Arz Yönlü İktisat Nedir ? Özellikleri Nelerdir ?

Hükümet vergileri arttırır fakat gelirleri artacağına azalır. Bunun tersi, yani vergileri azaltmak ise daha çok vergi geliri getirir. Ve böylece ekonomik mantık alaşağı olur. Ama bu kara büyü değildir; arz yönlü iktisadın temel ilkesidir.

Arz yönlü iktisat, kuramlar arasında en tartışmalı olanlardan birisidir. Bu kuram üzerine yapılan tartışmalar, hükümetin serveti daha çok dağıtması gerektiğine inananlar ile bireysel özgürlük ve serbest piyasaya inananlar arasındaki ayrımın altını çizer.

Bu terim, vergi oranlarından fazlasını ifade eder. Genel olarak, arz yönlü iktisat, ekonominin arz tarafında (yani insanların tükettiği malları üreten kurum ve şirketlerde) bir reforma işaret eder. Geleneksel anlamıyla, arz yanlıları şirketlerin daha özgür ve verimli olmasını isterler; su ve enerji şirketleri gibi kamu kuruluşlarının özelleştirilmesini, tarım ve maden gibi sıkıntıda olan sektörlere yapılan sübvansiyonların kesilmesi ve telekominakasyon şirketleri gibi tekellerin lağvedilmesini savunurlar. Bu amaçlara karşı çıkacak pek az iktisatçı vardır.

Fakat 1980’lerden beri ‘’ arz yönlü iktisat,’’ Amerikalı iktisatçı Arthur Laffer’in 1970’lerin sonunda savunduğu yüksek vergilerin azaltılması fikriyle özdeşleşti. Laffer’e göre, insanlardan daha fazla vergi ödemesini istemek, onları ödemeye ya da daha az çalışmaya teşvik edecektir.

Laffer Eğrisi Nedir ?

Laffer, hükümetin vergi almadığı durumda (mantıksal olarak) gelir elde edemeyeceğini savunur. Aynı şekilde yüzde yüz oranında vergi alsa da para kazanamaz, çünkü insanların çalışması için bir sebep kalmaz. Anlatılanlara göre bir peçetenin arkasına çan eğrisi çizen Laffer, 0 ve 100 arasında, hükümetin kazanabileceği maksimum olası gelir için bir nokta olduğu gösterir. Ronald Reagan ve Margaret Thatcher da vergilerin kısılmasının devletin gelirini arttıracağı savını desteklemiştir.

Kuram özellikle marjinal vergi oranına yani bir insanın, her ekstra saat çalışmasını karşılığında ödeyeceği vergi oranına odaklanır. Amerika ve İngiltere gibi büyük ekonomilerin marjinal oran yüzde 70 civarıdır. Kazandıkları her ekstra pound veya doların sadece yüzde 30ûnu eve götürebilecek olan işçiler, fazladan çalışma motivasyonunu yitirir.

Buna bir örnek, 2008’de İngiliz Hazinesi en üst vergi oranını arttırmaya karar verince yaşandı. Hazine, 150 bin poundun üzerindeki gelirlere yüzde 45 oranında vergi uygulayacağını açıkladı. Bundan önceki oran yüzde 40 idi. Fakat önde gelen vergi uzmanları bunun ekstradan hiçbir gelir kazandırmayacağını, çünkü insanların fazladan çalışmak istemeyeceklerini hesapladılar. Böyle bir tedbirin tersine işleyip, vergi gelirlerini azaltabileceği konusunda uyardılar.

Sorun sadece insanların Monaco veya Cayman adaları gibi vergi cennetlerine kaçarak ekstra vergi ödemekten kaçınması değildir. Yüksek marjinal vergi oranları tüm ekonomiye zarar verebilir. En çok vergi sağlayan (genelde en yüksek maaşlı) işçiler ülkeden kaçabilir veya işlerini bırakabilir. Bu durumda ülkede üretilen toplam servet azalmış olur. Ve bu durum, hükümetin vergileri azaltması veya işletmeleri ülkede tutmak için başka teşviklere başvurması için ciddi bir uyarıdır.

Bunun tam tersine, vergi oranları düşük olduğunda, hükümetin her ekstra dolardan alacağı vergi daha az olsa da, insanlar daha fazla çalışıp daha çok kazanmaya heveslenir. Laffer eğrisi hükümetin bu ikisi arasında bir denge bulması gerektiğini gösterir. Bu 14. Louis’nin Finans Bakanı Jean-Baptiste Colbert’in ‘’ vergi sanatı, kazdan en az gürültüyle en fazla tüyü yolmaktan ibarettir’’ benzetmesini hatırlatır.

Ne Kadar Yüksek Çok Yüksektir ?

Laffer Eğrisi ile belli bir noktadan sonra vergi oranlarının daha az gelir getireceği savını dikkate aldığımızda ortaya çıkan ve en önemli soru bu noktanın neresi olduğudur. Doğru seviyenin 1960’larda bazılarını vuran yüzde 90 gibi marjinal oranlar veya hükümetin refah devleti ve sosyal harcamalar yapmasını engelleyecek yüzde 15 gibi seviyeler olmadığı kesinç

Bu tartışma bugün hala devam eder. Pek çok sol görüşlü iktisatçı, tavanın yüzde 50’nin üstünde olmasını önerirken, politik spektrumun karşı tarafında yer alan iktisatçılar yüzde 40’tan az olması gerektiğini savunur.

Marjinal seviyedeki oranları aşağı çekmek yönünde genel bir uzlaşma vardır. Örnekse, yüzde 60’ın üstünde vergi basamağı bulunan ülkelerin sayısı 1980’de 49 iken, yüzyılın sonunda 3’e (Belçika, Kamerun ve Kongo) düşmüştür.

Laffer Eğrisi’nin Sorunları Nelerdir ?

Laffer’in hipotezinin zarif mantığını tartışmak güç olsa da, pratikte işleyip işlemediğine dair büyük soru işaretleri vardır. 1980’lerin başında George H.W. Bush, Reagan’ın vergi indirimleriyle ‘’ kara büyü ekonomisi’’ diyerek alay etti. Harvard profesörü Jeffrey Frankel’e göre kuram ‘’ belli durumlarda teorik olarak mümkün olsa da, ABD vergi oranlarına uyarlanamaz. Bu oranlardaki düşüş, sağduyunun da söylediği gibi geliri azaltır.’’

Gerçekten de Reagan’ın ve George Bush’un 2001-2003 arası yaptığı vergi indirimlerinin, hükümet gelirlerini azalttığı ve bütçe açığını arttırdığı görülüyor. Arz yönlücüler, yönetimin hangi vergilerde indirime gideceği konusunda yanıldığı, genel vergi oranlarını düşürmek konusunda ise haklı olduğunu savunur.

Bugün hala (belki de politikacılara hiçbir şey yapmadan bir şey kazanmayı vaat ettiği için) çok popüler bir hipotez olsa da ardı ardına yapılan çalışmalar, kuramın etkili olmadığını gösterir. Sadece aşırı durumlarda (mesela oranların inanılmaz derecede yüksek olduğu durumlar) vergi indirimleri daha yüksek gelir sağlayabilir.

Buna rağmen aşırı derecede yüksek vergi oranlarının ekonomik büyümeyi engelleyeceği şüphe götürmez. Bu savın altını çizen arz yönlü iktisat, tüm dünyada vergilerin algılanışı ve yapılandırılışında etkili olmuştur.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here