PAYLAŞ

Otuz Yıl Savaşları Nedir ? Ne Zaman, Nerede Olmuştur? Nedenleri ve Sonuçları Nelerdir ?

Avrupalılık bilincinin ve Avrupa siyasi tarihinin oluşmasında Otuz Yıl Savaşları’nın büyük rolü vardır. Bugünkü Avrupa devletler sistemi de dahil olmak üzere, Avrupa’nın, din ile devletin ayrılmasında sert bir tutum göstermesinde, bir nevi mezhepler savaşı olarak başlayan ve büyük bir yıkım ve acıya sebep olan bu savaşlar dizisinin etkisi inkar edilemez. Her ne kadar başlangıçta Alman iç savaşları olarak patlak verse de Batı Avrupa’nın büyün ülkelerinin katıldığı bu savaşlar dizisinin sonuçları tüm kıtayı etkiledi. Başlangıç noktası Protestan Katolik mücadelesi gibi görünse de, savaşın tarafların çoğu siyasi amaçlar uğruna kılıca sarılıp kan dökmüştü. Üstelik savaşın baş aktörü konumundaki Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’na bağlı prensliklerin farklı taraflarda savaşması sebebiyle bu savaşlar dizisi, bir iç savaş niteliği de taşıyordu. Peki, ne olmuştu da Avrupalı, boğaz boğaza gelmişti ?

Otuz Yıl Savaşları’nın Nedenleri Nelerdir ?

1555 yılında imzalanan Augsburg Anlaşması, her devlete vatandaşlarının dinini belirleme yetkisini tanımıştı. Böylelikle Martin Luther taraftarları ile Katolikler arasındaki savaş sona ermişti. Bu anlaşmaya göre sayıları 200’ün üzerinde olan Germen prensleri, Katoliklik ve Protestanlık arasında istedikleri tercihi yapabileceklerdi. Fakat bu anlaşmanın hükmü yetersiz kaldı ve uygulanamadı. Üstelik Alman topraklarında hızla yayılan Calvinizm gibi bazı Protestan mezhepleri bu anlaşmaya göre hak sahibi değildi. Ayrıca İspanya’daki Katolik Habsburg kralları, Doğu ve Orta Avrupa’da Katolikliği tekrar güçlendirmek istiyorlardı. Baltık’ta egemen olan Protestan İsveç ve Danimarka kralları ise ‘’ Protestanlığın savunucuları ‘’ olarak Roma-Germen İmparatorluğu’ndaki nüfuzlarını arttırmak istiyorlardı.

Augsburg Barışı’nın kendilerine istedikleri hakları vermediğini gören Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’ndaki Protestan prenler, 1608 yılında bir araya gelerek birlik kurdular. 1609’da ise İmparator’un da desteğini alan ve Bavyera’nın önderliğindeki Katolik devletler birleşti. Sonuç olarak artık ortada din ekseninde iki kampa bölünmüş bir yapı vardı. Bu arada, her iki birlik de diğer devletlerden destek bulmaya çalıştı. Katolik Birliği, aynı Roma-Germen İmparatorluğu gibi Habsburg Hanedanı tarafından yönetilen ve çok sert Katolik olan İspanya’nın desteğine güveniyordu. Protestanlar ise Hollanda, İngiltere ve Fransa gibi, Avrupa’da Habsburg egemenliğini istemeyen devletlerle görüşmeye başladı.

Otuz Yıl Savaşları Öncesi İnce İlişkiler, Beklentiler, Stratejiler

Savaşın temel nedeni Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nun 1555’ten itibaren içten çöküş sürecine girmiş olmasıydı. İmparatorluk eyaletlerinin vatanseverlik ve milliyetçilik duygularından yoksun oluşu, emperyal gücün yitimi, 1555’ten beri sürekli bir kargaşa içinde bulunan güneybatı Almanya’daki Protestan eyaletleri üzerinde otoritenin kurulamayışı, savaşa giden yolda en önemli nedenler olmuştu. Sonunda Protestan güney eyaletlerindeki huzursuzluk, tüm Alman sathına yayılmıştı.

Protestan Almanların bu tutumu, diğer Batı Avrupa ülkelerini de İmparatorluğun topraklarına girme konusunda cesaretlendirmişti. İspanya ve Hollanda on iki yıllık bir ateşkes sürecinden de istifade ederek Aşağı Ren Bölgesinde Almanya’ya komşu alanlarda stratejik üsler kurmuş ve kendileri için güvenli alanlar meydana getirmişlerdi. Fransa ise neredeyse yüz yıldan beri Kutsal Roma- Germen İmparatorluğu ile husumeti olan eyaletlerin çoğuyla ikili anlaşmalar peşinde koşmuştu. Fransa Kralı IV. Henry, 1610’da öldürüldüğünde Julich-Cleve arasındaki taht kavgasına müdahil olmak üzereydi. İngiltere Kralı I. James, Almanya’daki aktif Protestan partinin huzursuzluğu ve kavgaya meyilli lideri V. Frederick’in kayınpederiydi. Danimarka ise Protestan olmuştu ve Kuzey Almanya piskoposları üzerinde inatla hakimiyet kurma arayışı içinde Elbe nehrini kontrol altında tutmaya çalışıyordu. İsveç Kralı Gustovus Adolphus da Almanların iç işlerine karışma konusunda istekliydi.

Otuz Yıl savaşları başladığında tüm bu ülkelerin Almanya iç savaşlarına katılamayacak derecede kendi iç meseleleriyle meşgul ve başka yerlerde savaş halinde olduğu doğruydu. Ancak tüm Avrupa’da Almanya’nın zayıflığından istifade etmek yönünde bir eğilim de yok değildi. Savaşların bir diğer nedeni de İmparatorluğun Avusturya eyaletleriydi.  İlk etapta İmparatorluk, bu eyaletlerin coğrafi konumları itibariyle, dönemin Doğu Avrupa siyasetine dahil olmak zorunda kalmıştı. 15. Yüzyıl sonu ve 16. Yüzyılda Avrupa’nın genelinde görülen aristokratik reaksiyon, gittikçe doğu ve kuzey ülkelerindeki temsilcileriyle İmparatorluk arasında bir ölüm kalım mücadelesine dönüşmüş, özellikle de bu bölgelerde 17. Yüzyıl başlarında daha aktif hale gelmişti. Tüm bunlar Otuz Yıl Savaşları’nın ilk tetikleyicisi oldu.

Üstelik Avusturya’yı oluşturan eyaletlerin yönetici, Habsburg sülalesinin bir koluydu, aynı zamanda İspanya’da temayüz etmiş olarak İspanya yönetiminin başında da onlar bulunuyordu. II. Philip’in tahta geçişinden bu yana İspanyol Habsburgları Batı Avrupa’da Katolikliğin destekleyicisi ve Avrupa hakimiyeti konusunda Fransa’nın en dişli rakipleri konumundaydı. 1612’den itibaren, özellikle Kral IV. Pihilip ve yardımcısı Olivarez’in zamanında İspanya, Alman Habsburglarını kendi planlarını desteklemeye zorladı. Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun Alman Habsburgları, bu İspanyol politikasının tesiri altında kalmışlardı.

Önemli bir başka sebep ise kısa bir müddet için azaldıktan sonra 17. Yüzyıl başlarında tekrar yoğun br biçimde görülmeye başlayan dini mezhepçilikti. Trento Konseyi’ni ( 1545-1563 yılları araasında Reform hareketine karşılık olarak Trentoda üç kez toplanmış Ekümenik Konsey, Katolik doktrinleri yeniden tamamlamış ve Papalığı güçlendirmeyi amaçlamıştı) takip eden ilk Katolik hareketinde sadece teologlar ve az sayıda prens rol almış, ardından gelen ikinci Katolik hareketinde ise ilkinin aksine kalabalık bir ruhban sınıfı ve meslekten olmayan toplulukların da katılımıyla Katolikliği yaymaya çok istekli bir zümre olmuştu. Protestanlar cephesinde ise durum, idealist olma yönünden Katolikler kadar olmasa da partizanca duygular beslemede onlara eşdeğerdi. Protestanların savaşçı yönlerinin de Katoliklerden geri kalır bir tarafı yoktu.

Otuz Yıl Savaşları Ne Zaman, Nerede ve Nasıl Gerçekleşti ?

1618’de savaşın ilk kıvılcımları çakıldı. İmparator’un gücünün artmasını istemeyenlerin ve Protestanların Bohemya’da başlattığı ayaklanma, İspanya Kralı IV. Philip’in yardımını alan İmparator ve Katolik Birliği tarafından bastırıldı.

Danimarka Kralı IV. Christian da bir Protestan’dı ve Roma Germen İmparatorluğu’ndaki Protestanların yenilgiye uğramasından rahatsız olmuştu. İngiltere, Fransa ve Hollanda’dan aldığı destekle birlikte kendisini Protestanlığın savunucusu ilan etti ve İmparator’a ve Katoliklere karşı savaşa katıldı. Ama kendisini destekleyen devletlerin iç sorunlar yüzünden zayıf olması sebebiyle yenildi. İmparatorla barış yaparak, savaş dışı kaldı.

Danimarka çekilmiş ama, bu kez İsveç çıkmıştı sahneye. İsvceç Kralı Gustavuc Adolphus da, Protestanları destekleyerek, savaşa girmekle gecikmedi. Fransa ve Hollanda, Christian’a verdikleri desteği ona yönlendirdiler. Her ne kadar Gustavus, savaşın başında zaferler kazanmış olsa da,  1632’de Lützen Savaşı esnasında hayatını kaybetti ve 1634’te Protestanlar bir kez daha yenilgiye uğradılar. Gustavus’un sahneden çekilmesi üzerine İsveç, Roma Germen İmparatorluğu ve Katolikler arasında 1635 tarihli Prag Düzenlemesi imzalandı. Buna göre Alman prensliklerin dış devletlerle ittifak yapmasının önüne geçiliyor, prensliklerin dağınık orduları, İmparator’un komutasında birleşiyordu. Kutsal Roma Germen İmparatorluğu, gücün toplamaya başlamıştı.

Prag Düzenlemesi’yle ortaya çıkan yeni durumdan Fransa, fazlasıyla rahatsız olmuştu. XIII. Lui’nin danışmanlarından Kardinal Richelau, düzenlemeyle birlikte Avrupa’daki Habsburg etkisinin katlanılmaz noktaya geldiği temasını işleyerek, Fransa’yı savaşa sürükledi. Takvimler 1636’yı gösterdiğinde Katolik Fransa, Protestanların yanında Katoliklere karşı savaşa giriyordu. Bu hamle, siyasi çıkarların din kardeşliğini göz ardı ettiğine güzel bir örnek teşkil ediyordu.

Bu arada savaş, birçok ittifaka da sahne olmuştu. Fransa, İsveç ve Hollanda bir araya gelmiş; öte yandan İspanya, İspanya Hollandası’dan ( bugünkü Belçika ) güneye doğru Fransa’yı işgal ederek, Roma Germen İmparatorluğu’na destek olmaya çalışmıştı. İspanyollar, Paris yakınlarına kadar gelseler de, Hollanda faktörü savaşın gidişatını değiştirecekti. Hollanda’nın denizdeki gücü ve denizaşırı yerlerde Habsburglara kök söktürmesi, savaşın ibresini Protestanların lehine çevirmiş, denizdeki iki kez Hollanda donanması tarafından bozguna uğrayan İspanya’yı zora sokmuştu. Sonuçta kazanan Protestanlar oldu.

Otuz Yıl Savaşları Askeri Bir Devrim Doğurdu Mu ?

Otuz Yıl Savaşları süresince önceki yıllara nazaran daha fazla askeri gelişme oldu. Fakat tarihçiler askeri alanda devrim sayılabilecek değişimlerin olup olmadığı konusunda fikir birliği sağlayamamışlardı. Yine de savaşlar boyunca askeri alanda meydana gelen değişimlerin gelecek yüzyılları etkilediği yadsınamaz bir gerçektir.

Otuz Yıl Savaşları’nda küçük muharebelerden topyekün ve büyük alana yayılan savaşlara doğru bir değişim oldu. Bir milletin ekonomisi, savaşa aktif olarak katılması veya savaşta alacağı tavra bağlı hale geldi. Siviller de daha önceden hiç görülmemiş boyutlarda savaşlardan etkilenmeye başladılar. Orduların sayıca büyük rakamlara ulaşması, savaş maliyetini arttırdı. O zamana dek görülmemiş boyutlarda büyüyen ordular, Avrupa’nın sivil halkı için artık basit bir sorun değildi. Askerler kendi maişetlerini sağlamak amacıyla sivillere ait çiftlik hayvanlarına ve tahıllara el koyabiliyor; geçici olarak konakladıkları yerleri tekrar hareket etmeden önce talan ediyorlardı.

Öte yandan Otuz Yıl Savaşları’nda İsveç ordusu gibi bazı ordularda profesyonelleşme eğilimi ortaya çıktı. Geliştirilen taarruz taktikleriyle, önceki yüzyıllarda görülen yağma olaylarının üstesinden gelmeyi başardılar. Eski taktikleri uygulayan ordularsa başarısız oldu. Hızlı bir hücum harekatı, düşmana savunma yapacak zaman bile bırakmıyordu. Bu tür planlı taarruzlar Otuz Yıl Savaşları’nın genel karakteristiğidir. İsveç Kralı Gustavus askerlerine düzenli ödeme yapılmasını ve askerlerin yerli halka iyi davranmasını teminat altına almaya çalışmıştır. İsveç askerleri, yerli halkın ürünlerine ihtiyaç duyduklarında eskiden yapıldığı üzere bunları yağma etmek ve çalmak yerine ürünlerin ücretlerini ödeyerek satın almışlardı.

Otuz yıl Savaşları’nda silahlarda da gelişmeler oldu. Ordular silah tasarımında bir standardızasyon sağlamaya çalıştılar. Ağızdan dolmalı tüfekler kullanılmaya başlandı. dürbün ve haritaların kullanımı yaygınlaştı. Askerlere düzenli ödeme yapıldı. Ordular büyümesi, yeni silahların kullanılması, profesyonelliğin e yeni savaş taktiklerinin gelişmesi, bazı tarihçileri 30 Yıl Savaşları’nda askeri alanda bir devrim gerçekleştiği sonucuna ulaştırmıştır. Karşı görüş ise, hiçbir ordunun ya da orduların kesin biçimde bir zafer elde edemediğini öne sürer.

Westphalia Barış Antlaşması aynı zamanda bir yorgunluk barışı olarak nitelendirilmiştir. Savaştaki tüm taraflar 1640’ların ortalarından itibaren güçten düşmüştü. Ordular bir dizi özel harekat düzenlemişse de karşı tarafı teslim olmaya zorlayacak bir galibiyet kazanamamışlardı.

 Otuz Yıl Savaşları’nın Sonuçları Nelerdir ?

Otuz Yıl Savaşları’nın sonucunda Almanya’nın parçalanmasıyla, İmparatorluğa bağlılıklarını rağmen kendi içlerinde de facto bir hakimiyet elde etmiş pek çok bölge ortaya çıkmıştı. Bu durum, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun gücünü ciddi anlamda sarsmış, İmparatorluk merkeziyetçi bir yapıdan uzaklaşmıştı. İmparatorluğu gücünü yitirmesi, ileride ortaya çıkacak Alman romantik milliyetçiliğinin de bir sebebi olacaktı.

Otuz Yıl Savaşları, Avrupa hakimiyetinin yeniden düzenledi İspanya ile yapılan savaşlar bu ülkenin askeri ve politik çöküşünü daha da görünür kıldı. Altmış yıl boyunca İspanya’nın kontrolü altında kalmış olan Portekiz, İspanya bu savaşlarla meşgulken, 1640’ta bağımsızlığını ilan etti. Bu arada İspanya, 1648’de de Hollanda’nın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. İspanya’nın zayıflaması ve Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun da parçalanmasıyla Fransa, Avrupa’ki hakim güç oldu. İspanya ve İmparatorluk güçlerinin mağlubiyeti, Habsburg sülalesinin hükümranlığına da son verdi, Habsburglar yerlerini Burbon hanedanlığına bırakmak zorunda kaldı.

Yıllarca süren bu Avrupa savaşlarının nihayet bulması, İsveç’in savaş sonrası durumunu da düzeleyen 1648 tarihli Westphalia Barışı ile olmuştu. Westphalia Barışı imzalanırken üzerinde anlaşılan maddeler, bugün dahi bağımsız ulus devletlerin temeli sayılan doktrinler ortaya koyması açısından önemlidir. Westphalia Barışı’nda çetin bir pazarlık sonucu belirlenen ülke sınırları, tebaanın hükümdarlarla olan ilişkilerini değiştirmiş, bu konuya bir açıklık getirmiştir. Daha önceli halkın, farklı idarelere aynı anda sadakat gösterdiği vakit iken, Westphalia Barışı’ndan sonra bir milletin vatandaşlığı, komşu hükümetler ve güçler yerine, ister dini ister seküler olsun, en evvala kendi kanunlarına ve kendi hükmetine tabi olacaktır. Üye devletlerin rızası olmadan, İmparator’un vergi ve asker toplayamayacak, kanun koyamayacak ve savaş ilan edemeyecek olması, İmparator’un siyasal otoritesinin kalmadığını ilan ediyordu.

Otuz Yıl Savaşları Avrupa’da din sebebiyle ortaya çıkan son büyük savaş oldu. Dini anlaşmazlıklar, söz gelimi İrlanda’da Katolikler ile Protestanlar arasında olduğu gibi, devam etse de bundan sonra büyük savaşlara yol açmadı. Büyük tahribatlara sebep olan paralı askerlik uygulamasına son verilerek disiplinli ordular oluşturulmaya başlandı.

Otuz Yıl Savaşları’nın yol açtığı tahribatın boyutları, tarihçiler arasında uzun süren bir ihtilaf konusu olmuştur. Sivil kayıpların Alman nüfusunun  yüzde 30’unu bulduğu yönündeki tahminlere artık ihtiyatla yaklaşılmaktadır. Silahlı çatışma, kıtlık ve hastalıkların sjebep olduğu ölüm oranı yüzde 15-20 civarındaydı. Sivil can ve mal kaybı, büyük ölçüde paralı askerlerin zulmünden kaynaklanmıştı. Almanya ve civarında savaşanları ve sivil halkı çeşitli bulaşıcı hastalıklar kırıp geçirmişti. Askeri birliklerin hareketleri, yabancı ülkelerden gelen askerlerin akınları ve sürekli değişen cepheler vasıtasıyla salgın hastalıklar yayılmıştı. Ayrıca sivil halkın yer değiştirmek zorunda kalışı ve mültecilerin şehirlere akın etmesi de kıtlık ve hastalıklara sebep olmuştu. Savaş boyunca Avrupa’da çiçek hastalığında 60 milyon insanın öldüğü öne sürülmekle birlikte, rakamın abartılı olma ihtimali yüksektir.

Westphalia Barışı ile Augsburg Barışı hükümleri yenilenmiş ve Calvinizm Roma Germen İmparatorluğu’nda kabul edilen mezheplerden biri olmuştu. Yine  bu anlaşma ile Hollanda’nın bağımsızlığı resmen tanınarak Hollanda ile İspanya arasındaki Seksen Yıl Savaşları sona ermiş oldu. Aynı zamanda İsviçre’nin bağımsızlığı tüm taraflarca tanındı.

Otuz Yıl Savaşları’, Avrupa’nın gördüğü son büyük din savaşıydı. Habsburglara pkarşı Protestanları destekleyen Katolik Fransa örneğinde olduğu gibi artık devletlerin çıkarları, dinsel bağlılıklarının önüne geçmişti. Bu açıdan Westphalia ile modern diplomasi ve uluslararası ilişkiler esaslarının temelleri atılmıştı. Dini mezhep ayrılıklarından doğabilecek yıkıcı savaşların önünü almak amacıyla kilise ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Öyle ki dana önceki uluslararası toplantılar dinsel nitelikteyken Westphalia; devlet, savaş ve iktidar sorunlarının tartışıldığı laik bir konferans olmuş ve toplantılar sırasında Papalık temsilcisi dinlenilmediği gibi anlaşma metni Papa’ya imzalattırılmamıştır. Bu anlaşmayla birlikte artık Avrupa, kendi yasalarına göre davranan, kendi ekonomik ve siyasal çıkarlarını izleyen, istediği tarafta yer alan, ittifaklar kuran ve bozan modern bağımsız devletlerden oluşacaktır. Bugün anladığımız biçimde devletlerin oluşturduğu uluslararası sistemin kökeninde Otuz Yıl Savaşları’nın acı meyvesi Westphalia Barışı yatmaktadır.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here