Komünizm Nedir ? Özellikleri Nelerdir ?

Birkaç sene önce BBC Radyosu, dinleyicileri arasında en sevilen filozof anketi yaptı. Oylar gelmeye başlayınca, belli başlı isimler ( Platon, Sokrates, Aristoteles, Hume ve Nietzsche) öne çıkıyordu. Fakat sayım tamamlandığın İngiltere’nin favori filozofu açıkça belli oldu: Karl Marx

Kısa bir süre sonra, 2008’in sonlarında,  bir Alman kitabevi Marx’ın başyapıtı ‘’Kapital’’in yıllardan beri ilk defa bu kadar çok sattığı bildirdi.

Nasıl oldu da, Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla fikirler ve tahminlerinin çürütüldüğü iddia edilen bu Alman göçmeni düşünür hala bu kadar popüler kalabildi? Dahası, sosyalizmi reddeden ve dünyanın en serbest piyasa ekonomilerinden biri haline gelen bu ülkede, eserleri nasıl bu kadar seviliyor ?

Meşhur Komünizm Kuramı

Marx’ın ana fikri,  toplumların ilkel, adaletsiz ekonomik sistemlerdeni, ideal nihaibir sisteme doğru evrildiğidir. Feodalizmle başlayan, merkantilizme ve modern kapitalizme evrilen sistem sonunda daha adaletli ve ütopik bir sisteme yol verecektir. Marx’a göre bu sistem de komünizmdir.

Komünist bir toplumda, mülk ve üretim araçlarının (fabrikalar, aletler, hammadde, vb) sahibi şahıslar veya şirketler değil, herkestir. Önce devlet tüm şirket ve kurumlara sahip olacak ve onları işçilerin ezilmesine izin vermeden tepeden yönetecektir. Fakat bir süre sonra devlet kendi kendine yok olacaktır. Marx’a göre bu, toplumun son evresidir; yüzlerce yıldır ulusları tabakalara ayıran sınıf bariyerleri de böylece ortadan kalkacaktır.

Sınıf Çatışması

Marx’tan önce pek çok komünizm biçimi önerilmişti. Meslektaşı Friedrich Engels ile beraber 1848’te yazdıkları Komünist Manifesto’da bunu ele aldılar. Mesela 1516’da İngiliz yazar Thomas More kitabı Ütopya’da, ortak mülkiyete dayalı bir toplumdan bahseder. Ayrıca 19. Yüzyılın başında Avrupa ve Amerika’da çeşitli komünist topluluklar da bulunmaktaydı.

Fakat Marx’a göre komünizm, dünyanın dört bir yanında işçiler daha adaletli bir toplum için hükümetlerine karşı ayaklanıp, onları devirince kitlesel olarak kabul edilecekti. Bunun sebebi, kapitalist sistemin açıkça adaletsiz olması, zenginlerin, işçilerin fakirleşmesi pahasına giderek daha da zenginleşmesiydi. Marx, insanlık tarihinin sınıf mücadelesi tarihi olduğunu savunur. Aristokrasi ve yükselen burjuvazi (üretim araçlarına sahip kapitalist orta sınıf) arasındaki mücadele, yerini burjuvazi ve proletarya (burjuvazi için çalışan işçi sınıfı) arasındaki mücadeleye bırakır.

Marx’ın kuramlarının altında emek değer kuramı yatar. Kapital’de (1867) ortaya atılan bu fikir, bir metanın değerinin onu üretmek için harcanan zamana eşit olduğunu söyler. Mesela bir ceketi dikmek, bir pantolonu dikmekten iki kat fazla zaman alıyorsa değeri de iki kat fazla olur. Marx, şirket sahiplerinin, elde ettikleri karın büyük bir kısmını kendilerine aldıklarını anlatır. Şirket sahiplerine adil olmama hakkı veren şey, üretim araçlarına sahip olmaları ve böylece işçileri sömürebilmeleridir. Emek değer kuramına dair bazı tartışmalar vardır fakat ana fikir hala geçerlidir: Toprak ve sermaye sahibi olanlarla olmayanlar arasında büyük bir servet ve fırsat uçurumu vardır.

Bugün Komünist Manifesto’yu okuyan biri bahsedilen dünyanın yüz elli yıl öncesine ait olduğunu düşününce şaşırabilir. Çünkü modern, küreselleşmiş, iş gücünün satıldığı, dev uluslararası şirketlerin olduğu bir dünya betimler. Marx, kapitalistler arasındaki rekabetin iyice acımazsızlaştığı, çoğunun iflas ettiği veya daha büyük şirketlerin eline geçtiği, tüm üretim sisteminin kısıtlı sayıda tekel tarafından kontrol edildiği ve bu tekellerin işçileri istedikleri kadar sömürdüğü bir dünya betimler. Kapitalizmin, kaotik doğası gereği dha büyük ani iniş çıkışlar yaşanacağını, bir dizi büyük ekonomik çöküş ve işsizlik artışı yaşanacağını da tahmin eder. Bu ( ve aynı işi tekrar tekrar yapmanın verdiği iç sıkıntısı) proletaryanın tahammül sınırlarını zorlayacak ve sonunda devrim yaşanacaktır.

Modern Dünyada Komünizm

20.yüzyılın bir kısmında, dünyanın yarısından fazlası, Marx’ı izlediğini iddia eden hükümetlerin kontrolünde yaşadı. Fakat, yüzyılın sonunda değişim geçirmemiş sadece bir çift ülke kaldı. Marx’ın kuramı neden yanıldı ?

Öncelikle, Marx kapitalizmin nihai evrimi konusunda yanıldı. Kapitalizm (en azından henüz) hükümet müdaheleleri ve görünmez el sayesinde tekelleşmedi. İşsizlik dünyayı ele geçirmedi, ani iniş ve çıkışlar sürse de kapitalist güçler kadar, hükümet kontrolleri de buna sebep oldu.

Komünist devrimin yaşandığı ülkelerin pek azının Marx’ın kriterlerine uyduğu da söylenebilir. Rusya ve Çin gibi ülkeler genelde tarım ağırlıklı, düşük gelirli ve gelişmemiş ülkelerdi.

20.yüzyılda Marksizm’le yapılan deneyler, kuramdaki bazı hataları da gösterdi. En önemlisi, ekonominin merkezi bir el tarafından kontrol edilmesinin ne kadar zor hatta imkansız olduğu ortaya çıktı. Demir Perde 1990’larda yıkıldığında ve Sovyet ülkeleri Batı’ya açıldığında, bu ülkelerin Soğuk Savaş propagandalarının altında, aslında çok geri kalmış oldukları görüldü.

Arz ve talep güçleri hızla servet yaratan dinamik ekonomileri geliştirirken, Rusya ve Çin’deki sabit, merkezi olarak kontrol edilen sistemler yeniliğin önünü kesti. Şirketler arasında rekabet olmaksızın (yani serbest piyasanın temel itici gücü noksanlığında) bürokratlar tarafından itilen ekonomi ancak yuvarlanabildi. Sovyetlerin gerçekten başarılı olduğu tek bir alan vardı: savaş teknolojileri ve havacılık alanlarında yenilik. Bu da zaten açık rekabetin olduğu tek alandı. Soğuk savaş sırasında Batı ile rekabet bu alanları geliştirdi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here