. Ailesi, o tarihlerde Rus esareti altında bulunan Polonya’da, Rus hakimiyetine karşı yürütülen gizli faaliyetleri destekliyordu.

Felaketler peş peşe gelmeye başladı. Önce ablasını ardından da annesini kaybetmesine rağmen Curie, 1883’te onur madalyasıyla ortaöğrenimini tamamlamayı başaracaktı. 16 yaşında olmasına rağmen, akranları gibi geçici heveslerin peşinde koşmaktan ziyade, tercihini idealleri peşinde koşmaktan yana kullandı. Bir ülkenin kalkınması için anarşist faaliyetlerden ziyade, iyi yetişmiş nesillere ihtiyaç duyulduğuna inanan Curie, Varşova Üniversitesi bayan öğrenci almadığından Paris’e gitmeye karar verdi. Önce, eğitim masraflarını çıkarmak için zengin ailelerin çocuklarına öğretmenlik yaptı. 1891’e gelindiğinde hayallerinin ilkine ulaşmış, Sorbon Fen Fakültesi’nde okumaya başlamıştı. Özellikle fizik derslerinde kendini göstermeye başladı.

Fizik derslerinde hocalarının kâinattaki düzenle ilgili söyledikleri ve laboratuvarlarda yaptıkları deneyler, genç bilimcinin şevkini arttırıyor, onu daha fazlasını bilmek ve öğrenmek için kamçılıyordu. Marie gayretli çalışmalarının mükâfatını çabuk gördü. Kısa zamanda başarısı ile adından söz ettiren bir öğrenci olmuştu. 26 yaşına geldiğinde, kendisi gibi bilime gönül vermiş Pierre Curie ile tanışacaktı. Pierre Parisliydi ve Marie ile tanıştığında iyi bir bilimsel kariyere sahipti. Kardeşiyle beraber Pizoelektrik etkiyi keşfeden Pierre, fiziğe ilk kez grup kavramını getirmişti. Özetle, tencere yuvarlanıp kapağını bulmuştu. Çift 1895’te evlenince, Marie de artık Madam Curie olarak anılmaya başlayacak ve ikili tüm mesailerini bilme adayacaktı.

Madam Curie 1897’de ilk çocuğunu dünyaya getirdiğinde, iki lisans imtihanı ve su verilmiş çeliklerdeki mıknatıslanma hakkında bir etüt çalışması gerçekleştirmişti! Annelik gibi büyük bir sorumluluk bile bilimsel hızını kesemiyordu. Eşinin önerisiyle Becquerel ışınları üzerine tez yapmaya karar vermişti.

Bu arada Röntgen, 1895 Kasımı’nda efsanevi X ışınları ile röntgen teknolojisinin temellerini atıyor, Henri Becquerel X Işınları ile floresanlanma arasındaki ilişkiyi araştırıyordu ama halen radyoaktivite zincirinde kayıp bir halka vardı. Bunu bulmak da Madam Curie’ye kısmet olacaktı.

İlk kez 1897’de Becquerel’in dile getirdiği (uranyum tuzlarının yaydığı ve sonraları radyoaktivite olarak adlandırılacak olan) ışın üzerine detaylı araştırmalara başlamıştı. Bir yıl sonra toryumun da bu ışınları yaydığını fark edince eşi Pierre ile bu konu üzerine çalışmaya başladılar. Bu arada Becquerel de boş durmamış iki farklı uranyum mineralinin daha aktif olduğunu keşfetmiş; bir takım çalışmalarla, polonyum ve radyum elementlerini elde etmişti. Temmuz 1898’de Curie çifti, yeni bir radyoaktif element olan ve uranyumun radyoaktif bozunmasından ortaya çıkan polonyumu bulduklarını açıkladılar. Bu arada maddenin adını da, Marie’nin anavatanı Polonya’dan esinlenerek koymuşlardı. Durmadılar ve Eylül 1898’de doğal radyoaktif element radyumu bulduklarını duyurdular. Bu gelişmeler üzerine Marie, 1903’te doktorasını vermiş ve Fransa’da ileri bilim alanında doktora unvanı alan ilk kadın olmuştu. Aynı yıl içinde eşi ve Becquerel ile birlikte, Nobel Fizik Ödülü’nü de alıyor ve tarihte Nobel Ödülü alan ilk kadın oluyordu.

1904’te eşi Pierre Sorbonne’da öğretmenliğe başlarken, kendisi de Sevr’deki bir kız okulunda fizik öğretmenliği yapmaya başlamıştı. Her şey yolunda gibi görünüyordu, lakin bilmedikleri bir şey vardı; uğraştıkları alan olan radyoaktivitenin ölümcül yan etkileri! Çift radyasyondan kaynaklanan rahatsızlıklar geçirmeye başladı. Radyumun zararlı etkileri yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı. Pierre Curie’nin bir kaza sonucu ölmesi üzerine iki çocuğu ile dul kalan Marie, eşinin Sorbonne’daki öğretmenlik görevini devraldı ve içinde bulunduğu tüm olumsuzluklara rağmen, inatla hayata sarıldı. 1908’de Sorbonne’daki ilk kadın profesör olarak, bir başka ilke imza atıyordu. Her ne kadar radyoaktivite bedenini yavaş yavaş esir almaya başlasa da, Madam Curie, kariyerinde devasa bir sıçrama daha yapacak, 1911’de radyum ve polonyumun keşfindeki rolünden dolayı, Nobel Kimya Ödülü’ne layık görülecekti. Sonuç olarak Madam Curie, tarihte iki Nobel ödülüne sahip ilk kişi oluyordu! Bunun ardında ise, bir elementin radyoaktif işlemlerden sonra başka bir elemente dönüşebileceğini göstermesi yatıyordu. Bu, kimya alanında yepyeni bir sayfa açılması manasına geliyordu. Tabi tüm bu bilimsel başarılara rağmen, hayatındaki her şey güllük gülistanlık değildi. Söz gelimi erkekler sorun teşkil etmeye başlamıştı. Tüm üyeleri erkeklerden oluşan Fransız Bilim Akademisi, bir oyla üyeliğini reddediyor, hakkında aşk dedikoduları çıkarılıyordu. Bir süre depresyona girse de, 1914’te Paris Üniversitesi’nde kurulan Radyum Enstitüsü’nün başına getirildi. Radyumun tıptaki önemine binaen, Birinci Dünya Savaşı boyunca X Işını teknolojisinin öğretilmesine ağırlık verdi; fizik tedavi uzmanlarına savaş ortamında radyoloji ekipmanını nasıl kullanacaklarını öğretti. Tabi bu arada yüksek dozda radyoaktif ışına da maruz kalıyordu!

1920’li yıllarda da bilimsel çalışmalarına devam etti; anavatanının başkenti Varşova’daki Radyum Enstitüsü’nün kurulmasına ön ayak olurken, aynı zamanda Amerika Başkanı Hoover’ın kendisine verdiği 50 bin dolarlık ödülle de, enstitüde kullanılması için radyum alıyordu.

Narin bedeni yılların yorgunluğuna ve maruz kaldığı aşırı dozdaki radyasyona dayanamadı ve kadınların bilim arenasındaki bu başarılı temsilcisi, 1934’te Fransa’nın Savoy şehrinde 67 yaşında hayata gözlerini yumdu. Kan kanserinden öldüğü tespit edilen bu bilim işçisi, ardında çilelerle örülü devasa bir bilimsel kariyer bırakmış ve Einstein’in ifadesiyle “Bütün meşhur olmuş insanlar içinde, şan ve şöhretin bozmadığı tek varlık.” olarak hatırlanmayı hak etmişti.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here