PAYLAŞ

Truva Savaşı Ne Zaman ve Kimler Arasında Yapılmıştır? Nedenleri ve Sonuçları Nelerdir?

Truva savaşı denildiğinde, bu savaşı anlatan Anadolulu ozan Homeros’un İlyada destanı akla gelir. Sözlü geleneğin ürünü olan İlyada’nın yanı sıra Truva efsanelerini işleyen başka destanlar da anlatılmıştır İyonya’da.  Fakat İlyada ve Odesa dışında bütün destanlar kayıptır.

Homeros, Truva efsanesini kendi kurgulamamış, yalnızca biçimlendirmiştir. Destan, yenilmez savaşçı Aşil’in ( Akhilleus ) öfkesi ile başlayıp Hektor’un ölümüyle biten olayları işler. Homeros’un yaşadığı MÖ 9. Yüzyıl İyonya’sında Truva Savaşı, dört beş yüzyıllık geçmişi olan ve çok iyi bilinen bir konuydu. Nitekim Truva kazıları, Homeros destanının rivayetlerini doğrulamıştır. Savaş, Akalar dediğimiz Yunanistan’dan gelme boyların zaferiyle sonuçlanmıştır. Homeros bu yüzden Anadolu’da egemenliği ele geçirmiş Yunanistanlılara anlatıyordu destanını.

İlyada Destanı’nda, on yıl süren bu savaşın dokuzuncu yılına ait 49-50 gün hikaye edilir. Odesa’da ise, on yılın sonunda Truva’nın Akalar tarafından ele geçirilmesini sağlayan, meşhur Truva Atı hilesinin mucidi İthaka Kralı Odysseus’un yurda dönüş yolunda başına gelenler anlatılır. Klasik kaynaklar ise MÖ 1200 yıllarına doğru Hititlerin yıkılması ile müttefiki Truva kentinin Akaların eline geçtiğini yazar.

Akaların bir Helen kavmi olduğu tahmin  edilir. Fakat kökleri Anadolu’ya uzanan tarihsel bir süreç de sezilmektedir. Akalar, Ege’nin kültürüyle birlikte din ve tanrı görüşlerini de benimsemişlerdi. Ege ve Anadolu arasında MÖ 2000’lerden MÖ 1000 yılına kadar süren bu ırki kaynaşma süreci, sert çarpışmalara yol açmıştı. Çarpışmalardan biri Girit’te Minoen uygarlığının yıkılmasıyla sonuçlanmış, biri de Truva Savaşı olmuştu. İlk Helenleri Anadolu’ya çeken bir başka sebep de maden idi. Homeros destanında sıkça geçen tunç sözcüğü de bunu gösterir, öte yandan o dönemin en değerli madeni demire sahip olmak da Akaların amaçlarından biriydi. Truva seferinin yağmacı bir karakteri de vardır. Nitekim İlyada’da, Akaların Truva önünde dokuz yıl beklerken boş durmadıkları, Güney Anadolu’ya kadar sokulup Likya gibi zengin bölgeleri yağma ettikleri sık sık anlatılır. Bu seferlerde gelişmiş uygarlıkları yıkan Akalar, zamanla Anadolu kıyılarında ve adalarda tutunmak yolunu bulmuşlar ve kendi egemenliklerini kurmuşlardı. Akalar ve öteki deniz kavimleri daha sonra Mısır kıyılarına saldırıya geçmişler ve Filistin’e çıkmışlardı. MÖ 1400-1200 arası dönem, Akaların siyasal bakımdan güçlü oldukları dönemdi. O dönemde Yunan yarımadası ve çevresinde kurulmuş devletler arasındaki kültürel bağdan dolayı, Ege bölgesi, Makedonya, Boğazlar, Anadolu kıyıları, Suriye, Mısır, Nubya, Sicilya ve İtalya’ya kadar Aka keramikleri ve sanat eserleri yayılmıştı.

Zamanın şartlarına göre ticari bağlantıları gittikçe genişleyen Akalar, Boğazlar’ı kullanarak yeni seferler yapmak istediler. Bu durum onları Karadeniz’e açılan deniz ticaret yollarına hakim bir mevkide bulunan Truva’yı almaya yönlendirdi. Fakat İlyada’da seferin tarihsel arka planı ve sebepleri satır aralarından çıkarılsa bile bu büyük seferin tek nedeni, bir kadın kaçırma olayı olarak gösterilmektedir.

Homeros zamanındaki mitolojik bilgilere göre, Anadolu’ya geçen Yunan yerleşmeciler güney ve batı kıyılarından içerilere girememişler, kısmen Karadeniz’in dar kıyı şeridine takılıp kalmışlardı. Kadeş’te Hititlerin birleşikleri arasında bir boyun adı ‘’ Dardani ‘’ ( Drdny ) olarak geçer. Yine Hititlerin başkenti Hattuşaş’ta bulunan bölgede, Aka krallarının Anadolu kıyılarına çıkmış olduklarına dair bilgi yer almaktadır. Bu belgelerde adı geçen Ahhiyava ülkesi ve krallığının Yunanistan’daki Akalar ülkesi veya ona tabi bir Anadolu kenti olduğu ileri sürülür. Belgelerde rastlanan Truşa’nın Truva’ya, İliuşa’nın İlion’a, Aleksandaş’ın Aleksandros Paris’e ya da Attarissa’nın Atrevs’e karşılık olup olmadığı tam olarak kanıtlanamamıştır. Fakat 14 ve 13. Yüzyıllarda geniş bir alana yayılmış olan Akaların, Anadolu’ya geçip bazı yerleşmeler kurdukları arkeolojik delillerle ortaya konabilir. S. Lloyd, Kadeş’teki belgede adı geçen isimleri Homeros’takilerle karşılaştırarak, bunların İlyada’nın Truvalıları olabileceklerini söyler.

Truva kazılarının ikinci aşamasını yöneten Amerikalı Carl Blegen de bölgeye klasik bir bakış açısıyla gelmişti. Buluntulara hep Ege’deki Miken uygarlığına bağlantı kurarak bakıyor; Truva’nın Yunan uygarlığının bir uç kolu olduğunu düşünüyordu. Ama üçüncü dönem kazılar için Almanya’nın Tübingen Üniversitesi’nden Manfred Korfmann gelmesi çok şeyi değiştirdi. Geçmişte Anadolu üzerine çalışmış olan Korfmann, Truva’ya Anadolu’dan bakıyordu. Nitekim 1982 yılından beri yörede yaptığı kazılar ve Hititologların bulguları onu haklı çıkaracaktı.: Truva Anadolu’ya aitti. Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün elli yıl önce ortaya atttığı ‘’ Truva, Hititlerin sözünü ettiği Wilusa kentidir’’ varsayımı böylece doğrulanmıştı. Gazeteci Haluk Şahin de bu konuyu şu sözleriyle özetler: ‘’ Truva’nın o büyük savaşın olduğu dönemde, yani MÖ 12-13. Yüzyılda Hititlilerle sıkı ilişkileri olan Wilusa adlı bir Luvi kenti olduğu, artık bilim çevrelerince kabul edilmiş bulunuyor. Yoksa Truva’daki ören yerine mermer üzerinde Wilusa-İlios levhası asılamazdı.’’

Truva’da son yapılan kazılarda, beş bın yıllık bir Hitit su şebekesi ortaya çıkarılmıştır. Ortaya çıkartılan yeraltı su sistemi, Truva’nın beş bin yıl önce bir Hitit kenti olduğunu göstermektedir. Prof. Dr. Korfmann, on üç ülkeden seksen bilim adamının yürüttüğü 1999-2000 kazı sonuçlarını değerlendirirken, mağaranın üçüncü bin yılın başlarında yapıldığını saptandığını, bu tekniğin Anadolu’da ve Hititlerin başkenti Hattuşaş’ta da bilindiğini söylemiştir.

Truva Savaşı Nerede ve Ne Zaman Yapıldı?

Truva ( Troia, Troy, İlion, İlias ya da İlium ), Küçük Asya ( Asia minör ) denen Anadolu’nun kuzeybatısındaki Troas bölgesinde, bir sırtın üzerinde, Çanakkale’nin 30 km kadar uzağındaki Hisarlık Tepesi üzerinde dokuz kere yıkılıp yeniden kurulmuş bir şehirdir. Deniz baskınlarından korunacak kadar içeri olmasına karşılık, Hellespontos ( Çanakkale) ile Karadeniz’i bağlayan ticaret yollarına egemen olacak kadar da deniz yakın bulunduğundan Truva’nın yeri önemliydi. 1873 yılında Alman arkeolog Schliemann’ın kazılarına başladığı güne kadar Truva’nın yeri hakknda türlü söylentiler vardı. Sonradan arkeolog Dörpfeld’in devam ettiği kazılar sonucunda, her yıkılışında yeniden yapılmış ticaret kentinde 9 tabaka ortaya çıkarıldı. Homeros’un Yunanlılar tarafından işgal edilip yakılıp yıkıldığını anlattığı İlyada destanındaki Truva, MÖ 15-12 yüzyıla ait olan 6. tabakadır.

Truva Savaşı’nın tarihi, MÖ 1200’lere kadar uzanır. Yukarıda bahsi geçen Kadeş bölgesi Maduvattas metni ise MÖ 1220’lere işaret eder. Truva şehrinin kurulmasıyla ilgili mitosa gelince. Troaslı İlios, günün birinde Frigya Kralı’nın düzenlediği bir yarışmaya katılarak birinci olur. Kazandığı ödüller içinde kara benekli bir inek de vardır. Biliciler, İlios’a ineği izlemesini ve ineğin durduğu yerde bir kent kurmasını söyler. İnek gidip gidip Karamenderes ile Dümrek ırmaklarının arasında, denize yakın bir yerde durur. Kurulan şehre önce İlios, sonra kurucusunun atalarından Troas’ın anısına ‘’Truva’’ adı verilir. Bir süre sonra Zeus, kente Pallas Athena heykelini indirecek, İlios da heykelin indiği yere Athena tapınağını yapacaktır. Böylece İlios soyu çoğalarak Priamos’a kadar gelir. Hikayede anlatıldığı gibi, her şey Paris’in Helen’i kaçırmasıyla mı başladı bilemiyoruz, ama Priamos’un düzenli şehri İlon, Akaların saldırısına uğramıştı. Ozan Homeros’un ‘’ toprağı breketli  Troya’da ‘’ geçtiğini söylediği 10 yıl süren savaş sonrasında Zeus, şanı Akalar’a vermişti. Truva, Kazdağı’nın eteğinde, Skomondros ile Simoeis çaylarının sınırladığı ve bir yanı Ege denizine, bir yanı Boğaz’a bakan, üçgen biçimli, ovaya egemen, yüksekçe bir yerde kurulmuştu. Helenistik çağda Truva, Nea İlion, yani Yeni İlyon adıyla bir daha kurulmuş ve Roma zamanına kadar yaşamıştı.

Boğazlar’ın kilit noktasında bulunan ve bölgeye egemen olan Truva, Yunan yarımadasından gelen birleşik kavimlerin saldırısına uğramıştı. Bu saldırıya karşı Truva da Trakya ve Anadolu’dan gelen kuvvetlerle karşı koymuştu. Troas ve Mysia gibi komşu bölgeler, Trakya, Paflagonya, Likya, Frigya gibi uzak bölgeler Truva’ya yardımcı kuvvet göndermişlerdi. İki taradın kuvvetleri arasında en belirgin fark; Akaların birliklerinin önderleriyle birlikte Büyük Kral’ın buyruğunda oluşları, Anadolu’dan Truva’ya yardıma gelmiş olanların ise özgür kuvvetlerden oluşması idi. Homeros, destanında Akaları Truvalılardan daha yiğit, daha güçlü gösteriyordu. Her iki tarafın savaşçıları mertlik, güzellik, zenginlik dolu sıfatlar verilmişse de, savaşta ve kurultayda Akalar her zaman daha soylu, yürekli ve akıllı gösterilir.

İnsan kaybı açısından savaşın muhasebesi yapılacak olursa, Akalardan çok Truvalılar ölmüştü. Akalardan 300 dize boyunca bahsedilirken Truvalılardan 30 dizede bahis geçer. Bu durum destanın, Akalılara yazıldğı izlenimini verir. Truva Savaşı’ndan 500 yıl kadar sonra Homeros, İlyada’yu bu savaşı kazanmış, Anadolu’ya yerleşmiş, orada sömürgeler kurmuş ve atalarının kahramanlık destanlarıyla övünen, bunları dinlemekten zevk duyan Helenler için söylüyordu.

Rivayete göre, Tanriça Thetis ile ölümlü Peleus’un evlilliklerinden Yunan mitolojisinin en tanınmış kahramanlarından Akhilleus ( Aşil ) dünyaya gelir. Thetis, çocuklarını da kendisi gibi ölümsüz kılmak için geceleri kalkar ve gövdelerindeki fanilik tohumlarını yok etmek için onları ateşe tutar. Bir gece yedinci çocuğu, bebek Aşil’i aynı amaçla sağ topuğundan kavrayıp ateşe tutarken kocası tarafından yakalanır ve evden kovulur. Aşil’in ateşe tutulan vücudu ölümsüzlük kazanmış, ama elle tutulduğu için ateşten etkilenmeyen sağ topuğu dışarıda kalmıştır. Bir başka rivayete göre de Thetis, bebek Aşil’i yine ölümsüzlük özelliği kazandırmak için, ayaklarından tutup kutsal yeraltı ırmağı Styks’in sularına daldırır. Tabii ayağı yine dışarıda kalır. Aşil büyüyüp delikanlı olduktan sonra Akaların yanında savaşa katılır ve bu savaşta pek çok kuvvet Truvalı savaşçının kanına girer.

Destanın kahramanlarından Paris ise, Sparta’ya gelmiştir. Kral Menelaos, Mısır’da bulunduğu sırada, Tanrıça Afrodit’in yardımıyla Kraliçe Helen’in aklını çelip onu Truva’ya getirir. Yunanlılarsa böylesine büyük bir hakareti içine sindiremeyip bir donanmayla Truva’ya saldırmaya karar verirler. Yunan derebeylerinin en güçlüsü, Argos Kralı, Agomemnon, Menelaos’un ağabeyidir. Truva’ya saldıracak ordulara da o komuta edecektir. Aka ordusunun Truva’ya varması on yıllık bir gecikmeyle gerçekleşir. Donanma oluştuktan sonra da uzun süre uygun rüzgar beklenirken kahinlerden öğrenilir ki Artemis, bir vakitler kendisine adanmış kutsal geyiği öldürdüğü için Agamemnon’a karşı kin duymakta ve bu nedenle rüzgarların esmesini engellemektedir. Ancak Agamemnon, kızı Iphigeneia’yı kendisine kurban verirse Artemis’in öfkesi dinecek ve Aka donanması yola çıkabilecektir. Agamemnon önce bu çözüme yanaşmak istemezse de bir diğer Aka beyi İthaka kralı Odysseus’un ve Sparta Kralı Menelaos’un ısrarları üzerine Akaların çıkarları uğruna istemeye istemeye karısından, kızı İphigeneia’yı alıp gelmesini, Aşil’le evlendirmeye karar verdiğini bildirir.

Karısı önce bu habere çok sevinir, ancak gerçeği öğrendikten sonra yıkılır, kocasına müthiş öfke ve kin duymaya başlar. Odysseus, kızı kesmek üzere sunak taşına yatırdığında, Artemis merhamete gelir ve son anda kızı bağışlar. Rüzgarlar esmeye başlar ve Aka donanması hareket ederek Truva önlerine gelir. Akalar burada karaya çıkarak ordugah kurar. On yıl sürecek ve pek çok insanın ölmesine sebep olacak zorlu savaş başlamıştır artık.

Truva Savaşı’nın on yılı bazen Akaların, bazen de Truvalıların üstünlükleri ile geçer. Bazen orduların savaşı olur, bazen de iki tarafın yiğit savaşçılarının teke tek dövüşü şeklinde cereyan eder. Akalar, bazen Truvalıları kentin surları içine püskürtür, bazen de Truvalılar, Akaları gemilerine kadar kovalar.

Destanın ve savaşın ünlü simalarından Aşil, bir süre sonra kadın meselesi yüzünden Agamemnon’a içerleyip savaştan çekilir. Dostu Patroklos, teke tek savaşta Truvalı Hektor tarafından öldürülünce Aşil, Agamemnon ile barışır ve Hektor’un başını kesmeye yemin ederek savaşa katılır. En sonunda da surlar üzerindeki Truvalı akrabalarının gözü önünde, biraz da Athena’nın yardımıyla Hektor’u öldürür ve cesedini savaş arabasının arkasına bağlayarak gemilere kadar sürükler. Ancak Aka ordugahına gelen yaşlı Priamos’un yalvarıp yakarlamalarına dayanamaz ve Hektor’un cesedini törenle yakılması için Truvalılara verir. Savaşın sonlarına doğru, Aşil de Apollon’un yönlendirdiği Paris’in attığı zehirli ok ile sağ topuğundan vurularak öldürülür. Paris ise Philoktetes’in okuyla kasığından vurularak öldürülecektir.

On yıl gibi uzun bir sürede kenti ele geçiremeyen Akalar, sonunda Odysseus’un önerdiği bir hileye başvurmaya karar verir. Devasa boyutlarda bir tahta at inşa ederek içine Odysseus ile birlikte ordunun en yiğitlerini yerleştirirler. Tanrılarına sunulmuş bir adakmış gibi atı sahile bırakıp gemilerine biner ve sanki gidiyormuş gibi yapıp yakındaki Tenedos Adası’nın arkasına gizlenirler. Truvalılar, Akaların adağı yerine gelmesin diye tahta atı surların içine çekerler. Sonra da şehri başarıyla savundukları düşüncesiyle eğlenceye dalarlar. Gece vakti attan fırlayan Akalar, geri dönen gemilerden sessizce sahile çıkan arkadaşlarına şehrin kapılarını açar. Kaleye dolan savaşçılar Truva’yı yakıp yıkar ve erkekleri öldürür. Priamos’un hazinelerini, kadınları ve Helen’i alarak Yunanistan’a dönerler. Katliamdan kaçarak kurtulan çok sayıda insan, Truvalı soylu kişi olan Aineias liderliğinde Antandros limanından İtalya’ya doğru yola çıkar ve vardıkları yerde Roma Devleti’nin temellerini atarlar.

Truva’ya Ege tarafından bakan ve onu Antik Yunan uygarlığı bağlantısı içinde değerlendirenler, Truvalıları da denizden gelip yerleşmiş Yunan kökenli bir kavim olduğunu öne sürer. Oysa yapılan son çalışmalar, Truvalıların Anadolu kökenli olduğunu göstermektedir. Eski Yunanlılar kendilerinden farklı diller konuşan halklara ‘’ barbar ‘’ derlerdi. Truva, uygarlık olarak onlardan üstün olsa bile, bir ‘’ barbar’’ ülkesiydi. Daha ilerideki dönemlerde, Avrupa Hristiyan olduktan sonra da Ege’nin iki yakası arasındaki uygarlık farklılığı devam etti. Batı tarafı Hristiyan, Doğu tarafı ise Müslüman dünyanın bir parçası oldu. Truva Savaşları, gerçekte ganimet savaşı olsa da hep bir uygarlıklar savaşı olarak algılanmıştır. Hatta bazılarının kafasında Truva Savaşı halen devam etmektedir.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here