PAYLAŞ

Paraşüt Nedir ? Ne Zaman, Nerede ve Kim Tarafından İcat Edilmiştir ?

Paraşüt tasarımına ilişkin ilk bulgu Rönesans’a ve 1470 tarihli isimsiz bir el yazmasına dayanıyor. Bu biraz tuhaf geliyor çünkü o zamanlar binalar pek de yüksek sayılmazdı ve belgelenen ilk balon seyahati 8 Ağustos 1709’da gerçekleşmişti. Dolayısıyla, sarp kayalıklar dışında, üzerinden atlandığında düşüş hızını azaltan bir tertibata ihtiyaç doğurabilecek pek bir şe yoktu.

Hal böyleyken Leonarda da Vinci ( 1452 – 1519 ) defterine 1514 yılında bir paraşüt tasarımı çizdi ve bir asır sonra Fausto Veranzio ( 1551 – 1617) adlı bir Hırvat Katolik rahip, 1617’de Venedik’teki San Marco Çan Kulesi’nden atlamak amacıyla tasarladığı sert çatılı paraşüt için da Vinci’nin tasarımını örnek aldı. Veranzio^nun, icadıyla ilgili yazılı tasvirlerinde ve taslak çizimlerinde söz konusu tertibata ‘’ Homo Volans ‘’ ( Uçan Adam ) adını verdiği anlaşılıyor. Veranzio bunun yanı sıra ilk metal kemerli köprüyü icat etmiş olmasıyla ve geliştirdiği rüzgar değirmeni tasarımlarıyla tanınıyor. Ölümüne ve San Marco’nun Çan Kulesi’nden sağ salim atlayıp atlamadığına dair çok az şey biliniyor ama her iki olyın aynı yıl gerçekleştiğini kesin olarak biliyoruz. Dolayısıyla neler olduğuna dair makul bir tahminde bulunabiliriz.

Paolo Guidotti, da Vinci’nin tasarımını uygulamak için 1590 yılında erken bir girişimde bulundu ama evinin çatısından düşüp bacağını kırdığıyla kaldı. Veranzio’nun icraatları ise nihayet 1648’de Londra Kraliyet Cemiyeti’nin başkanı John Wilkins tarafından yazılan Matematiksel Sihir ya da Mekanik Geometrinin Gerçekleştirebileceği Harikalar ( Mathematical Magic or, the Wonders that maybe  perfomed by Mechanical Geometry ) başlıklı eserde kayıt altına alındı.

Çok yükseklerden yeryüzüne güvenli bir şekilde süzülmek içinm yeni br deneme yapılması uzunca bir zaman aldı. Tam olarak 166 yıl sonra, 26 Aralık 1783’te, Fransız Louis-Sebastien Lenormand ( 1757 – 1837), tanık olunan ilk kontrollü atlayışı gerçekleştirdi. Lenormand, Montpellier Rasathanesi’nin kulesinden ‘’ şemsiye tasarımlı ‘’ dört buçuk metrelik çatılı paraşütle atladı. ( Bunun öncesinde, iki elinde birer şemsiyeyle bir ağacın tepesinden atlayarak deneme yapmıştı.)

Aslında Lenormand, tasarımını insanların yangın esnasında yüksek binalardan kaçmalarını sağlayacak bir araç olarak düşünmüştü. Yunanca ‘’ karşı ‘’ anlamına gelen ‘’ para ‘’ ve Fransızca ‘’ düşüş ‘’ anlamına gelen ‘’ Chute ‘’ sözcüklerini birleştirerek ‘’ paraşüt ‘’ kavramını ortaya atan da oydu. Sıcak hava balonunun mucidi Joseph-Michel  Montgolfier ( 1740-1810) tarafından da izlenen gösteri başarıyla gerçekleşti ama hiç kimsebu icadı denemeye hazır değildi. Gerçi Jean-Pierre Blanchard ( 1753-1809) 1785’te köpeğini bir sepetli paraşütle balondan atmıştı ama o sayılmaz. Blanchard, 1793’te kendisinin de yanmakta olan bir sıcak hava balonundan paraşütle atlayarak kurtulduğunu iddia etti ama ne bunu gören oldu ne de ona inanan. Bir de o sıralarda Fransız Devrimi ile ilgili haberler öne çıktığı için Blanchard’ın kimsenin umurunda olduğunu sanmıyorum.

Bununla birlikte Jean-Pierre Blanchard, 1790’larda ipekten mamul ilk çatısız ve katlanabilir paraşütü tasarladı ama köpeğini saymazsak onu kullandığına dair hiçbir kayıt mevcut değil. Onun yerine bu tartışmalı unvanı alma şerefine başka bir Fransız nail oldu. Andre- Jacques Garnerin ( 1769-1823), 22 Ekim 1797’de 900 metre yükseklikteki bir sıcak hava balonundan ilk çatısız paraşütle atlayışı gerçekleştirdi. Garnerin, ipek paraşüte bağlı hasır bir sepetin içine emniyetli bir şekilde oturmuştu. Ancak yarı yolda hızla yalpalayarak kontrolden çıkan paraşüt, bir tarlaya sert bir iniş yaptı. Neysi ki Garnerin yara almadan kurtulmuştu. Eşi Jeanne tasarımdan çok etkilendi ve birkaç yıl sonra kendisi de bir deneme yaptı. Namı Avrupa’ya yayılan Garnerin çifti bir dizi gösteri için davet aldı. Hatta onlardan esinlenen popüler bir İngiliz  türküsü bile var: ‘’ Cesur Garnerin havaya yükseldi / Şanını böyle perçinledi / Ve sağ salim yeryüzüne döndü / O ve heybetli paraşütü .’’ ( Hayır, bende böyle bir türkü duymadım.) Garnerinlerin çabaları başkalarına ilham vermiş olsa da bir balından atlamak için olsun, güvenlik için paraşüt kullanma fikri yine rağbet görmedi.

İngiliz sanatçı ve amatör bilimci Robert Cocking ( 1776 – 1837), Garnerin’in Avrupa turu sırasında 1802’de Londra’da gerçekleştirdiği paraşüt gösterisine tanık olanlardan biriydi. Bunu kendisi de denemeye karar verdi. Altmış bir yaşındaki Cocking, daha önce hiç denememiş olmasına rağmen kendi paraşütünü tasarladı ve Londra Vauxhall Gardens’ta düzenlenen Büyük Gün Şöleni’nin organizatörlerini bu ilk atlayışı ana etkinlik olarak duyurmaları için ikna etti. Cocking, 24 Temmuz 1837’de akşam 7,35 civarında göğe yükseldi. Tasarladığı paraşütle iki buçuk kilometrelik bir yükseklikten atlamayı planlıyordu ama kendisini birkaç kilometre ötede Greenwich semalarında bulduğunda yanlış hesaplama yüzünden ancak bir buçuk kilometreye kadar yükselebilmişti. Hava kararmaya başlayınca atlayıştan vazgeçmek zorunda kalabileceği düşüncesiyle paraşütünü açtı. Başka hesaplama hataları da yaptığı belliydi ve bu girişimin nasıl sonuçlandığı ölüm tarihiyle belgelendi. On dokuzuncu yüzyıl boyunca bunu takip eden başka çabalar da oldu ama hepsi benzer bir şekilde sonuçlandı.

Günümüzde kimileri tarafından Uçan Terzi diye anılan Avusturya doğumlu Fransız terzi Franz Reichelt ( 1879 – 1912), 1912’de havacıların satın alacağı umuduyla o meşhur giyilebilen paraşütünü tasarladı. İlk dönemlerde havacılar sıkça yüksek irtifada uçaktan atlamak zorunda kalıyordu.  Halkın olabildiğince ilgisini çekebilmek amacıyla giyilebilen paraşütle atlayışı cansız bir manken üzerinde Eyfel Kulesi’nden gerçekleştirmek için Paris kenti yetkililerini ikna etti. Ancak izni alıp, 4 Şubat sabahı yedide kuleye geldiğinde, toplanan kalabalığa kendisinin atlayacağını duyurdu. Dostları ve seyircilerden bazıları onu vazgeçirmeye çalışsa da kararından dönmedi. Reichelt, mahşeri bir kalabalık karşısında be yeni kullanılmaya başlanan birkaç kamera önünde, uzunca bir şiste oluşturan ‘’ meçhule atlamış Fransızlar ‘’ arasına katıldı. Bu olayda da mucidin girişimi ile ölüm tarihi arasındaki ilişki, söz konusu gösterinin sonucunu ortaya koyuyor.

Veranzio’nun Venedik Çan Kulesi’nden atlama girişiminin üzerinden yaklaşık 300 yıl geçtikten sonra bile insanlar hala ‘’ bu pek iyi bir fikir gibi görünmüyor’’, diye düşünüyordu. Fakat hala paraşütü geliştirmek için çabalayan başkaları vardı. Gerçekten de 1911 ve 1912 yıllarında yoğun bir faaliyet söz konusuydu ve anlaşılan o ki tasarımların sergilemek için kendisini balonlardan ya da uçaklardan atan insan sıkıntısı çekilmiyordu. Rekabet tüm hızıyla sürüyordu.

Bunlardan biri de Pennsylvania Greenville’de madencilik yapan Stefan Banic ( 1870 – 1941) adındaki Avusturya-Macaristan doğumlu Slovak bir göçmendi.

Banic, ömrünü bedensel işlerde çalışarak tüketmekten kurtulmak çabasıyla akşamları mühendislik derslerine katılıyordu. 1912’de, bir gün madenden çıktıktan sonra yürüyerek evine dönerken, düşen bir uçağın gözlerinin önünde yere çakılmasına dehşetle tanık oldu. Pilotun hayatta kalma şansı yoktu. Bu olay Banic’i çok etkiledi ve pilotun kurtulması için neler yapılabileceğini düşünmeye başladı. Wright kardeşlerin ilk uçuşu gerçekleştirmesinin üzerinden dokuz yıl geçmişti ve havacılık endüstrisi hala emekleme dönemindeydi. Banic, geleceğin havacılıkta olduğunu düşünüyordu. Yapılması gereken şey uçakların daha güvenli hala getirilmesi ve o günlerde sıkça yaşanan havada motor arızası durumunda pilotların yaşam şansının arttırılmasıydı. Paraşüt fikri yeni değildi ama o güne kadarki denemeler güvenli sonuçlar vermemişti. En azından uçuş kabininde pilotun giyebileceği bir paraşüt yapılamamıştı.

İlk tasarımların geliştirilebileceğine inanan Stefan Banic, bir ahırda elle paraşüt dikmeye başladı. Şemsiye kısmı için branda bezi kullandı ve ona uzayıp kısalabilen destek direkleri iliştirdi. Ayrıca bele giyilebilen bir kuşak tasarladı. Banic, kolların altına giyilebildiği takdirde yönlendirilebilecek, hatta açık tutabilecek bir paraşütün önceki tasarımlarına göre daha emniyetli ve daha güvenilir olabileceğini düşündü. Komşuları Banic’in üzerinde tuhaf bir etekle ahır çatısının kirişlerinden atlamasına alışmıştı ama zamanla Banic fikirlerini geliştirdi. Sonunda kullanılabilir olduğunu düşündüğü bir prototip üretti ama paraşütün gerçekten işe yaradığını göstermeden patent başvurusu yapamazdı. Ayrıca paraşütün ahır damından daha yüksek bir irtifada da işe yaradığını kanıtlaması gerekiyordu.

Böylece, bütünüyle halka açık ve bir o kadar da riskli bir gösteri planı hazırladı. Washington’da ABD Patent Ofisi’nin karşısındaki bir binanın tepesinden atlayacaktı. 3 Haziran 1914 günü, askeri gözlemciler ve Patent Ofisi yetkililerinin de dahil olduğu bir izleyici topluluğunun karşısında beş katlı binanın tepesine tırmandı, çatının kenarında dengesini ayarladı ve derin bir soluk aldıktan sonra kendisini boşluğa bıraktı.

Banic, izleyicilerin hayranlık dolu bakışları arasında aşağıya süzülerek güvenli ve kontrollü bir şekilde kalabalığın önüne indi. Tanıtım gösterisi tam bir başarıyla gerçekleşmiş ve izleyicileri büyülemişti. Paraşütün patanti 1,108,484 numarasıyla 25 Ağustos 1914’te onaylandı ve hemen ordunun ilgisini çekti. Birinci Dünya Savaşı’nın ilk günleriydi ve bir pilotu, arızalanan bir uçaktan kurtarıp sağ salim yere indirebilen bir tertibat en yüksek öncelikler arasındaydı. Böylece, Banic patentini Amerikan Havacılık Geliştirme Derneği’ne ve yeni kurulan Ordu Muhabere Birliği’ne bağışladı. Bu iki kurum Banic’in tasarımını geliştirerek havacılar için daha kullanışlı bir hale getirdi. Çok geçmeden paraşüt tüm Müttefik Kuvvetler pilotları için standart donanım haline geldi ve böylece sayısız hayat kurtarıldı. Birinci Dünya Savaşı birçok girişimcinin ve mucidin para kazandığı bir dönemdi. Ne var ki Banic, icadı haline gelen vizyoner buluşu karşılığında ne bir ödül aldı ne de takdir gördü.

Banic’in paraşüt eteği bugün müzede sergilenen antikadan öte değer görmese de havacılık güvenliğinde gerçekten devrim yarattı. Banic, savaştan sonra Çekoslavakya adını memleketine döndü ve İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıç günlerinde ilk paraşütlü birliklerin kurulduğu 1941 yılında öldü.

Basit bir emniyet tertibatı olarak tasarlanan paraşüt, o tarihlerde başka ir yolla ulaşılması mümkün olmayan bölgelere muharebe birliklerinin indirilmesi için kullanılan bir araç haline gelmişti. İlk tasarımları 500 yıl öncesine dayanan paraşütün gerçekten iyi bir fikir olduğunu kanıtlayan Banic için 1970’te Slovakya’daki Bratislava Havaalanı’na bir anıt dikildi.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here