PAYLAŞ

Sanayi Devrimi Nedir? Nerede, Neden ve Ne Zaman Ortaya Çıkmıştır?

Sanayi Devrimi, 18. Yüzyılın sonunda ve 19. Yüzyılın başında, kas gücüne dayanan ekonomiden, endüstri ve makine üretimine geçişle sonuçlanan öneli teknolojik, sosyo-ekonomik ve kültürel değişimlere verilen genel isimdir. Bu değişimler, kömürün yakılmasıyla üretilen buhar gücünün İngiltere’de kullanıma girmesi ve özellikle tekstil üretiminde kullanılmak üzere güçlü makinelerin ortaya çıkmasıyla başladı. 19. Yüzyılın ilk 20 yılında metal makine parçalarının ve aletlerin geliştirilmesi, endüstride kullanılacak makinelerin üretimini de kolaylaştırdı.

Sanayi Devrimi’nin başlangıcı tam olarak belli değildir. Sanayi Devrimi üzerine çalışmalarıyla tanınan tarihçi Prof. T.S. Ashton’a göre bu süreç, yaklaşık olarak 1760-1830 yılları arasını, yani III. George ve IV. William döneminin belirli bir kısmını kapsar. İkinci Sanayi Devrimi ile arasında da kesin tarih ayrımı yoktur. Devrim, önce Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’yı daha sonra da dünyanın geri kalan kısmını etkilemiştir. Bu olayın insanlık tarihi üzerindeki etkisini, insanın tarıma başlayıp toplayıcı avcı sistemden çıkmasının etkileri ile kıyaslayabiliriz.

Bazı tarihçiler bu devrimi, 17. Yüzyılda yaşanan İngiliz İç Savaşı’nın ardından Büyük Britanya’da feodalizmin sona ermesiyle ortaya çıkan bir sonuç olarak görür. Buna göre ülkeler sınır kontrollerini daha etkili bir şekilde yapınca hastalıkların yayılma hızları ve çocuk ölümleri azalmış, böylece iş gücü artmıştı. İngiliz Tarım Devrimi daha fazla gıdanın daha az iş gücüyle üretilmesini sağlayınca, tarımda iş bulamayanlar, dokuma ve tekstil sanayine yöneldiler. Böylece büyük fabrikaların bulunduğu büyük şehirlere göç başladı. 17. Yüzyıldaki bu toplu göç hareketleri, uluslararası ticaret, açılan yeni pazarlar ve sermaye birikimi, Sanayi Devrimi’nin diğer etkenleri olarak göze çarpar. Şimdi isterseniz, bir bakıma insanlığa çağ atlatan bu devrimin üzerindeki perdeyi kaldıralım.

Sanayi Devriminin Mimarları

Sanayi Devrimi’nin temelini 16. Ve 17. Yüzyıldaki dinel, siyasal, bilimsel ve felsefi düşüncelerin attığını söyleyebiliriz. Protestan Ahlakı, ‘’ Bugün çok çalışıp yarını düşünmeyi ‘’ önemli bir değer olarak yerleştirmiş, 17. Yüzyıldaki Aydınlanma akımının filozofları, bilimsel yöntemi ve rasyonel düşünme ilkelerini geliştirmişlerdi. Fransız Devrimi Napolyon aracılığıyla bu düşünceleri Avrupa’ya yaydı. Tabii ki fikri sebeplerinin yanı sıra bu devrimde hızlı nüfus artışı da rol oynadı.

16, yüzyıldan başlayarak Avrupa’nın nüfusu hızla artmış, tarımdaki gelişmeler bu sektördeki nüfus ihtiyacını azaltarak, fazlalığın kentlere göç etmesine neden olmuştu. Bunlar sanayi için gereken hazır iş gücünü oluşturacaktı. Bu arada yaşam düzeyi de yükselmişti. Eskiden lüks sayılan şeker, kahve, çay gibi mallar artık orta sınıf ve alt sınıflar için doğal bir gereksinim olmaya başlamış, tüketim mallarına olan talep artmıştı.

Tüketim, Sanayi Devrimi ile birlikte modern dünyanın motoru olacaktı. Ve tabii ki Sömürgecilik! Avrupa ülkeleri yeni koloniler oluşturarak, buradan getirdikleri malları kendi sanayilerinde işliyor ve tekrar sömürgelerine satıyorlardı. Bir nevi, sömürgelerin zenginliği üzerinden karşılıksız para basıyor gibiydiler! Bu süreçte, orta sınıfın zenginleşmesi sürecine paralel olarak kapital birikim oluşmaya başladı. Bilinen anlamıyla Kapitalizm kavramı ete kemiğe bürünmeye başlamıştı. Böylece yeni yatırım alanları aranmaya başlandı.

Diğer bir teoriye göre, İngilizlerin ilerlemesi, teknoloji ve çalışkanlığa inanan girişimci sınıflar sayesinde olmuştu. Bu sınıfın oluşması Protestan çalışma etiğine ve İç Savaşla ortaya çıkan Kuveykıri Baptistis ve Presbiteryen gruplarına bağlanıyordu. Kanunlara olan güvenin artmasıyla beraber sabit finans piyasalarının ortaya çıkması, sanayi kuruluşlarının yatırım kapasitelerine katkıda bulundu.

Buhar, Sanayiyi Şaha Kaldırdı

1776 yılında James Watt tarafından buhar motorunun icat edilmesi Sanayi Devrimi’nin en büyük yeniliğiydi. Buna yol açan ise, demir şekillendirmedeki yenilikler ve ayrıca metal işlemede normal kömür yerine kok kömürü kullanılmasıydı. 18. Yüzyılın başlarında, tekstil sektöründe çıkrık ve iplik makinelerini çalıştırmak için su gücü kullanılıyordu. Bu değirmenler insan gücü kullanan fabrikalar için model teşkil edecekti. Sanayileşme doğal olarak fabrikaların ortaya çıkmasına kapı araladı. Üretim merkezlerine yakın yerlere yerleşim birimleri de kurulmuştu. İnsanlar fabrikalarda iş bulmak için şehirlere taşınınca, büyük ve modern şehirler boy göstermeye başladı.

Buhar motoru, Sanayi Devrimi’nde başrol oynadı. Ama Sanayi Devrimi sırasında, bazı endüstriler halen rüzgar, at ve su gücüne dayanan ya da insan gücüyle çalışan küçük makinelerle üretim yapıyorlardı. Thomas Newcoman tarafından icat edilen buhar motoru, ilk olarak maden ocaklarında veya su pompalayarak değirmendeki döngüyü devam ettirme işlemleri için kullanıldı. James Watt’ın 1780’de butgu hareketini bulması, buhar motorunun fabrikayı doğrudan çalıştırmasını veya cendereyi doğrudan döndürmesini sağladı. Motorlar artık değişen ihtiyaçlara göre, değişen şekillerde üretilmeye başlamıştı. Lokomotifler, buharlı gemiler sahnedeki yerini alıyor, ulaşım patlaması yaşanıyordu.

Dişliler Dönmeye Başladı

Sanayi Devrimi’nin başlangıcında, ülke içi ağır ürünler için taşımacılık, nehirlerde tekne ve gemilerle yapılıyordu. Vagonlar veya demiryolları ile nehirlere daha çok gemiler için kömür taşınıyordu. Büyük şehirler arasında ürün sevkiyatı için de kanallar açılıyordu. 18. Yüzyılda başlayıp 19. Yüzyılın ortalarına kadar süren bu endüstrileşme sürecine demir ve kömürün asıl enerji kaynağın ve hammaddeyi oluşturduğu makineleşme çağı denilebilir. Makinelerin devreye girmesiyle büyük fabrikalar ortaya çıktı. Böylece Avrupa, tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüşmeye başlamıştı. Bu dönemde İngiltere’nin, rakiplerine fark atmasına yol açan, zengin kömür yatakları gibi bir avantajı vardı. Sanayi Devrimi’nin ilk aşamasında buhar, kömür e demirin birleşimi önemli siyasal, ekonomik ve toplumsal sonuçlarıyla birlikte ‘’ demiryolu çağı’nı da açacaktı. Kömür yalnızca demiryolunda hareket eden araçlara güç sağlamakla kalmamış, aynı zamanda demiryolları da kömürü çok uzak ve eskiden taşınamayan yerlere götürmüştü.

Petrol de Sahneye Çıkıyor

Sanayi Devrimi’nin ikinci aşaması olan 1870’ler sonrasında sahneye yeni oyuncular çıktı. Kömür ve demirin yanında çelik, elektrik, petrol ve kimyasal maddeler de üretim sürecine sokulunca sanayileşme bugün etrafımızda görülen biçimini almış oluyordu. Demir, Sanayi Devrimi’nin birinci aşamasında büyük ama hakim olmayan bir rol oynamıştı. İkinci aşamasında çelik tam anlamıyla her alana egemen oldu. Çeliğin en önemli yararı demiryollarında görüldü. Çelik sayesinde gelişen demiryolları, Birinci Dünya Savaşı’na katılan devletlere temel lojistik destek sağladı. Bilgisayarın hayatımıza girmesiyle de Sanayi Devrimi’nin son aşamasının tamamlandığını söyleyebiliriz.

Sanayi Devrimi Neden İngiltere’de Başladı ?

Peki, Sanayi Devrimi’nin İngiltere’de başlaması bir tesadüf müydü? Tabii ki hayır. Her şeyden önce İngiltere’de uzun süreli bir anayasal monarşi düzeni oluşmuştu. Bu düzenin temelinde mülkiyet hakkının ve bireysel hak ve özgürlüklerin korunması yatıyordu. Ayrıca 18. Yüzyıl İngiltere’si zaten dünyanın mali merkezi konumundaydı. Borsa ve bankacılık sektörleri açısından diğerlerinden ilerideydi. Parlamento, kapitalizm ilkeleri doğrultusunda iç piyasada özgür rekabeti önleyici bütün engelleri kaldırmıştı. Donanması ve güçlü ticaret filoları, sanayileşmenin can damarı olan taşımacılığı kolaylaştırıyordu.

Kaldı ki İngiltere, zaten Rönesans döneminden beri dokumacılık sanayinde başı çekiyordu. Ve tabii ki  en önemlisi İngiltere, dünyanı  en büyük sömürge imparatorluğuydu. Bu da ona hem hammadde, hem de kaynakları ve üretilmiş malları için geniş Pazar imkanı sunuyordu.

Sanayileşme, Çocukların Sırtında Yükseldi

Fabrika sistemi hızlı üretim gibi olumlu sonuç yanında sosyal açıdan olumsuz birtakım sonuçlar doğurdu. Erkek işçilerin yanı sıra hatta onların yerine daha ucuza çalıştırdıkları için çocuk ve kadınlar sahaya sürüldü. 20 saate kadar varan günlük çalışma saati, küçük çocuk ve kadınları eziyordu. Buna rağmen ücretler yetersizdi. İşçilerin kalifiye olması artık o kadar önemli değildi. Makineler tekdüze, basit, mekanik hareketler yapabilen herkesle çalışabiliyordu. Kalifiye işçilerin normal ücretle iş bulması imkansızlaşıyordu.

1876’da Alexander Graham Bell telefonu bularak, sanayileşmenin kulaklarından birini açtı. Bu arada tarıma kafa yoranlar da boş durmuyordu. Almanlar pancardan şeker çıkarma tekniğini ve suni gübreyi buldu. 1870’lerden sonra konserve yiyecek imalatı hızlı bir biçimde arttı. 1850’lere kadar genelde İngiltere’nin tekelinde olan Sanayi Devrimi, bu tarhiten sonra tüm Avrupa’ya ve Amerika’ya yayıldı.

Sanayi Devrimi yeni gelişen sosyal sınıflarda sorunlara da yol açtı. Çocuklar kötü şartlarda çalışmaya ve aileler kötü ortamlarda yaşamaya başladılar. Daha önceleri de çocuk işçiler mevcuttu ama Sanayi Devrimi ile bu oranlar çok yukarı çıktı. Politikacılar buna kanunlarla kontrol altına almaya çalışırken, işverenler buna direniyordu. Bu şekilde fakirlere yardım ettiklerini iddia ediyorlardı. 1833’te çocuk işçi çalıştırmaya karşı ilk kanun İngiltere’de çıktı. 9 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaklandı. Geceleri çalışmaları yasaklandı. 18 yaşından küçüklerin çalışma 12 saatle sınırlandırıldı. On yıl sonra, kadınların ve çocukların madenlerde çalışması yasaklanmıştı. Özetle bugün Türkiye’nin sorunu olarak göze çarpan çocuk işçiler, Batıda sanayileşmenin baş aktörü olarak, büyük bedel ödemişler, bir bakıma bugünkü akranlarının rahat yaşaması için gereken temelleri, istemeden de olsa, atmışlardı.

Buhar motorunun baskı işlerinde kullanılması kitapların, gazetelerin ve basılı malzemenin ulaşılabilirliğini artırınca edebiyata ve politikaya olan istek de arttı. Sanayileşmenin tetiklediği politik reform ve devrimler sonucunda Avrupa’da birçok şey değişti. Kitleler, Kuzey ve Güney Amerika’ya, Güney Afrika’ya ve Avustralya’ya gitmeye başladılar. Kırsal ailelerin toplu göçü, şehirlerde çarpık yapılaşmaya yol açtı, kötü yaşam koşullarını tetikledi. Aralıksız uzun çalışma saatleri, çocuk sayısında artış ve milliyetçilik gibi sonuçlar ortaya çıktı.

Sanayi Devrimi toplum yapısını da dönüşüme zorladı. İş ve özel hayat birbirinden ayrıldı. Eşlerden birinin çocuklar ve ev işleri ile ilgilenmesi gerekiyordu. Kadınlar bu neden evde kalıyor, erkeklerse iş gücünü oluşturuyordu. Böylece kadın ile erkeğin konumları değişti. Bu durum, cinsiyetlerin rollerinin tanımlanmasında yardımcı oldu ve böylece geleneksel aile kavramı doğdu.

Sınıf Bilinci Oluştu

Aydınlanma döneminin birikimiyle entelektüel bir yapı oluşmuş, bu yapyı, bilimsel bilginin pratik uygulaması takip etmişti. Felsefi hareketlenmeler de başladı. Karl Marks, sanayileşme sürecini, feodal ekonominin diyalektik ierlemesi, kapitalizmin tamamen gelişmesi için gerekli ve sosyalizmin nihayetinde de komünizmin gelişmesi için bir öncü olarak görüyordu. Marks’a göre sanayileşme, toplumu Burjuva ve işçi sınıfı şeklinde iki gruba bölüyordu. Burjuva, üretim araçlarının, yani fabrika ve toprakların sahibiydi. İşçi sınıfı ise emek harcayıp, üretimi gerçekleştiren sınıf olarak yaşamaktaydı. Marks’a göre bu iki sınıf arasında parazitlik bir ilişki vardı; işçi sınıfı emeğinin tam hakkını alamıyor, burjuvaysa, işçilerin iş gücünü sömürmekten başka bir şey yapmayarak zenginleştikçe zenginleşiyordu. Hızlı teknolojik gelişmeler, tarım ve üretimdeki makineleşme nedeniyle birçok yetişmiş eleman işini kaybetmişti. İşsiz kalan bu insanların, küçük kentlerden büyük şehirlere taşınması şehir nüfusunu hızlı bir şekilde arttırıyor, bunula birlikte fakirlik de artıyordu. Marks’a göre, alt sınıfta sınıf bilinci oluşacak ve burjuva sınıfına karşı ayaklanacaktı. Bunun sonucunda da işçinin üretim araçlarının sahibi olduğu, daha eşitlikçi, sosyalist ve nihayetinde de komünist devlet ortaya çıkacaktı.

Sanayi Devrimi Emperyalizmi Coşturdu

Sanayi Devrimi Avrupa’da burjuva sınıfını değiştirip, yeni bir işçi sınıfının doğmasına yol açtı. Eski burjuva sınıfına şimdi fabrika sahipleri de katılmıştı. Burjuva sınıfı artık her ülkede en zengin sınıfı oluşturuyordu. Avrupa’da Sanayi Devrimi öncesinde de bir işçi sınıfı vardı. Ancak bu sınıf, devrim sonrasında bilinçlenmeye başladı. Ancak ülkelerin çoğunda orta sınıf pek çok siyasal ve sosyal haktan mahrumdu. Bu haklarını elde etmesi için 19. Yüzyılın bitişini beklemek gerekecekti.

Demiryollarına olan aşırı talep nedeniyle daha ucuza toplu çelik üretilmesi ihtiyacı doğunca, İkinci Sanayi Devrimi’nin belirleyicisi de toplu çelik üretimi oldu. 1850’den itibaren başlayan ikinci dalga, özellikle kimya, petrol ve rafineri, elektrik ve 20. Yüzyıldan itibaren de otomotiv endüstrisini içine aldı. Bu dönemde teknolojik liderlik Büyük Britanya’dan Amerika ve Almaya’ya geçti.

Sanayileşmenin getirdiği hammadde ihtiyacı ve üretilen mallara Pazar bulma çabası, hızla sanayileşen devletleri daha yoğun emperyalist ( sömürgeci ) politikalar izlemeye itti. Hızlı sanayileşen ülkeler arasındaki doğal kaynak ve Pazar kapma mücadelesi gitgide artan bir hızla, kanlı ya da kansız savaşlarla günümüze kadar devam etti.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here