PAYLAŞ

Magna Carta Nedir? Tarihi, Önemi ve Maddeleri Nelerdir?

13, yüzyıl İngiltere’si üç güç odağı arasında paylaşılmıştı. Monarşinin başındaki Kral John, ipleri elinde tutuyordu. Aynı zamanda Tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak da ülkenin tek hakimiydi. Onun ardından ise kralların kralı olarak kabul edilen Papa ve onun güdümündeki kilise vardı. Papa, aynı zamanda kraliyetin de bir numaralı muhalifiydi. Son olarak ise toprağın ve paranın gücünü sembolize eden lordlar geliyordu. Parayı ellerinde tutmakla birlikte, buna eş değer güçleri olmayışı, en büyük dertleriydi.

Kimilerine göre vatandaşın haklarından ziyade lordların çıkarlarını garantiye almak için düzenlediği iddia edilse de, yaygın olarak monarşinin iradesini sınırlayarak bireyin haklarını güvence altına aldığı kabul edilen ilk sivil anayasa denemesi olan Magna Carta, işte böylesi bir dönemde ortaya çıkmıştır.

‘’ Magna Carta Libertatum ‘’ olarak da bilinen Magna Carta ( Latince’de ‘’ Büyük Anlaşma ‘’, tam manasıyla da ‘’ Büyük Senet ‘’ anlamına gelir) tarihe, monarşinin gücünü, özellikle de Kral John’un mutlak yönetimini sınırlayan bir İngiliz bildirgesi olarak geçmiş ve kralı, bazı haklarından vazgeçmek, kanunlara uymayı ve iradesinin kanunlar tarafından sınırlanmasını kabul etmek zorunda bırakmıştı. Diğer bir deyişle, anayasal hukukun üstünlüğüne giden süreçte atılan ilk adımdı.

Monarşinin Acizliği Magna Carta’yı Doğuruyor

1066’daki Norman istilasının ve 12. Yüzyıldaki ilerlemelerin ardından İngiliz Krallığı, 1199’dan itibaren Avrupa’nın görmüş olduğu en güçlü monarşi haline geldi. Bunun birçok sebebinin arasında yeni Norman yöneticilerinin yönetim tarzı ile yerli Anglo-Sakson ve Normandiya’daki Anglo-Norman yönetim sistemlerinin birleştirilmesi ile ortaya oldukça güçlü bir merkezi hükümetin çıkmış olması yatıyordu. Ancak 13. Yüzyılda Kral John’un başa geldikten sonra birçok konuda başarısız olması İngiliz lordlarının ayaklanmasına ve kralın sınırsız gücüne sınırlamalar koyulmasına yol açtı. Kral, her açıdan dökülüyordu. Her şeyden önce iktidara geliş tarzından dolayı kendisine karşı duyulan güven ve saygı azalmıştı.

Bir önceki Kral ‘’ Aslan Yüreki ‘’ Richard 1199’da öldüğünde yerini alabilecek 2 aday vardı: John ve Normandiya’daki yeğeni Arthur. John, Arthur’u yakalatarak hapse arttırdı ve bir daha kendisinden haber alınamadı. Her ne kadar Arthur’un öldürüldüğü kesin olarak kanıtlanmamış olsa da, birçok kişi bu durumu, kral olmak için ailesinden birini öldürebilecek kadar basitleştiğini düşündükleri John’un alnındaki kara bir leke olarak görüyordu. İkincisi, Fransa Kralı Philip Augustus, Fransız topraklarındaki birçok İngiliz arazisine ek koyduktan sonra İngiliz lordları, krallarından bu toprakları geri almasını istemişler ve kral 8 yıl sonra bu işe girişince 1214’teki Bouvines Savaşı kaybedilmişti.

Savaşın ardından sadece bu savaşta toprak kaybettiği için değil; büyük kardeşlerin aksine eyaletlerden hiçbir arazi hakkı elde edemediği için John’a ‘’ Lackland ‘’ (Yurtsuz ) lakabı takıldı. John’un üçüncü başarısızlığı ise, Kilise ile Canterbury Başpiskoposu’nun atanması konusunda ıyaptığı savaşı kaybetmesiydi. Ama bardağı taşıran asıl damla, John’un Normandiya ve Poitou’yu yeniden almak için vergileri arttırması olmuştu.

Kral Mührü Basıyor

1215’e gelindiğinde İngiliz lordlar artık mevcut duruma katlanamaz olmuşlardı. 10 Haziran 1215’te güçlerini bir araya getirerek, deyim yerindeyse, Londra’yı bastılar. John’u, ‘’ Lord Kanunları ‘’ olarak bilinen anlaşmayı kabul etmeye zorladılar. 15 Haziran 1215’te Runnymede’deki bir çayırlıkta Kral John, bu anlaşmaya mührünü bastı. Buna karşılık lordlar da, 19 Haziran’da krala olan bağlılık yeminlerini yenilediler. 15 Temmuz’da toplanan kraliyet mahkemesi, Kral ve baronlar arasında bir anlaşmaya varıldığını  teyit etmek üzere resmi bir belge onayladı. Böylelikle ortaya, ilk anayasa olarak kabul edilen Magna Carta çıkıyordu.  Bu belgenin kopyaları, Başpiskoposluk başta olmak üzere bütün resmi makamlara gönderildi. Bu anlaşmayla 25 lorddan oluşan bir komite kuruldu. Bu komite her an toplanabilecek ve gerektiğinde kralın kalesine ve mallarına el koyma gücünü kullanarak, kralın iradesinin üzerinde kararlar alabilecekti. Bu madde için Ortaçağ’a ait, daha önce sıklıkla uygulanmış ama ilk defa monarşiye karşı uygulanabilecek olan ve ‘’ el koyma ‘’ olarak bilinen yasal bir uygulama temel alınmıştı. Bunun yanı sıra kraldan komiteye karşı bağlılık yemini etmesi istenmişti.

Ve Tanımıyor…

Bu anlaşmayı baskı altında imzalayan ve Magna Carta’nın kendisi açısından en belalı unsuru olan ve tüm monarşik güçlerini kısıtlayan 61. Maddesinden dolayı krallığı sadece kağıt üzerinde kalan John’un Magna Carta’yı onore etmek gibi bir niyeti yoktu. Lordlar Londra’dan ayrılır ayrılmaz anlaşmayı tanımadığını duyurdu ve İngiltere’yi Birinci Lordlar Savaşı olarak bilinen bir iç savaşa sürükledi. Ardından Papa III. Innocent de ‘’ Krala baskı yapılarak imzalatılan bu utanç verici ve aşağılayıcı ‘’ anlaşmayı feshettiğini duyurdu. Papa, tüm haklı itirazları kralın itibarını zayıflattığı gerekçesiyle geri çevirdi. İç savaşın ortasında 18 Ekim 1246’da Kral John’un dizanteriden ölmesiyle savaşın gidişatı değişti. Tahtın varisi, henüz 9 yaşındaki III. Henry idi. Kral yanlıları, isyancı lordların ‘’ çocuk kral’’ a bağlılık yemini etmeyi daha tatmin edici bulacaklarına inanıyorlardı. Sonuçta Henry, Ekim ayı sonlarına doğru tahta çıkarıldı ve savaş sona erdi. 12 Kasım 1216’da Magna Carta, Henry’in adına naipleri tarafından, sorunlu 61. Madde gibi bazı maddelerin çıkarılmasıyla, yeniden imzalandı. 1217’de yine kral naipleri tarafından onaylanan Magna Carta, 1225’te 18 yaşına gelen Henry tarafından da onaylandı; ancak bu sefer anlaşma sadece 37 madde içeriyordu. III. Henry, İngiliz Monarşisi içinde bir rekor kırarak 56 yıl tahtta kaldı. 1272’de öldüğünde Magna Carta, bir daha ayrılmamak üzere İngiliz sisteminin bir parçası olmuştu. 12 Ekim 1297’de Magna Carta’yı bir kez daha teyit ederek, temellerini sağlama alacaktı.

1215 Magna Carta’sı

Magna Cartai bazı politik özgürlükleri garanti altına alıyor, monarşiden bağımsız bir kilise kurulmasını öngören maddeler içeriyor, adaleti ve kanunu üstün tutarak, kraliyetin faaliyetlerine sınırlama getiriyordu. Magna Carta’nın büyük bir kısmı neredeyse kelimesi kelimesine I. Henry’nin 1100’de tahta çıktığında kabul edilen ve kralın soyluları ve kiliseye karşı davranışlarını sınırlayan ve İngiliz Kilisesi ile soyluları belli başlı sivil haklar tanıyan Özgürlükler Anlaşması’nın bir kopyasıydı.

Magna Carta, birçoğu 13. Yüzyıla has olan 63 farklı madde ya da başlıktan oluşuyordu. Kraliyet arazilerinden avcılığın sınırlandırılmasını ön gören güncelliğini yitirmiş maddeler içermekle birlikte ‘’ Hiçbir özgür kişi, soyluları tarafından veya ülke kanunlarına göre yasal bir yargılama olmaksızın tutuklanamaz, hapse atılamaz, mallarına el konulamaz, sürgüne gönderilemez, kanun dışı edilemez, malları hiçbir şekilde yok edilemez’’ şeklindeki 39. Maddesi gibi, günümüze dek ayakta duracak vurguları da vardı. Bu madde, kralın, kişileri kendi isteğine göre değil kanunlara göre yargılaması gerektiğini ortaya koyuyordu. Benzer bir madde olan ‘’ Hiç kimse için adaleti ve haklarını satmayacak, hiç kimsenin adalet ve haklarını ertelemeyecek veya reddetmeyeceğiz ‘’ şeklindeki 40. Maddesi ise kraliyetin gücüne sınırlıyor ve anayasal monarşi yolunda atılan ilk adım oluyordu.

1957 yılında Amerikan Barolar Birliği, Runnymede’de bir anıt inşa ederek Amerika’nın kanunları ve anayasasını Magna Carta’ya borçlu olduğunu kabul etti. Magna Carta, ilk versiyonu sadece birkaç hafta yürürlükte kalmasına rağmen John’un 1216 sonbaharında ölümüyle tahta geçen III. Henry tarafından 1225’te kesin bir şekilde kabul edilmesinin ardından ebedileşmiş ve İngiliz Anayasasının temel taşı olmuştu. III. Henry ve halefleri birçok bahaneyle anlaşmayı delmeye kalkmış ve Magna Carta’ya rağmen Ortaçağ’da İngiliz Monarşisi’nin mutlak gücü giderek artmış olsa da, bir temel ilke hiçbir zaman hasır altı edilememişti: Monarşi artık kanunlara tabiydi. Ve Ortaçağ boyunca Magna Carta’nın 30 kez teyit edilmesi krala, hiçbir zaman uymasa bie bu gerçeği hatırlatmaya devam edecekti.

İngiliz monarşisinin gücünün arttığı Ortaçağ boyunca Magna Carta çok önemli bir belge olarak görülmedi. Anlaşma, 17. Yüzyılda parlamento ve kraliyet arasındaki çatışma büyüdükçe daha çok önem kazanacaktı. Magna Cara 17. Yüzyılda tekrar gözden geçirildi ve Oxford Şartları gibi, çoğalan nüfusa daha fazla hak garanti eden ve İngiliz Anayasal monarşisine zemin hazırlayan başka belgeler de ana metne eklendi. Magna Carta’nın 1297’deki versiyonu, sadece giriş kısmı, üç maddesi ve sonuç kısmı yürürlükte olmasına rağmen hala İngiliz hukukunun bir parçasıdır. Geriye kalan 34 makale ya yürürlükten kaldırılmış ya da değiştirilmiştir.

Bugün Magna Carta’nın pratikteki uygulaması çok sınırlıdır. Daha sonra Amerikan Anayasası da dahil olmak üzere anayasal hükümetler kurmak için yapılan tüm girişimler, kaynaklarını bu anlaşmadan almışlar ve bu anlaşmanın bıraktığı izlerden faydalanmışlardır. Magna Carta’nın etkisi hükümetin yetkilerini kısıtlayan ve insanların haklarını sıralayan ABD İnsan Hakları Beyannamesinde açıkça görülmektedir. Bunlardan bazıları şöyledir: ‘’ Hiç kimse kanunların uyguladığı yasal bir süreç olmadan yaşama hakkından, özgürlüğünden  ve kişisel mülkiyetinden mahrum bırakılamaz. ‘’

Magna Carta aynı zamanda uluslararası bildirgeleri de etkilemiştir. Söz gelimi Başkan Rossevelt’in eşi Eleanor Roosevelt, ‘’ İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni ‘’ Magna Carta’nın tüm insanlığa hitap edeni ‘’ şeklinde tanımlamıştır.

Magna Carta ve İngiltere’deki Yahudiler

Magna Carta, İngiltere’deki borç hukuku ve İngiltere’deki Yahudilerle ilgili iki madde de içeriyordu. Kilise, tefeciliğe girdiği için faizle borç vermeyi yasaklamasına rağmen Yahudilerin borç alıp verme işlerine müdahale etmemesi Hristiyanları kızdırmıştı; bu durum bir ahlaksızlık olarak görülüyordu ve cezası aforoz edilmekti. Ancak Yahudiler, Hristiyan kanunlarına tabi olmadıkları için cezalandırılmıyorlar ve böylece yasal açıdan faiz uygulamalarına hiçbir engel  kalmıyordu. Kilisenin aksine laik kesimler ise kişisel zenginliklerini arttırma fırsatı verdiği için bu uygulamaya göz yumuyorlardı. Bu olay, çok karmaşık bir yasal durumun ortaya çıkmasına sebep oldu. Borçlular, genellikle kilisede mahkemenin karşısına Yahudi alacaklarını çıkarıyorlardı ve böylece yasal olmadığı için borçları siliniyordu. Yahudiler ise borç verdikleri kişileri, borçlarını faizle geri alabilecekleri laik mahkemelerin karşısına çıkarmaya çalışıyorlardı. Borçlular ve alacakları arasındaki ilişkiler hep nahoş bir vaziyet almıştı. Yüzyıllar boyunca bu kaosu düzeltmek için defalarca girişimde bulunulmuş, Magna Carta’ya eklenen maddeyle de sonuca ulaşılmıştı:

‘’ Büyük ya da küçük miktarlarda olsa da Yahudilerin borç alan birinin borcunu ödemeden ölmesi durumunda borcu, eğer mirasçısı reşit değilse borç faiz içermez; eğer bu durum bize getirilirse anaparasının ödenmesi dışında başka bir karar almayacağız. Eğer bir kişi Yahudilere borcu olduğu halde ölürse, dul kalan eşi kalan mirastan çeyizini alır ama borcu ödemez; eğer geriye kalan çocuklar da reşit değilse ölen kişinin mülkiyeti korunarak bu çocukların ihtiyaçlarının giderilmesinde kullanılır ve mirasın geri kalan kısmından borç ödenir..’’

Magna Carta’nın  Rüzgarı Hiç Dinmedi

Magna Carta her kabul edildiğinde birçok kopyası çıkarılmış böylece tarafların hepsinde bu kopyalardan bir tane bulunmuştur. Bunlardan bazıları hala mevcuttur. Bazıları ise tamamen kaybolmuştur. 1215’te Kral John tarafından mühürlenen orijinal Magna Carta günümüze kadar gelmeyi başaramamıştır. Aynı tarihe ait dört kopya ise günümüze ulaşmıştır ve İngiltere’de sergilenmektedir. Bunların ikisi İngiliz kütüphanesinde olmak üzere biri Lincoln Kalesi’de diğer ise Salisbury Katedralinde bulunuyor. 1297 tarihli 13 kopyası da günümüze ulaşmayı başarmıştır.

Avustralya hükümeti 1297 tarihlilerden birini 1952’de 12 500 pounda satın alarak, Canberra’daki Parlamento Binası’dan sergilemeye başlamıştır. Eylül 1984’de ise Perot Vakfı 1297 tarihli bir başkasını satın almış ve Washington DC’deki Ulusal Arşive bağışlamıştı.

Magna Carta’nın  Etkileri

Magna Carta, vatandaşların özgürlüklerini belirlemekten çok, toplum güçleri arasında bir denge kurmak amacıyla kralın sonsuz gibi görünen yetkilerini, din adamlarını ve halk adına sınırlamaya yönelik bir adımdı. Özellikle 39. Maddesi, vatandaş hakları ve özgürlükleri açısından çok önemli bir çığır açmış, hukukun üstünlüğü ilkesinin ortaya çıkmasında ve birçok ülkede filizlenmesine kapı açmıştı. Diğer bir deyişle Magna Carta, Fransız Devrimi ile ortaya çıkan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin, 10 Aralık 1948’te Birleşmiş Milletler genel kurulu tarafından kabul edilen ve insanlık ailesinin bütün üyelerinim medeni, siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklarını ilan eden İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ve yine 4 kasım 1950 tarihinde, Roma’da imzalanan ve 3 Eylül 1953’te yürürlüğe giren İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri korumaya İlişkin Avrupa Sözleşmesi’ne ruh vermiştir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here