PAYLAŞ

Stephen Hawking ( 1942- ) Kimdir? Hayatı, Çalışma Alanları ve Eserleri Nelerdir?

Halen bir tekerlekli sandalyede yaşayan, konuşamayan ve dış dünya ile iletişimini sadece kendisi için özel olarak tasarlanmış bir bilgisayar ile yapabilen; çağımızın yaşayan en büyük fizikçisi olarak kabul edilen bu isim; şimdiden kainatın içeriği ve kaynağına dair yaptığı tespitlerle, neredeyse dünyayı algılayış biçimimizi değiştiren bir beyin olarak tarihe geçmeye hak kazandı. Ya da kısaca; Stephen Hawking.

Ünlü gökbilimci Galileo’nun doğumundan tam üç yüz yıl sonra, 8 Ocak 1942’de İngiltere’nin bilim yuvası Oxford şehrinde doğdu. Aslında ailesi Kuzey Londra’da oturuyordu ama Alman bombardımanından kaçmak için Oxford’a taşınmışlardı. Trinity Koleji’nde öğrenim gördükten sonra Caius Koleji’nde öğretim görevlisi oldu. Kozmoloji alanında doktora yapmak üzere Cambridge’e geçen Hawking burada Denis Sciama ile çalıştı. 1973’te Matematik ve Teorik Fizik bölümüne geçen Hawking halen, bu bölümün başkanlığını yürütüyor. 17. yüzyılda aynı görevi Isaac Newton yürütmüştü.

1960’ların başında, henüz yirmi bir yaşında iken, motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığına yakalanınca, elektrikli sandalyeye mahkum oldu.

Başkaları için hayata küsme sebebi olabilecek bu durum, Hawking’i durdurmayacak, bilakis ‘hayatın sırrını’ çözmek için daha çok kafa yormaya başlayacaktı!

İzafiyet teorisi ile kuantum mekaniğinden yararlanarak kara deliklerin özelliklerini kuramsal olarak ortaya koymaya soyunan Hawking, klasik termodinamik ile kuantum mekaniğin yasaları arasındaki ilişkiyi ortaya koyan önemli çalışmalara imza attı. 1979’da Isaac Newton için kurulan Lucas Kürsüsü’ne getirilen matematik profesörü Hawking, Einstein’dan bu yana dünyaya gelen en parlak teorik fizikçi olarak kabul edilmeye başlandı.

Büyük Patlama’yı savundu

Hawking’in en çok merak ettiği şey içinde yaşadığımız evrenin temel oluşum prensipleriydi. Bir başka İngiliz bilim adamı Roger Penrose ile birlikte Einstein’ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel İzafiyet Teorisi’nin Big Bang’le (Büyük Patlama) başlayıp kara deliklerle sonlandığını ortaya koydu. Bu sonuç, Kuantum Teorisi ile Genel İzafiyet Teorisi’nin birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu bulgusu, 20. yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biri olarak kabul edilecekti. Hawking bu çalışmasıyla; kara deliklerin aslında tamamen kara olmadığına, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarına ve görünmez olduklarına işaret ediyordu. Aynı zamanda ulaştığı bir başka sonuca göre de, evrenin bir sonu ve sınırı yoktu! Bu bulgusu, evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çerçevesinde meydana geldiği şeklinde yorumlandı. Kendisi de sıklıkla, evrenin yaratılmış olması için bir Tanrı kavramına ihtiyaç olmadığını ve var oluşun fizik kuralları ile açıklanabileceğini söyleyerek bu yorumları destekledi. Hawking aynı zamanda “Görünür olan üç boyut var. Dördüncü boyut ise zaman. Ancak bunların ötesinde bir de beşinci boyut var ki bu, evren ve zamandan oluşuyor. ‘Büyük Patlama’nın nedeni de beşinci boyuttaki şartlar.” diyerek, bilinen boyut teorilerini genişletmişti. Bununla birlikte evren, uzay ve zaman gibi kavramların hepsinin ‘Büyük Patlama’ ile var olduğunu; bundan önce hiçbir şeyin söz konusu olmadığını savunması, kendisini bir anda, Tanrı’nın her şeyi bir anda yarattığına inanlarla aynı safa geçirmişti! Zaten Hawking’in kendisi de, her ne kadar dünyanın en çok satanları arasına giren ve 1988’de yayımlanan ‘Zamanın Kısa Tarihi’ (A Brief History of Time) isimli kitabında ‘Büyük Patlama’ ile merkezinde Tanrı olan bir yaradılış teorisi arasında bağlantı kurulmasına karşı çıksa da, savunduğu Büyük Patlama’dan önce ne olduğu sorusuna cevap veremiyor. Kimilerine göre ise Hawking’in teorileri sadece Tanrı’nın evreni yarattığı andan itibaren yaşanan gelişmeleri yorumlamaya yetebiliyor; öncesi ise halen muamma…

Hawking, Zamanın Kısa Tarihi’nden sonra en çok ses getiren kitabı ‘Ceviz Kabuğundaki Evren’de yaptığı öngörülerle de ses getirdi. Değişik ortamlarda yaptığı konuşmalarında dünya nüfusunun süratle artmasının mutlaka aile ve nüfus planlamasıyla önüne geçilmesi gerektiğini savunan Hawking, 7 milyara yaklaşan dünya nüfusunun her kırk yılda bir ikiye katlandığını hatırlatarak, “Böyle giderse 2 bin 600 yılında dünyada tüm insanlar omuz omuza duracaklar.” diyor, ayrıca bu nüfusu besleyebilecek elektrik üretiminin de yerküreyi korlaştıracak kadar ısıtabileceğini iddia ediyor. Ünlü bilim adamı bununla da kalmıyor, gelecek yüzyılda gen teknolojisi ile insan ırkının farklılaştırılacağını ve daha mükemmel hale getirileceğini de iddia ediyor.

Hawking, dünyanın büyük bir felaketle karşı karşıya kalabileceğini ve bu yüzden uzayda insan kolonileri kurulması gerektiğini söyleyince, ilahiyat profesörü Y. Nuri Öztürk kendisini “Dabbetü’l–Arz”a (kıyamet habercisi yaratık) benzetmişti.

Dünyanın en önemli bilim adamlarından Cambridge Üniversitesi astrofizik profesörü Hawking, “İnsanoğlu, evren tarihinin sadece küçük bir dönemi boyunca varlığını sürdürüyor. Karşılaşacağımız yabancı bir yaşam formu, bize göre çok daha ilkel veya çok daha gelişmiş olabilir.” gibi tespitleriyle, hem kendi zihnini hem de bizimkileri sarsmaya devam ediyor…

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here