PAYLAŞ

Tur ve Puvatya ( Poitiers ) Savaşı ( Ekim 732) Nedir ? Nedenleri, Sonuçları ve Tarihi Hakkında Bilgi

Hz. Muhammed 7, yüzyılda Arabistan’da İslam dinini tebliğe başladığında Akdeniz dünyasının tamam Hristiyanlığın bir parçasıydı. Zamanla Arap-İslam fetih hareketleri yarımada dışına taştı. Bizans ve Sasaniler’den  önemli toprak parçaları İslam hakimiyeti altına alındı. Araplar, Roma İmparatorluğu’ndan Suriye, Filistin ve Mısır’ın yanı sıra İspanya ve Akdeniz adalarını, Sicilya ve Kuzey Afrika’yı almışlardır. İslam orduları hem Bizans’a hem de batıda karşılaştıkları yerli unsurlara karşı her iki uçtan ilerliyordu.

Doğuda Suriye ve Irak’a giren İslam orduları, önce Anadolu’ya, sonra da Bizans İmparatorluğu’nun anayurdu olan Yunan ve Hristiyan topraklarına yüklendi. Batıdaki diğer Arap ve Berberi orduları ise fethedilmiş İspanya’yı süratle geçerek Pirenelere ulaştı. Batı Avrupa’nın tamamı, İslam ordusu tarafından fethedilmek üzereydi. İslam ordusu, bir süre önce Sicilya ve İtalya’nın güney bölgelerini işgal etmiş, hatta bir ara Roma’yı tehdit eder duruma gelmişti. Batı tarihlerinde Müslümanların ilerleyişini durdurup, Batı Avrupa’yı Hristiyanlık adına kurtardığı kabul edilen savaş, 732 yılında Charles Martel komutasındaki Frenklerin İslam ordularını kesin bir yenilgiye uğrattıkları yerin adıyla anılan Tur ve Puvatya ( Poitiers ) Savaşı’ydı. Gerçekten de tehdit edilebilir veya kurtarılabilir bir varlık olarak Avrupa kavramı ilk kez bu olayla ortaya çıkmıştı.

720-721 yılında Muhammed bin Avs el-Ensari, Sicilya’ya bir sefer yapmıştı ki bu sefer Afrika’dan Sicilya’ya karşı girişilen ilk harekattı. İspanya’da ise, Halife Yezid tarafından vali tayin edilmiş olan Semh bin Malik el-Havlani, Afrika’dan topladığı kuvvetlerle Pireneleri geçerek Güney Fransa’ya girmiş ve buranın en önemli şehri olan Toulouse önlerinde Aquitaine Dükü Eudes ile yaptığı savaşı kaybetmişti. Bunun üzerine ordu, Rhone vadisi yönüne dönmek zorunda kalmıştı. Bu savaşta komutan Semih şehit düşünce, ordunun idaresini Emir Abdurrahman almış ve fazla zayiat vermeden Narbonne’a dönülmesini sağlamıştı.

Bu yenilgi üzerine bir süre İspanya’da fetih hareketleri durdu. Fakat daha sonra yeni Vali Arıbasa bin Suheym el-Kelbi, dört yıllık aranın ardından Fransa içlerine bir sefere kalkıştı. Carcassonne şehrini alıp, Nimes üzerinden Rhone vadisine yöneldi. Kuzeye doğru ilerleyen Arıbasa, Bourgogne bölgesine girip Autun şehrini ele geçirdi. Fakat Arıbasa’nın bu sefer sırasında ölümü, fetih hareketini sekteye uğrattı.

Arıbasa’nın 726 yılında ölümünden sonra İspanya’da karışıklık dönemi başladı. Valilerin sık sık değişmesi, ileri bir harekata girişilmesini önlüyordu. Sefere katılmış olan Berberiler, Araplar tarafınan kenara itilmişler, Müslüman ve savaşçı olarak hakları çiğnenmeye vardı. Bölgede Araplar arasında da hitipleşme başlamıştı. Berberi reislerinden Muntaza bu karışık ortamdan faydalanarak Eudes d’Aquitaine’in kızıyla evlendi. Araplara sırt çevirdi ve Kuzey İspanya’da bağımsızlığını ilan etti.

Abdurrahman’ın Kuvvetleri ile Martel’in Komutasındaki Frenk Ordusu Karşı Karşıya

O sırada İspanya valiliğine tayin edilen Abdurrahman bin Abdullah el-Gafiki, bölgedeki Berberi ayaklanmasını bastırmış ve kuvvetleriyle Fransa üzerine yürümüştü. Amacı, tekrar  Pireneleri geçmekti. Abdurrahman, bu sefer önceki yol güzergahını değil, batı yolunu takip etmişti. Bordeaux önlerinde Garonne ile Dordogne arasında Müslümanları karşılayan Eudes, yenilerek geri çekildi. Abdurrahman, Eudes’i, o dönemde Fransa’nın başlıca dini merkezlerinden olan Tours’a kadar kovaladı. Buradan kuzeye yönelerek Puvatya’ya kadar ilerledi. Abdurrahman’ın başarısı üzerine Eudes, Tours’u ve bu kentteki katedralin hazineleri kurtarmak ve İslam ordusunu durdurmak için Fransa Kralı Charles Martel’e başvurdu.

Ekim 732’de Abdurrahman’ın kuvvetleri ile Martel’in komutasındaki Frenk ordusu Puvatya yakınlarında karşı karşıya geldi. İki tarafın birlikleri, yedi gün savaşmadan karşılıklı birbirlerini kolladılar. Önce İslam ordusu hücumda bulundu, fakat tamamen zırhlı olan ve omuz omuza bir kare plan teşkil eden Frenk kuvvetlerini dağıtamadı. Ve bu çarpışmalar sırasında komutan Abdurrahman’ın şehit olması her şeyi değiştirdi. İslam kuvvetleri, gece olduğunda savaş meydanını terk etti. Müslümanların karargahlarını ve ağırlıklarını terk ettiklerini gören Frenk askerleri, çok şaşırmıştı.

Abdurrahman’ın birliklerinin geri çekilmek zorunda kaldığı Puvatya, Müslümanların Avrupa’da askeri hedefleri açısından ulaşabildikleri en uzak noktaydı. Savaşın kesin bir sonuca ulaşamamış olmasına rağmen Poitiers ( Puvatya ) isminin bu kadar ünlü olmasının nedeni buydu. Müslüman kuvvetleri, o sırada geri kuvvetleri oluşturan Berberi ve Araplar arasındaki çekişmelerden dolayı geri çekilmek zorundaydı. Çünkü takviye almak gibi bir şanları yoktu. Bundan dolayı çoğunlukla Provençal soylularının yardımlarını alarak akınlar düzenlemekle yetinmişlerdi.

İslam Ordularının Ulaşabildiği Son Nokta

Bu bölge Avrupa’daki İslam nüfuz ve ilerleyişinin kuzeybatı ucunu teşkil etmiş ve İslam ordusunun durdurulduğu savaş olmuştur. Bazı yazarlar, 759’da Pirenelerde kaybedilen son kale olan Narbonne’den ‘’ Müslümanların Frenklerin diyarındaki son zaferi ‘’ diye bahseder. Hatta bir yazar, Narbonne’da üzerinde şu yazının yer aldığı heykelin bulunduğundan söz eder: ‘’ Geri dönün  ey İsmailoğulları! Burası varabileceğiniz son yer. Eğer bana sorarsanız cevaplayayım, geri dönmediğiniz takdirde kıyamet gününe kadar birbirinizi vurup öldüreceksiniz.’’

Buna karşılık Tur ve Puvatya Savaşı Ortaçağ Arap tarihçilerince önemsiz bir savaş olarak ele alınmıştır. İspanya’nın fethiyle ilgili en önemli Arapça anlatımın yazarı olan İbn Abd el-Hakem (830-871) sadece şunları söyler: ‘’ Ubeyde, Abdurrahman bin Abdullah el-Akki’ye Endülüs’ü yönetme yetkisi verdi. Abdurrahman, Frenklere karşı seferler düzenleyen değerli bir adamdı. Frenkler, Endülüs’ün düşmanlarının en amansız olanlarıdır. El-Akki, pek çok ganimet elde etti ve onların hakkında geldi. Daha sonra çıktığı bir diğer seferinde o ve arkadaşları İslam için şehit oldular. Ölümü 115 ( 733-734) yılında vuku bulmuştur. ‘’ özellikle Taberi ile İspanya’nın ilk önemli tarihçisi olan İbnü’l- Kutiyye’nin Tur ve Puvatya Savaşı’ndan söz etmemeleri dikkat çekicidir. Oysa olumlu sonuçlanmayan başka bir sefer olan İstanbul kuşatmasından bütün İslam kaynakları bahseder. İslam tarihçilerinin Puvatya’yı görmezden gelip Konstantinopol’ü vurgulamalarından çıkarılabilecek sonuç şu olabilir: Fetihlerin ulaştığı son noktada bu yenilgi, akıncı birliklerinin Frenklere yenilmesi olarak görülmüştü ve bu durumda yenmek kadar yenilmek de doğal karşılanmıştı. Puvatya’da zafer kazanmış olan Frenklerin yendikleri kuvvet, evlerinden binlerce mil ötede, en uç sınırlarda ve sınırın dışında faaliyet gösteren bir kısım İslam kuvvetinin, akıncıların yenilgisiydi. Oysa Konstantinopol’deki kuvvet, güçlü İslam ordusuydu. Aradaki fark buydu.

İster akıncı birliklerin yenilgisi olarak kabul edilsin ister İslam ordusunun, sonuçta bu çarpışma, büyük bir savaş olmasa da dönüm noktası olması bakımından sembolik bir anlam taşır. İngiliz tarihçi Edward Gibbon, tipik batılı-oryantalist görüşle bu savaşın önemini ve sonucunu ‘’ Muzafferane bir askeri harekat. Cebelitarık kayalığından Loir kıyılarına kadar uzanan bin milden fazla bir yol boyunca sürmüştü. Bir o kadar yol da Saracens’den polonya sınırlarına ve İskoçya dağlık bölgelerine kadar sürebildi. Bu yüzden Arap donanmasının bir deniz savaşına girmeden Thames nehrinin ağzına kadar gitmesi mümkündü. Belki de şimdi Oxford okullarında Kur’an tefsiri okutuluyor ve kürsüleri, sünnet edilmiş bir halka Muhammedi vahyin gerçeğini ve kutsallığını gösteriyor olacaktı. Frenklerin Hristiyan Avrupa için gördükleri iş bu yüktü. Fakat ne olursa olsun Bizanslılar, doğuda onlardan çok daha önemli işler görmüşlerdi. Hristiyanlık böylesi bir felaketten bir adamın dehası sayesinde kurtuldu ‘’ şeklinde değerlendirir.

Ernest Gellner ise ‘’ Muslim Society ‘’ adlı eserinde ‘’ Eğer Araplar Poitiers’de savaşı kazansalardı, Avrupa’yı fethe ve İslamlaştırmaya devam etselerdi ne olacağını hayal etmek hoşuma giderdi. Hiç şüphe yok ki şimdi hepimiz İbn Weber’in yazdığı ‘’ Harici Etik ve Kapitalizmin Ruhu ‘’ adlı eseri okuyup, hayran olacaktık ‘’ şeklinde ilginç bir yorum yapar.

The Times’te yayınlanan ‘’ Avrupa’da İslam orduları nasıl durduruldu ?’’ başlıklı makalede, ‘’ İslam iki kez Avrupa’nın göbeğine kadar geldi ve alelacele toparlanan Hristiyan orduları tarafından geri püskürtüldü. Hazreti Muhammed’in ölümünden 100 sene kadar sonra 732 yılında, işgalci Müslüman orduları, Pirene Dağlarını aştı ve son Frenk direnişini kırmak üzere konuşlandılar. Müslüman güçleri Poitiers’da Charles Martel tarafından yenilgiye uğratıldı ve İslam’ın Hristiyanlığı fethetme umutları yaklaşık bin yıl için yok oldu. Diğer karşılaşma ise 1683 yılında bir Osmanlı ordusunun Viyana kapılarına dayanması ile gerçekleşti ‘’ satırlarına yer veriliyordu.

Bu türden tespitler halen devam ediyor. Avrupa Kültür Merkezi’nin ( CEC) kurucusu, tarihçi Denis de Rougemont, ‘’ Gerçek Avrupa topluluğu fikri, ortak düşman olan Endülüs Müslümanlarının 732 yılında Fransa’da Poitiers yakınlarında bozguna uğratılması ile başlamıştır ‘’ der.

Bu yönüyle bakıldığında Puvatya savaşı, küçük çaplı bir çarpışma olmasına rağmen, sonuçları itibariyle önemli olmuş, Avrupa’yı doğudan ve batıdan kuşatan İslam medeniyetininilerleyişi ilk defa bu savaş ile durdurulmuştur. Ve bu sebeple, Puvatya Savaşı, Avrupa’nın Hristiyan kültüründe önemli bir referans noktası  haline gelmiştir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here