PAYLAŞ

Rönesans Nedir? Ne Zaman, Nerede ve Nasıl Başladı? Sebepleri ve Sonuçları Nelerdir?

Kelime anlamı ‘’ yeniden doğuş ‘’ olan Rönesans, temel olarak, Yeniçağ’ın başlamasıyla Avrupa’da edebiyat, güzel sanatlar ve bilim alanlarında yaşanan patlama için yapılan toptan tanımdır. Kelime olarak ise, ilk kez İtalyan mimar ve ressam Giorgio Vasari tarafından büyük sanatçıları anlattığı ve 1550’de basılan ‘’ Vite ‘’ isimli eserinde kullanılmıştır. İtalyanca ‘’ Il Rinascimento ‘’ olarak da bilinen Rönesans’ın Ortaçağ’ın sonu ile Modern çağ  başlangıcı arasındaki geçiş dönemini de simgelediği söylenir. Bir başka tanım ise, 15. Yüzyıldan başlayarak İtalya’da ve daha sonra da diğer Avrupa ülkelerinde hümanizmin etkisiyle ortaya çıkan, klasik İlkçağ  kültür ve sanatına dayanarak gelişen bilim ve sanat dönemidir. Rönesans’ın, 14. Yüzyılda Kuzey İtalya’da filizlendiği ve oradan da 15. Yüzyıl itibariyle Kuzey Avrupa’ya yayıldığına inanılır.

Rönesans’ın nimetlerinden faydalanan Batılılara göre Rönesans ile kısaca, pozitif akıl skolastik akla galip gelmiş, Avrupa, o gıpta ile izlenen teknolojik zıplamasını gerçekleştirerek refahla kucaklaşmıştır. Diğer bir deyişle, insanoğlu, dinin baskıcı ikliminden kurtularak, aklı rehber almış, başarıya ulaşmıştır. Daha yalın bir ifadeyle dinin yerine bilim geçmiştir. Bu arada belirtmek gerekir ki, burada söz konusu olan, Ortaçağ Hristiyanlığının otoriter baskıcı yorumudur. Ama ne yazık ki bu yaklaşım, özellikle ülkemizdeki bazı çevreler tarafından İslamiyet de dahil olmak üzere tüm dinlerin baskıcı bir öze sahip olduğu ve gelişmeye engel olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Sık sık gündeme gelen İslam’da ‘’ reform ‘’ çağrılarının arkasında da bu yanlış tercüme edilen felsefe yatar.  Öyle ya da böyle, Batı’nın mevcut üstünlüğüne zemin oluşturan bu akımın ana hatlarını ise şöyle sıralayabiliriz:

  • Yeryüzü ilginçtir, araştırılmalıdır.
  • İnsanoğlu güçlüdür ve çok şey başarabilir. Özellikle de aklıyla.
  • İnsanın sürekli faal olması onurlu bir iştir, sürekli çalışılmalı, araştırılmalıdır.
  • Ve gerçek olan güzeldir.

İşte bu mihenk noktalarından hareketle Batı dünyası, yaşanılan dünyanın mükemmel olduğu ve mükemmelliğin keşfedilmesi gerektiği düşüncesine ulaşmış, ‘’ Dünya yeterince ilginç. Başka dünyalara, özellikle de buna vaaz eden dine ihtiyaç yok, bu dünyanın hakkını verelim ‘’ noktasına gelmiştir.

Rönesans kavramı iki ayrı gelişme için kullanılıyordu. Birincisi, Antikçağ eserlerinin yeniden keşfi, öğrenimi ve sanat ile bilim alanlarında kullanılması, diğeri ise; genel manada Avrupa kültürünün yeniden canlanmasına yol açan bu düşünce akımlarının sonuçlarının tanımlanması.

Öte yandan Rönesans kavramına yönelik yaklaşım farklılıkları da yok değildir. Geleneksel görüşe göre 15. Yüzyılda İtalya’daki Rönesans, matematiğin Araplardan alındığı, deneyciliğin geri döndüğü, Hümanizm akımından etkilenen insanların o anı olabildiğince zevk duyarak yaşamaya odaklandığı, matbaacılıkla birlikte bilginin yayıldığı bir dönemdir.  Aynı zamanda sanatta, şiirde, mimaride yeni tekniklerin bulunuşu ile yazılı ve görsel sanat eserlerinde kullanılan maddeler ve tarz açısından da radikal değişimler gerçekleşmiştir. Bu dönem, uzun bir sessizlik döneminden sonra Avrupa’nın yeniden geliştiği ve ticaret ile keşifçiliğin yükseldiği bir zaman dilimidir.

Rönesans genellikle ‘’ Modern ‘ dönemin başlangıcını sembolize eder. Peki, bu tanıma itiraz eden var mıdır? Evet vardır. Sözgelimi Marksist tarihçiler, Rönesans’ı; Avrupa toplumunun büyük bir kısmının Ortaçağ’da kalırken; küçük, varlıklı ve güçlü bir grubun sanatta, edebiyatta ve felsefedeki değişikliklerden etkilendiği ve Modern çağ’ı kucakladığı ‘’ sahte devrim ‘’ olarak görür.

Rönesans Ne Zaman, Nerede ve Nasıl Başladı?

Sanılanın aksine Rönesans’ın kesin bir başlama noktası veya yeri yoktur. Ama ağırlıklı inanışa göre, Orta İtalya’da, özellikle de Floransa’da başlamıştır. Bir kesime göreyse, İstanbul’un 1453’te Türklerin eline geçmesiyle bu şehirden özellikle İtalya’ya göç eden bilim adamı ve sanatçılar, Rönesans’ın tohumlarını atmıştı. İtalyan denizcileri de İslam diyarlarındaki zenginlik, refah, nizam, intizam, adalet ve inanç hürriyetinden etkilendiklerini her fırsatta dile getiriyordu.

Bunların yanı sıra İtalya’da bulunan Cenova, Venedik, Piza ve Floransa şehirleri, Haçlılara ev sahipliği yapmaktan ve baharat ticaretini ellerinde tutmalarından dolayı dünyanın en zengin şehirleri haline gelmişti. Zamanla bu şehirlerde devlet iradesi, tüccar prenslerin ve tüccarların eline geçti. Bunlar da tıpkı İslam ülkelerinde şahit oldukları gibi, şairleri, sanatkarları ve fikir adamlarını maddi ve manevi açıdan gözeterek, yaratıcı düşüncenin önünü açtılar.

11, yüzyılın sonundan itibaren başlayan Haçlı seferleri de Avrupalıların İslam ülkelerindeki parlak medeniyetle buluşmasını sağladı. Bu medeniyetin nüveleri, Endülüs Emevileri aracılığıyla Avrupa’ya geçmiş, İslam alimlerinin fen sahasında verdiği eserler Avrupa dillerine çevrilmiş ve sonuç olarak da Batı’daki ilmi gelişmelerin temeli atılmıştı.

Rönesans üzerinde derin araştırmalar yapan Burkhard, ‘’ Rönesans insanın keşfedilmesidir’’ diyerek, Rönesans öncesi, özellikle de Engizisyon mahkemesi tarafından estirilen ve din adına insanın bireyselliğini ayaklar altına alan terör dönemine atıfta bulunur. Gerçekten de Avrupalıların ‘’ karanlık çağ ‘’ olarak andıkları bu dönemde yüz binlerce insan haksız yere katledilmiş, din adamları yozlaşmıştı. Aralarında cennetten arazi satanları bile çıkıyordu! Mantık ve serbest düşünce, düşman olarak kabul ediliyordu. Dünyanın döndüğünü söyleyen Galileo gibi bilim adamları baskıya maruz kalıyordu. Rönesans, adeta bu iklime tepki olarak, ilim ve teknikteki ilerlemenin yanı sıra insan ve tabiat sevgisinde de patlamaya yol açtı denebilir. Bugün bile Batı’da bireysel hakların, bireyselliğin kutsanmasının kökeni, eskiye duyulan tepkiden kaynaklanır.

Rönesans daha ziyade Fransa’da sanat; Almanya’da dini tablo ve resimler; İngiltere’de edebiyat; İspanya’da resim ve edebiyat alanında gelişerek kendini gösterdi. Dini tabloları ile tanınan Alman ressam Albert Dürer, Fransız mimar Pierre Leskot, İngiliz yazar William Shakspeare, Donkişot romanı ile şöhrete kavuşan İspanyol yazar Miguel de Cervantes Saavedra bu dönemin parlak yıldızlarındandı.

Donatello ve Bramant gibi heykel tıraşlar, Jan Bülan gibi mimarlar, Jan Gojon gibi heykel tıraşlar ve Fransuva Klue gibi ressamlar yine bu dönemin sanatçılarıydı.

Rönesans’ın Sonuçları Nelerdir?

Rönesans’ın en önemli sonucu, Batı’da kilisenin yerini pozitif düşüncenin, diğer bir deyişle bilimin almış olmasıdır. Akıl tek kılavuz olarak kabul edilmiş, artık insanların düşünen, eleştiren, soran, yargılayan ve kendi fikirlerini özgüce ortaya koyan varlıklar olması gerektiği inancı ağırlık kazanmıştır. ‘’ Dogmalar ve ön yargılardan kurtulmalıyız ‘’ inancı yaygınlık kazanmıştır.  Bunu takiben dinde reform hareketleri baş göstermiş, din adamlarının ve kilisenin halk üzerindeki otoritesi sarsılmıştır. Bilim ve teknikteki gelişmeler hızlanmış, buradan alınan ivme ile Sanayi Devrimi başlamıştır. Avrupa’da sanattan zevk alan Burjuva sınıfı ve halk sınıfı oluşmuştur. Ama tüm bunları tek bir cümlede özetlersek; Rönesans, Batı Avrupa’nın oluşturduğu medeniyet havzasının ana yakıtı ve bugünkü ‘’ bireysellik üzerinde yükselen refah ‘’ anlayışının mimarı olmuştur diyebiliriz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here