PAYLAŞ

Yoyo Nedir ? Ne Zaman, Nerede ve Kim Tarafından İcat Edildi ?

Basit bir oyuncak olan yoyo, 2500 yılı aşkın bir süredir insanları eğlendiriyor. Hatta yaygın bir kanaate göre dünyanın en eski ikinci oyuncağı ( en eskisi oyuncak bebek ). Antik Yunan’da yoyo, pişmiş toprak, metal ve ağaçtan yapılırdı ve iki yarısı genellikle tanrıların resimleriyle süslenirdi. Yunan çocuklar büyüyünce o tanrılara saygılarını ve erginliğe eriştiklerini göstermek için en sevdikleri yoyoyu genellikle ergenliğe geçiş ayininin bir parçası olarak aile sunağının üstüne koyarlardı.

Filipinler’de sivri çubuklarla donatılan keskin kenarlı yoyolar etkili silahlar olarak bilinirdi. Altı metre uzunluğunda kordonları olan bu yoyolar dört yüzyıldan fazla bir süre hem düşmanlara karşı hem de avlanmak için kullanıldı. Avrupa’da 19, yüzyılda İngilizlerin ‘’ bandarole’’, Fransızların ‘’ incroyables’’ dedikleri benzer oyuncalar vardı. Fakat dünya yoyo sözcüğüyle çok daha yakın bir zaman önce, 1920’de Pedro Flores adlı Filipinli bir göçmenin Kaliforniya’daki Flores oyuncakları Filipin dilinde ‘’ geri gelmek ‘’ anlamına gelen yoyo adıyla pazarladı. Ancak özünde ilkel bir silah olan bu oyuncağın ne işe yaradığını anlayan ya da ona ilgi gösteren insan sayısı çok azdı.

Amerikalı mucit, girişimci ve Duncan Oyuncak Şirketi’nin kurucusu Donald F. Duncan Sr. ( 1892 – 1971) 1920’lerde bu oyuncaklardan birini görünce durum değişti. 1929’da Flores’tn oyuncağın tasarım haklarını satın alan Duncan, yoyo markasını hemen tescil ettirdi. Sonra kordonu tel şeritle değiştirerek yoyonun avuca geri dönmesini sağladı ve sonra çocukların denemeye bayıldığı birkaç basit numara icat etti. Duncan bunun ardından gazete baronu William Randolph Hearst ( 1863 – 1951) ile yaptığı anlaşma çerçevesinde, katılım ücreti olarak belli bir sayıda gazete aboneliği istenen ulusal çapta yarışmalar düzenlemesi karşılığında ücretsiz yoyo reklamları yayınlanmasını sağladı.

Çok geçmeden tüm Amerika’da düzenlenmeye başlanan yerel yarışmalara katılmak için gençler yakınları ve komşularıyla birlikte Hearst’ün bulvar gazetelerine abone oldular. Bu strateji işe yaradı ve her yaştan insan gittikleri her yerde yoyo becerilerini sergilemeye başladı. Kısa süre sonra Duncan’ın fabrikası saatte 3,500 yoyo üretir hale geldi ve bir medya kampanyasının ardından 1931’de yalnızca bir ay içinde üç milyon adet gibi inanılmaz bir sayıda yoyo satıldı. Bununla birlikte, yoyo satışlarının kestirilemez olduğu ve bir inip bir çıktığı şeklinde espriler de yaygındı. Ancak genel olarak bakıldığında satışlar artmaya devam etti ve yalnızca 1962’de kırk beş milyon adetle yoyo satışları zirve yaptı. Yine de Duncan’ın cüretkar reklam ve pazarlama stratejisi şirketin kazandığından daha fazla harcaması anlamına geliyordu. Üç yıl sonra bir mahkeme yoyo sözcüğünün günlük dilin bir parçası geldiğine ve artık marka olarak kullanılamayacağına karar verince Duncan yoyonun ticari haklarını kaybetti. Kısa bir süre sonra iflas başvurusunda bulundu ve yoyodaki hisselerini Flambeau Plastik Şirketi’ne sattı. Duncan kendi başarısının kurbanı olmuştu, tabii buna başarı denirse.

Neyse ki Donald Duncan hikayesi burada bitmiyor, zira Duncan 1936’da daha önce yoyo satışlarından elde ettiği karların bir bölümüyle bir parkmetre tasarımı üzerinde çalışmaya başladı. Böyle bir aygıt ilk kez önceki yıl Oklahama’da başarıyla kullanılmıştı. Yılmaz girişimci Duncan tasarımlarını öyle zarif ve yaratıcı bir tarzda pazarladı ki Duncan Parkmetre Şirketi’ni 1959’da sattığında dünyanın dört bir yanında kurulan parkmetrelerin yüzde 80’ini bu şirket üretiyordu. Dolayısıyla arabanızı bir daha Paris’te, Londra’da ya da başka bir büyük şehirde park ederken parkmetrenin üzerinde Duncan logosu olup olmadığını kontrol edin. Varsa bilin ki park cezanızı eski bir Filipin av aletine borçlusunuz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here