PAYLAŞ

Yüzyıl Savaşları ( 1337-1453 ) Nedir ? Nedenleri, Sebepleri, Sonuçları ve Tarihteki Önemi Nedir ?

Valois hanedanının kurucusu olan VI. Philip tahta geçtiğinde Fransa, Avrupa’nın en güçlü krallığıydı. Philip, krallığının ilk yıllarında İngiltere ile iyi ilişkiler kurmaya çalıştı. Ancak bir süre sonra bu iki ülkenin ilişkileri gerginleşmeye başladı. Gaskonya ve Britanya ile ilgili anlaşmazlıklar, Flanders’deki karışıklıklar ve İngiliz Kralı III. Edward’ın Fransa tahtı üzerinde hak iddiası, 1337 yılında Yüz Yıl Savaşları’nın başlamasına yol açtı.

Yüz Yıl Savaşları’nı, süvari birliklerinin hakim olduğu eski feodal ordu sisteminin giderek aşınması sonucu yeni silah ve savaş taktiklerinin ortaya çıkması, Batı Roma İmparatorluğu’ndan sonra Batı Avrupa’da ilk düzenli orduların kurulması, yeni monarşilerin ilk defa gelişim aşamasında meydana gelen değişiklikler ve asiller ile köylülerin rollerinin değişmesi gibi, her biri Avrupa tarihi açısından son derece önemli gelişmelere zemin hazırlayan boyutlarıyla incelemek yerinde olacaktır. Şimdi Ortaçağ savaş tarihinin en mühim mücadelelerinden biri kabul edilen Yüz Yıl Savaşları’nın öncesindeki politik iklime uzanalım.

Yüz Yıl Savaşları’nın Nedenleri ve Sebepleri Nelerdir ?

Yüz yılı aşan bir süre boyunca İngiliz kralları Fransa tahtı üzerinde hak iddia etmişti. 14, yüzyıl ortalarında Fransa henüz siyasi birliğini tamamlayamamıştı. İngiltere, güneyde Gaskonya ve kuzeyde Ponthieu da dahil olmak üzere anakaranın geniş bir parçasını elinde bulunduruyordu. Fransa’ya sadece Paris ve etrafını çeviren küçük bir alandan ibaretti. Fakat küçük yüz ölçümüne rağmen Avrupa’nın en güçlü ve en gelişmiş ülkesiydi. Fransa ve İngiltere doğal olarak iki rakip haline gelmişti. Daha önceleri Kral II. Henry’nin hükümdarlığı sırasında İngiltere, Fransa topraklarında neredeyse Fransız kralınınki kadar bir araziye sahipti. Fakat Fransızlar sessiz ve yavaş bir biçimde İngilizlere ait yerleri alarak topraklarını genişletiyorlardı. Bu topraklarda yaşayan İngilizler yaşam alanlarını kaybedince kaçmak zorunda kaldılar. Bu arada Flanders halkı da ilerleyen Fransız etkisine karşı Britanya hükümdarlığından yardım talebinde bulunmuştu. İngiltere Avrupa’nın geri kalan kısmıyla olan sıkı ekonomik bağlarını kaybederek risk almak istemiyordu. Öte yandan Manş Denizi’ndeki çatışmalar ve kıyı saldırıları da giderek artış gösteriyordu. 1337 yılına gelindiğinde İngiltere ve Fransa arasındaki gerginlik ciddi bir hal almıştı.

O günlerde kraliyet düğünleri de önemli politik olaylardan sayılırdı. İngiltere Kralı III. Edward, Fransa Prensesi Isavella’nın oğluydu. Edward, annesi dolayısıyla Fransa tahtının kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Fransa ise VI. Philip’e 1328’de kraliyet tacını giydirmişti. Fransızlar da Salic kanunlarının ( anne tarafından varis olmayı engelleyen yasa ) III. Edward’ın Fransa hükümdarı olmasını engellediğini öne sürüyorlardı. Edward’ın Fransa ile savaşması için bir sebep yoktu, ancak bu durum bir bahane olabilirdi.

İngilizler Sluys deniz savaşında büyük bir zafer kazandılar, ancak 1340’ta kısa süreli bir ateşkes imzaladılar. 1346’da ise kesin sonuca ulaştıkları önemli bir savaş daha kazandılar. Kral Edward birliklerini Crecy Ponthieu’da bulunandaha büyük bir Fransız ordusunun üzerine sürdü. Atlı Fransız şövalyeleri generallerinden emir almayı beklemeden İngilizlere saldırdılar. İngilizlerin ölümcül, uzun mızrakları vardı. Atlı şövalyeleri, kendilerine ulaşmalarına imkan bile vermeden biçtiler. Geri kalan İngiliz birlikleri için dağılmış Fransız askerlerini mağlup etmek pek de zor olmadı. Crecy’de alınan zafer Edward’ın bu topraklara saldırma mazeretine önemli bir katkıda bulunmamıştı. Hatta Clais limanını alabilmek için bir yıldan uzun bir süre kuşatma altında tutması gerekti. İngilizler kazandıkları zaferlerin sefasını sürerken, Fransa yabancı bir ordunun, topraklarını yakıp yıkarak yağma etmesinden müstaripti. Ancak 1348 yılında veba, İngiltere’yi kasıp kavurmaya başladı. Nüfusun üçte biri salgında öldü.

14, yüzyıl boyunca  savaş taktiklerinde meydana gelen önemli değişimler Fransa-İngiltere savaşı üzerinde de etkili olacaktı. Asillerin özel birliklerinin savaşlarda akınlar düzenlemesi, yerini ulusal ordulara bırakıyordu. Süvarilerin yerini piyadeler alıyordu. Fransızlar bu değişime ayak uyduramayınca büyük darbe aldılar. Uzun mızraklarla donanmış İngiliz okçuları, atlı Fransız askerlerini mağlup ediyordu. Top ve tabancalar daha düzenli kullanılmaya başlanmıştı. 1356’da Edward’ın oğlu Galler Prensi, Fransa Kralı John’un güçlü ordusuna karşı büyük bir zafer kazandı. Galler Prensi taşıdığı siyah zırhtan dolayı ‘’ Kara Prens ‘’ olarak nam yapmıştı. 1370’de Limages kasabasını yerle bir etti ve zalimliğinden ötürü Fransızların nefretini kazandı. Kral John’u esir alarak, müttefiki İskoç Kralı David’i de esir tuttuğu Londra Kalesi’ne gönderdi.

Kara Prens’in İspanya’ya saldırmasının ardından savaş Fransa lehine döndü. Sefer İngilizlere pahalıya mal olmuş, ayrıca Fransızlara güneyde bir müttefik kazandırmıştı. 1369’da Kral Edward’ın kendini tekrar Fransa Kralı ilan etmesiyle savaş yeniden başladı. Fransa Kralı V. Charles komutan olarak Du Guesclin’i atadı. Yeni general İngiliz kalelerine gerilla taktiğiyle saldırıyordu. Edward’ın yaşı artık ilerlemişti. Kara Prens ise hastaydı. Fransızlar kaybettikleri toprakların tamamını geri aldılar. Edward 1377’de öldüğünde İngilizler sadece Calais ve Brest’in kıyı şeridi ile Bayonce ve Bordeaux civarında tutunabilmişlerdi. 14, yüzyılın sonlarına doğru savaş birkaç zayıf baskın ve çatışmadan ibaret hale gelmişti. Kara Prens’in oğlu II. Richard, 1396’da Fransa ile barış antlaşması yaptı. Ne II. Richard ne de halefi IV. Henry savaşı tekrar başlatacak bir girişimde bulundu.

1413’ten 1422’ye kadar İngiltere Kralı olan V. Henry ise Fransa ile süregelen savaşı kendi asil sınıfının savaşçı ruhunu yönlendirebileceği bir ortam olarak görüyordu. Bu arada Fransa, Burgonya ve Orleans ailelerinin rekabeti yüzünden bölünmüştü. Fransa Kralı VI. Charles sinir krizleri geçiriyordu. Ortam yeni bir İngiliz saldırısı için gayet uygundu. 1415’te Henry’in ordusu Normandiya’ya indi. Calais’te dev bir Fransız ordusu tarafından İngiliz güçlerinin önü kesildi. İngilizler sayıca az olmalarına karşın hala süvari birliklerine dayanan Fransız ordusunu okçularıyla yenilgiye uğrattılar. 7 bin Fransız askeri ölmüştü. İngilizlerin kaybı ise beş yüzden azdı. 1420’de Troyes’de imzalanan barış antlaşmasına göre Henry, Fransa Prensesi Catherine ile evlenecekti. Doğacak oğulları ise ‘’ Fransa ve İngiltere Kralı ‘’ unvanını alacaktı. V. Henry ve VI. Charles’in ölümünden sonra Fransızlar anlaşmayı feshettiler.

Fransa kraliyet tacını giyme sırası Dauphin Charles’ta idi ancak liderlik özelliklerinden yokdun Dauohin’in Burgonya’da tahtını kaybetme tehlikesi de vardı. İşte bu sırada Fransa’da yeni bir umut ışığı olarak Jeanne D’arce ortaya çıktı. 16 yaşındaki bu genç kız, Orleans garnizonunun harekete geçmesini sağlayarak düşmanı geriletti. Dauphin’in desteği ile bir ordu kurarak 1429’da Patay’da bir zafer kazandı. Ancak İngilizler tarafından yakalandı, inançlarından saptığı iddiasıyla yargılandı ve 1431’de bir kazıkta yakılarak öldürüldü. Jeanne D’arce Fransa’da yeni bir vatanseverlik ruhu estirmişti.

1444’te savaşın seyri İngiltere için artık değişmiş ve Kral VI. Henry iki yıl sürecek bir ateşkes imzalamak zorunda kalmıştı. Temmuz 1453’te Fransa’daki son İngiliz ordusu Castillon’da yenilgiye uğratıldı. Castillon çarpışmasından sonra Yüz Yıl Savaşları fiilen sona erdi. Fransa’da İngilizlerin elinde yalnızca Calais kaldı.

Yüz Yıl Savaşları’nın Sonuçları ve Önemi Nedir ?

Yüz Yıl Savaşları askeri alanda birçok yeniliğin yaşandığı bir dönemdi. Silahlar, savaş taktikleri, ordu yapısı ve savaşın toplumsal anlamı kısmen teknolojide yaşanan ilerlemelere, kısmen de savaşın amaçlarına bağlı olarak değişmekteydi. İngiltere her alanda Fransa’dan ileri durumdaydı. Vergi toplama yetkisi olan bir parlamentoya, merkezi bir otoriteye sahipti. İngiltere askere alım işlemlerinde de bir devrim gerçekleştirmiş, feodal mecburiyetten meydana gelen ordunun haricinde, paralı askerlerden oluşan bir ordu daha oluşmuştu. Bu modern ordu İngiltere’ye askeri bir avantaj sağlıyordu. Zira feodal hizmet, sadece eldeki toprakların savunmasını yeterli gördüğünde ordu, yurtdışına sefere çıkmayı reddedebiliyordu. Feodal düzene bir ait bir orduda tamamen bir keyiflik hakimdi.

Yüz Yıl Savaşları’ndan önce süvari birlikleri bir ordunun en önemli gücü sayılırdı. Fakat savaşlar sona erdiğinde bu düşünce büyük bir değişime uğradı. İngilizlerin Crecy ve Agincourt’ta zaferler kazanmasını sağlayan savaş taktikleri, uzun mızrakların kullanımı, savunma amaçlı silahlı askerin aldığı pozisyonlar, giderek süvari birliklerini geri planda bıraktı. İngilizler, İskoçlardan gördükleri daha hafif zırh taşıyan atlı askerlerle savaşmaya başladılar. Yüz Yıl Savaşları sona erdiğinde, oldukça masraflı ve uzun bir eğitim gerektiren ağır zırhlı süvari birlikleri gözden düşmüştü.

Pek çok konuda avantajlı olmalarına rağmen İngilizlerin Fransa topraklarını kalıcı bir şekilde işgal etmesi mümkün görünmüyordu. İngiliz komutanları için önemli bir sorun da kuşatma savaşlarının hakim olduğu bir çağda işgal edilen toprakların genişliğine paralel olarak buralardaki garnizonların ihtiyaçlarının da artmasıydı. Bu durum, İngiliz ordularının zaman geçtikçe güçten düşmesine sebep oldu.

Fransızların sonuç elde edebilmek için, uzun süren savaşlarda aldıkları yenilgilerden dolayı kaybettikleri özgüveni yeniden hissetmeleri yeterliydi. Aslında Orleans’ta İngiliz komutan Salisbury’nin ölümü ve Jeanne D’arce’ın cesur çıkışı onlara yardımcı da olmuştu. Yüz Yıl Savaşları aynı zamanda vatanseverliği de canlandırmıştı. Bu savaşlar Fransa topraklarını viraneye çevirmesine rağmen milliyetçiliği uyandırmıştı. Yüz Yıl Savaşları, Fransa’nın feodal bir monarşiden merkezi bir devlete dönüşüm sürecini hızlandırdı. Savaşlar artık sadece İngiltere ve Fransa krallarını değil, halkları da ilgilendiriyordu. İngiltere’de Fransızcanın giderek İngiliz diline hakim olduğu ve İngilizcenin yok olacağı yönünde söylentiler ortaya çıkmıştı. Milliyetçi duygular bu tür söylentilerle yayıldı. Fransa ve İngiltere’nin kendi içlerinde birlik sağlamalarının yolu açıldı. Yüz Yıl Savaşları’nın son dönemlerinde Burgonya dükleri politik arenada önemli roller oynamışlar ve İngilizlerle ittifakları sayesinde İngiltere’nin kumaş endüstrisinin gelişip yabancı pazarlara açılmasına imkan vermişlerdi.

Yüz Yıl Savaşları’nda kullanılan yeni silahlar, asillerin savaşlarda artık etkin rol alamayacağını gösteriyordu. Uzun mızraklarla ve ateşli silahlarla donatılmış köylüler, bir zamanlar sadece şövalyeler için rezerve edilmiş saygınlığa, güce ve ödüllere erişim yolunda önemli adımlar atmışlardı. Orduların yapısı da değişmişti. Lordları tarafından savaşa çağrıldıklarında keyfi hareket eden feodal derebeylerin yerini paralı askerler almıştı. Sava son bulduğunda Fransa ve İngiltere, topladıkları vergilerden gelen gelirlerle, Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden beri Batı ve Orta Avrupa’da bulunmayan düzenli orduları kurmayı başarmışlardı. Bu düzenli ordular kralların gücüne yeni bir boyut kattı. Ordular artık krallarını istilacılardan korumakla kalmayacak, iç tehditleri de kontrol altında bulunduracaktı. Kısacası, Yüz Yıl Savaşları yeni monarşilerin ve milletlerin erken dönem gelişiminde önemli bir dönüm noktası olmuş ve Ortaçağ’a ait düzenlemeleri tamamıyla ortadan kaldırmıştır. Hatta şövalyeliğin de Yüz Yıl Savaşları’nın ilk önemli muharebesi olan Crecy Savaşı’dan son bulduğu söylenir.

Tarihçiler Yüz Yıl Savaşları’nı Batı Avrupa’da milliyetçilik düşüncesinin gelişmesinde önemli bir aşama olarak görmüşlerdir. Yüz Yıl Savaşları, İngilizlerin Avrupa kıtasını kontrol altında tutma teşebbüslerine darbe indirmiştir. İngilizler artık denizlerde üstünlük kurmaya önem verecektir. Savaş teknolojisinde büyük ilerlemeler kaydedilmiş, şövalyelik gibi feodal kurumların askeri değeri giderek itibarını yitirmiş, şövalyelik ruhu Batı Avrupa’da ülkeleri harap eden bir dizi iç savaşın ardından sönmüştür. Avrupalı ülkeler düzenli profesyonel ordular ve bu güçleri sağlayacak modern devletler kurmaya başlamışlardır. Yüz Yıl Savaşları boyunca 14, yüzyılda Batı Avrupa’da bulunan halklar umutsuzca bir lider arayışı içindeyken asiller ve seküler liderler birbirleriyle daimi bir savaş halinde olmuşlardır.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here