PAYLAŞ

Mohaç Meydan Muharebesi Nedir? Ne Zaman, Nerede, Kimler Arasında Oldu? Sebepleri ve Sonuçları Nelerdir ?

Kanuni’nin seferlerinin çoğunun ( Belgrat, Mohaç, Viyana, Alman, Boğdan, Budin, Estergon, Zigetvar ) Orta Avrupa’ya, dolayısıyla Kutsal Roma-Carmen İmparatorluğu’na karşı olduğu düşünülürse siyasi hedeflerinin büyük önemi kendiliğinden anlaşılır. Kanuni’nin Batı politikasını uygulamaya koyması uzun bir hazırlık dönemiyle olmuş, bunun ilk ayağını 1521’de Macar savunma sisteminin anahtarı olan Belgrat’ı fethetmesi sağlamıştı. Bu kale alındıktan sonra Budapeşte ve Viyana yolu Osmanlı ordularına açılacaktı. Batıyı koruyan önemli bir set olan Belgrat’ın düşüşü Hristiyan ülkeleri endişeye düşürmüştü. Bu kaleyi üs olarak kullanan Osmanlı’nın akınları, Mohaç Meydan Savaşı’na kadar da sürüp gitmişti. Nitekim I. Ferdinand’ın elçisi Busbecq bu olaydan 30 yıl sonra şu satırları yazacaktı: ‘’ Belgrad’ın alınışı Macaristan’ın daha sonra içine düştüğü acı durumun da bir başlangıcı olacaktır. Birkaç yıl sonra Tuna ülkeleri üzerine yürüyen Kanuni, Macaristan’ı ortadan kaldıracaktır.’’

Türklerin Rumeli’ye geçişlerinden itibaren, Osmanlılara karşı savaş açan devletlere destek veren Macaristan, 1490’da Kral Matyas’ın ölümünden sonra zor bir dönemin eşiğine gelmişti. Köylüler ve ezilen halk, feodallere karşı ayaklanıyordu. Aynı zamanda Habsburgların bölgede egemenlik kurma çabaları, Avrupa içlerine doğru açılmak isteyen Osmanlılar için bir tehdit oluşturuyordu. Bu durumda Venedik yanlısı bir politika izlenerek, Habsburg siyasetine karşı alternatifler oluşturuldu ve Macaristan konusunda duyarlılık arttırıldı. İç meselelerin hallinden sonra Kanuni, yönünü Batı politikasının bir parçası olarak Macaristan’a çevirdi. Geçmişte Belgrat seferine yol açan gerekçelerle, bugün Kanuni’yi Mohaç’a yönlendiren gerekçeler aynıydı. Tarihçi ve gazeteci Fransız Andre Clot, bütün gerekçeler bir yana, İslam topraklarını genişletme arzusu ile hareket eden Kanuni’nin bu hedefi için Doğudan çok Batıya yöneldiğini dikkat çeker.

Mohaç Meydan Muharebesinin Sebepleri ve Nedenleri Nelerdir ?

Fransa siyasetinin Osmanlı padişahı nezdinde kazandığı nüfuz ve Fransa’dan gelen telkin de Sultan Süleyman’ın Macaristan’a yönelmesinde etkili olmuştur. Fransa Kralı I. François’nin, İmparator Şarlken’e Pavia’da yenilip esir düşmesinin ardından François’nın annesi ve saltanat naibesi Louise de Savoie, Kanuni Sultan Süleyman’a elçi göndermiş ve Roma-Carmen İmparatorluğu’nun gittikçe büyüyen nufüzunu kırmak için ittifak teklifinde bulunmuştu. Kanuni, mektupları getiren elçiye Macaristan’a bir sefer yapmak suretiyle Fransa Kralına yardımda bulunacağını vaat etmişti. Elçi, geri döndüğünde Madrid Muahedesi ile esaretten kurtulmuş olan François’ya Sultan Süleyman’ın vaadini bildirmiş, o da padişaha minnet ve şükranını ifade eden bir teşekkür mektubu göndermişti.

‘’Solakzade  Laş adlı, kötü işler işleyen bir kral, Alaman diyarının kralıdır. Diğer düşman hakimleri, o kan dökücü zalim elinden el aman diye figan ederler idi… Bu tarihlerde Fransa Kralı çasarlık sevdasına düşüp Kron’u Macaristan Kralı’nın elinden zorla almak kasdına murad eyledi, aralarında birkaç defa büyük savaş ve mücadele vuku bulduktan sonra, nihayet İspanya Kralı’nın yardımı ile Fransa Kralı hezimete uğradı. Hasmımdan intikam almak için İslam Padişah’ının dergahına ilticadan başka çare bulamadı ‘’ diyerek dönemin olaylarını ifade eder ve François’nin ‘’ Daha sonra biz dahi, mekanı yüce, zamanın padişahı olan Sultan Süleyman hazretlerinin ihsanlarının bendesi olalım ‘’ diye ricada bulunduğunu nakleder.

Sultan Süleyman’ın teşbihlerle dolu zengin şark üslubuyla I. François’ya yazdığı cevap, sempati dolu, fakat mağrurane, himaye edici ve kesin olmuştu. Böyle bir mektup, Süleyman’ın gururunun ifadesi bakımından olduğu kadar, ittifak konusunda herhangi bir şey söylememesi bakımından da I. François’yı hayal kırıklığına uğratmıştı. Sonunda I. François, 14 Ocak 1526’da İmparator Şarlken ile ağır bir barış antlaşması imzalamaya mecbur olmuştu. Memleketine varınca, zorla elde edilen bu antlaşmanın hiçbir değeri olmadığını ilan etti ve bir kutsal ittifak kurmaya soyundu. Bir taraftan François, Osmanlı Devleti’ni kendi davası lehine kazanmaya çalışırken, diğer yandan Sultan Süleyman da Avrupa’daki itibarını kaybetmemeye çalışıyordu.

Sadrazam İbrahim Paşa, birkaç sene sonra İmparator Şarlken üzerine harekete geçildiğinde, Macar Kralı’na bir elçi göndererek serbest geçiş hakkı istendiğini söylüyor. Kral II. Lajos’un bu teklifi reddetmesinin de seferin açılmasına etkili olduğunu ifade ediyor. Nitekim Fransa Kralı’nın esaretten kurtulup Padişah’a şükranını ifade etmesinden sonra Macaristan’a karşı ordu sevk edilmişti.  Sonuç olarak gerek Fransız siyasetinin etkisi, gerekse de Belgrat’ın fethinden sonra da devam eden sınır hadiseleri, Mohaç Seferi için gerekli şartları oluşturmuştu.

Mohaç Meydan Muharebesi Ne Zaman, Nerede  ve Kimler Arasında Olmuştur ?

Macaristan Krallığı, Macaristan ve Bohemya Krallıklarının birleşmesinden oluşuyor, Transilvanya’yı (Erdel ), Sava-Drava arasındaki bölgeyi ve Karpatlar’ı içine alıyordu. Ülkede Macarlar hakim unsurdu, fakat Slav, Alman, Romen ve Sırp tebaa da vardı. Mohaç ise, Tuna’nın batısında, bağlarla örtülü bir ovanın merkezindeydi. O dönemde Tuna boylarında hudut hadiseleri ve küçük ölçüde savaşlar eksik olmuyordu. Hudut sancak beylerinden Yahya Paşazade Bali Bey, Padişah’a o taraflara sefer yaptığı taktirde Drava ve Sava nehirleri arasındaki Macar arazisinin fethini taahhüt etmiş, bu haber Türkleri yakından tanıyan ve Macar soyluların itibar ettiği Sirem mıntıkası kumandanı Thomary’nin casusları tarafından Macaristan’a da uçurulmuştu. Fakat içinde bulundukları tehlikenin farkında olmalarına rağmen ülkesinin asilzadeleri, Zapolya veVerböczy taraftarları, diğer grupların bölünmüşlüğü ve kimin baş komutan tayin edileceği tartışmaları yüzünden Macaristan sarayı önlem almakta gecikmişti. Meclis toplantısından çıkan elçilerden biri durumu şöyle ifade ediyordu: ‘’ Şayet Sultan Süleyman bu ülkeye saldırırsa Papa, Macaristan’ı daha şimdiden kaybedilmiş Hristiyan ülkeler hanesine yazabilir.’’

İbrahim Paşa’nın 15 Haziran 1525 Kahire dönüşünden sonra Padişah, sefer hazırlıklarına girişilmesini emretmiş, ancak seferin hangi istikamete olacağını açıklamamıştı. Muharebe 29 Ağustos 1526 ( 20 Zilkade 932 ) Çarşamba günü ikindi vakti başladı. Padişah cenk elbisesi, yani zırhlı harp elbisesi giymiş ve beyaz bir at sırtında askerleri teftiş edip, daha sonradan ‘’ Hünkar Tepesi ‘’ veya ‘’ Türk Tepesi ‘’ olarak anılacak, Mohaç ovasına tepeden bakan bir yerde pozisyon almıştı. Gezisi sırasında Rumeli sipahi kolordusu içine girip, orada askerlere ‘’ Hazret-i Peygamber’in ruhu size bakıyor ‘’ diye hitap ettiği de nakledilir.

Ordu Semendire Beyi Yahya Paşazade Bali Bey’in tavsiyesi üzerine yeni bir harp nizamı almıştı. Önce 100 bin asker ve 300 toptan oluşan ordunun ağırlıkları geride bırakıldı, sonra ordunun iki kanadını açıp süvari kitlesinin içeri almak ve topların önüne çekip geriden ve yandan vurmak kararlaştırıldı. Yeniçeriler bu defa geriye alınmışlardı ve bunların önlerine zincirle birbirlerine bağlı toplar konmuştu. Kapıkule Süvarisi ile Bosna Beyi Hüsrev Bey’in kuvvetleri beklemede kalıp ihtiyaç olmadıkça savaşa katılmayacaklardı. Osmanlı Kuvvetleri o dönemde meydan savaşlarında 120-135 cm uzunluğunda, 3-4,5 kg ağırlığında, diz çökerek ya da ayakta ateşlenebilen, sehpa gerektirmeyen tüfekler kullanıyorlardı. Mohaç Savaşı’nı tasvir eden bir minyatürde de bu durum resmedilmişti.

Rakamlar net olmamakla birlikte, Macarların asker sayısının 100-150 bin kadar olduğu tahmin ediliyordu. Macarlar bu son Osmanlı planını bilmedikleri için 60 bin kişilik zırhlı süvarileriyle merkeze hücum edip işi bitirmek istiyorlardı. Osmanlıların da isteği buydu: Macarları merkeze çekip imha etmek.

Macar kumandanlarından Pirey Pereney ile Thomory, bütün kuvvetleriyle Veziriazam kumandasındaki Rumeli askerleri üzerine hücum etti. Osmanlı kuvvetleri plan gereği geri çekilip düşmanı merkeze çekti. Yanlardaki Anadolu kuvvetlerinin de tazyiki ile Macar kuvvetleri daha da içeri alınıp top menziline sokuldu. Bali Bey kuvvetleri süratle düşmanı arkadan çevirerek Macar süvarilerini ikiye böldü. Bu esnada Macarların bizzat Kral Lajos kumandasındaki ikinci kolu, Anadolu kuvvetleri üzerine yüklendi.  Bu kuvvetler de sahte geri çekilmeye merkeze, diğer bir deyişle Padişah’ın bulunduğu ordunun kalbine doğru hücum etti. Macar Kralı II. Lajos’un kumandasındaki kuvvetler de içeriye alınmış ve etrafları tamamen çevrilmişti. Macarlar, kuşatıldıklarını anladığında çok geç olmuştu. Karşı karşıya kaldıkları 300 Osmanlı topu, alev kusmaya başladı. Macar ordusu birden dağıldı. Gece karanlığında Karasu bataklığına düşüp boğulanlar vardı. Bir daha görünmeyen II. Lajos’un da boğulanlar arasında olduğu tahmin ediliyordu. Ertesi gün defterdarın nezaretinde sayılabilen Macar kaybı 25 bin kadardı. 31 Ağustos günü, Harp meydanında Osmanlı teşrifi  usullerine göre Sultan Süleyman’ın zaferi tebrik edilmişti. Kanuni için muhteşem bir erguvani otağ-ı hümayun kurulmuştu.

Mohaç Meydan Muharebesinin Önemi ve Sonuçları Nelerdir?

Mohaç Muharebesi sadece iki saat sürmüş ve bu kısa savaş, bağımsız Macar Krallığı’nı sona erdirmişti. Mohaç Savaşı, Papalık tarafından Osmanlı’nın batıya açılmasını engelleyecek bir bariyer olarak görülen Macaristan’ın düşmesi açısından önemlidir. Böylece Avrupa, İnebahtı Deniz Savaşı’na kadar Türklerin ‘’ yenilmesi imkansız ‘’ bir kuvvet olduğunu düşüncesini taşıyacaktır.

Bu muharebede Osmanlı ordusunun mevcudu 300 bin, Macarların ki 150 binden fazlaydı. Macarların çok güvendikleri, 70 bin kişilik Leh, Çek, İtalyan, İspanyollardan oluşan şövalyeleri ile Rus, Macar, Nemçe, Alman, Temeşvar ve diğer kuvvetleri darmadağın olmuştu. Ne kadarının bataklıklarda boğulduğu ve Tuna’da boğulduğu ise bilinmiyordu. Krallarının bile cesedi bulunamamıştı. Osmanlı kaybı ise yüzlerce ifade edilebilecek kadar azdı. Zaferden sonra Sultan Süleyman, başarısının nişanesi olarak Vezir İbrahim Paşa’nın kavuğuna elmaslarla süslü bir sorguç takmıştı.

Savaşın ertesi günü alınan divan kararı gereğince, akıncı kuvvetleri daha içeri bölgelere akına gönderilmişti. Osmanlı ordusunun önünde bir engel kalmamıştı. Mohaç sahrasında üç gün istirahat edildi ve Eylül başında harekete geçildi. 20 Eylül’de Macaristan’ın başşehri Budin önlerine gelindi. Şehrin yerli Hristiyan ahalisi kaçmış, Yahudiler kalmıştı. Yahudilerin reisi Salmanoğlu Yasef, Budin kalesinin anahtarlarını Foelward kasabasında Kanuni’ye takdim etti. Şehir, direniş göstermeden Osmanlı hükümdarına teslim olmuştu. Budin’in karşısındaki Peşte’nin anahtarlarının da ertesi günü takdim edildiği söylenir. ( bugün Buda ve Peşte, birleşmiş Budapeşte adını almıştır. ) böylece hiç kimsenin burnu kanamadan Macar Krallığı’nın başkenti alınmıştır. Padişah burada on dört gün kaldı. Dönüş yolunda da Segedin ve bazı şehirler alınmıştı.  Osmanlı himayesine girmek isteyen Macarlar Budin’e akın ediyordu. Bunlardan ‘’ raiyet olmağa rağbet ‘’ gösterenlerin bir kısmı İstanbul’da Yedikule semtinde, bir kısmı da Selanik’te iskan edilecekti.

Macar Kralı’nın geride hiçbir varis bırakmadan ölmesi, Macaristan’da Osmanlı gözetiminde bir yönetim kurulmasını gerektirmişti. Kral’ın dul eşi, Alman İmparatoru Charles-Quint’in kardeşi Kraliçe Marie, maiyetiyle beraber kaçmışlardı. Diğer taraftan Kral’ın hazinesi ve cephanesindeki bazı eşyalar da Vezir İbrahim Paşa’nın emriyle gemilere yüklenmişti. Bunların arasında Herkül, Diana ve Apollon’un tunç heykelleri de vardı. Bu üç heykel İstanbul’da nakledilip Atmeydanı’nda direkler üzerine kondu. Getirilen iki büyük şamdan da Ayasofya’da mihrabın iki tarafına yerleştirildi.

Padişah Peşte’de Macar asilzadelerinden bazılarını kabul etmiş ve kendilerine, istekleri üzerine, Erdel Voyvodası Zapolya Janos’u Macar Kralı olarak tayin etmeyi vaat etmişti. Kanuni, Macaristan’ı doğrudan idaresi altına almak yerine Avrupa’yla Osmanlı arasında kendisine bağlı tampon bir devlet haline getirmeyi uygun bulmuştu. Bu, muhtemelen Avrupa’da izlemek istediği denge siyasetinin yansımasıydı. Aslında tabiyet altına alma politikası, Osmanlı fetih metotlarından biriydi. Bu sayede bir anda yapılan ilhakın ortaya çıkarabileceği tepkilerin önüne geçilmiş oluyor; zamanla Osmanlı idaresine ısındırılan bölge, daha sonra tamamıyla ilhak ediliyordu.

Padişah, Peşte’den 27 Eylül’de hareket etti. Budin’in alınması sırasında Matyas Corvin’in kitapları alınmış ve Padişah ile birlikte İstanbul’a getirilmişti. Fakat sonradan II. Abdülhamit, bu kitapların bir kısmını Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na iade edecekti.

Kanuni Sultan Süleyman’ın bazı seferlerinde bizzat bulunmuş olan Peçevi çok önemli bilgiler verir. Kosova, Varna, Niğbolu, Otlukbeli, Şah İsmail ve Kansu Gavri ile yapılan önemli savaşları sıralayan Peçevi, Mohaç için ‘’ Diğer savaşlarda Mohaç’da olduğu kadar çok asker bulunmamıştır. Bu açıdan sadece Mağrip’deki Sultan Yakub’un Cebelitarık’ı geçip İspanya Kralı Filip Endülüs’de yaptığı savaşla mukayese edilebilir’’ der. Fransız tarihçi Alfred Rambab ise ‘’ Tarihte hiçbir savaş gösterilemez ki, Mohaç’ta olduğu gibi, tek bir muharebe, bu derece kesin sonuç alınabilsin ve büyük bir milletin bütün istiklalini asırlar boyunca ortadan kaldırsın’’ yorumunda bulunur. Artık Avrupa’da dengeler tamamen değişmiş, Türk sınırı Avusturya ve Bohemya’nın kuzeyine dayanmıştır. Macar Krallığı 30 yıl boyunca aşama aşama Osmanlı topraklarına katılmaya başlayacaktır. Mohaç’tan sonra Avusturya orduları, Osmanlılarla savaş alanında karşı karşıya gelmeye çekineceklerdir. Kanuni’nin seferleri Mohaç Meydan Savaşı’ndan sonra bölgedeki kalelerin sırayla kuşatılması şeklinde devam etti.

Mohaç’tan sonraki en büyük sorun Orta Avrupa’da aile ilişkisine dayanan Ferdinand’ın Macar Krallığı iddiası ile Sultan Süleyman’ın Macaristan’da üstünlük kurma çatışmasıydı. Yıllarca sürecek olan bu çatışma boyunca Habsburg orduları Orta Avrupa’da Osmanlılarla mücadele içinde olmuş ve bu durum Fransa’ya büyük bir rahatlama sağlamıştır. Fransa’nın bu durumu da göz önüne alındığında, Mohaç savaşı ve sonuçları bütün Avrupa’nın şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. 1529’da tekrar sefere çıkan Sultan Süleyman, hem Avusturya hem de İran cephesinde savaşacak düşman bulamamıştır. Bir meydan savaşı yapılacağını düşünürken Avusturya’nın başşehri Viyana’ya kadar yürümüştür.

Mohaç bir bakıma, zırhlı şövalyelerin kendilerinden daha atak ve hafif donanımlı süvariler karşısında yenilgiye uğradığı 14. Yüzyıldaki Nicopolis ve Crecy savaşları ile de kıyaslanır. Tabii burada Osmanlı’nın, Avrupalıların o zaman kadar alışık olmadığı topları gayet etkili bir şekilde kullanması da etkili olmuştur. Mohaç, bugün bile birçok Macar tarafından tarihi bir dönüm noktası ve kimilerince de ulusal bir travma olarak hatırlanır. Hatta Mohaç Savaşı, işlerin kötüye gittiği durumlarda Macarların birbirlerini teselli etmek için kullandıkları bir deyişe bile kaynaklık etmiştir: ‘’ Több is veszett Mohacsnal!’’ Yani: ‘’Mohaç’da daha fazlasını kaybetmiştik ‘’

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here