Marx Kardeşler Kimdir ? Hayatları ve Oynadığı Filmler Nelerdir ?

Chico Marx (1886-1961) – Harpo Marx (1888-1964) – Groucho Marx (1890-1977)

Aslında beş kardeştiler, ama dünya onları üç kardeşler diye hatırlıyor. Sözün bir silah, sessizliğin bir sanat, absürdün kendi başına bir mantık ve yıkıcılığın bir ince meslek olduğunu onlardan öğrendi herkes. Ve öğrenmeye de devam edecek.

Babaları ‘’ Misfit Marx’’ (tedirgin, dengesiz Marx) diye tanınan Alsace kökenli başarısız terzi Sam Marx, anneleri ise, kardeşi Al Shean’ın ünlü bir Broadway komiği olması nedeniyle sahneyle ilişkisi olan Alman kökenli Minnie Schoenberg’di. Ve oğullarını sahneye iten de Minnie olmuştu. Kardeşlerden biri olan Gummo lakaplı Milton, ahneyle hiç ilgilenmedi. Öbür dördü, yani yaş sırasına göre Choco diye tanınan Leonard, Harpo diye tanınan Arthur, Groucho diye tanınan Julius Henry ve Zeppo diye tanınan Herbert, 1912’den başlayarak kendilerini Broadway’e attılar ve vodvil tiyatrolarında oynamaya başladılar. O yılların Broadway’inde çeşitli etkiler altındaki bir güldürü geleneği sürmekte ve gelişmekteydi. Bu güldürüde, bir ölçüde İtalyan Comedia dell’arte’sindeki gibi harekete dayalı numaralar, bir ölçüde Amerikan burleks (savruklama) tarzı, bir nebze de kökeni İngiliz olan bir ‘’lufok’’, yani saçmaya dayalı bir komedi etkileri vardı. Marx kardeşler, uzun süren sahne deneyleri sırasında bu etkileri iyice özümlediler, kendi kişiliklerini yoğurdular.

Kardeşlerin bu yıllardaki sahne deneyi, büyük ölçüde tıpkı bizim ortaoyunu geleneğinde olduğu gibi, tuluat’a dayalıydı. Kardeşler, 1914’ten 1920’lerin sonuna dek sahne yaşamlarını sürdürürler. Özellikle 1925-1926’larda rol aldıkları ‘’Cocoanuts’’ ve ‘’ Animal Crakers’’ komedileri büyük başarı kazanır. Ve 1929’da ilki, 1930’da da ikincisinin filme alınmasıyla Marx kaderşelerin Hollywood serüveni başlamış olur. İlk filmlerinde, komedi bölümleri, araya serpiştirilen romantik sekanslar ve şarkılarla sürekli bölünmekte ve seyirciyi tam bir doygunluk duygusu yaratamamaktadır. 1935 yılında, aslında komedi yeteneği olmayan ve sözü edilen romantik sekansların değişmez jönünü oynayan Zeppo’nun ekipten ayrılmasıi belki de sadece komediye ve güldürmeye yönelmiş katıksız başyapıtların ortaya çıkması çin hayırlı bir değişiklik olur. ve 1930-1935 arası, art arda ünlü filmleri ortaya çıkmaya başlar.

Marx kardeşlerin yarattığı güldürü, hiçbir geçerli mantık kuralı tanımayan gerçek üstü esinler taşıyan bir güldürüdür. Bu nedenle, daha ilk filmlerinden başlayarak Avrupa’da filizlenen Gerçeküstü eylemin önde gelen sanatçıları, onlarda kendi felsefelerinden yansılamalr bulmuş ve kardeşler Avrupa’da büyük saygınlık kazanmışlardır. Örneğin Andre Breton, Animal Crackers için ‘’ br kara mizah başyapıtı’’ demiş, Antonin Artaud ise ‘’ materyalist bir kamedi tarzı’’ndan söz etmiştir. Bu komedi, ne mantığa ne estetik kurallarına, ne de o dönemde geçerli sansür koşullarına uyar. Sinemaya geçtikleri yıllarla birlikte, Amerikan toplumunu sarsan ünlü Büyük Bunalım içinde, biraderler saki topluma bir şok tedavisi uygular; seyirciyi anarşiye varan bir güldürü anlayışı içinde gündelik sorunlarından uzaklaştırmaya ve finalde tam bir yıkıcılıpa, tahribe varan güldürü anlayışlarıyla, inanları, parçalanmış Amerikan Rüya’sının enkazından alıp götürmeye çalışır.

Onların komiği, güldürünün Amerika’daki zengin geleneği üzerine inşa edilmiştir. Sessiz dönemin Mack Senneth komiği ve Charlie Chaplin’den Harry Longdon’a büyük ustaları, kardeşleri etkilemiştir. Ama onlar, tüm bunlara rağmen bir mantık dışılık ve durumlardan söz oyunlarına absürd’e olan açık hayranlıklarını eklerler. Bu arada, kardeşlerimn her biri kendine özgü bir kişiliği geliştirir. Grubu erkenden terk edip giden Zeppo, iyi niyetli, ama beceriksiz bir genç adamdır. Herpo, grubun dilsizidir; içlerinde en saf ve şair karakterlisi odur. Sarışın bir peruğun altında kaybolan kafası bin fikirle doludur. Bunların başında kadınlara olan ve cinsel saplantı düzeyine varan hayranlığı gelir; o kızların elleri yerine bacaklarına sarılıp öper. Cebinde sürekli garip ve ürkünç aletler taşır ve onları her fırsatta düşürür. Harp çalarak kızışan ortalığı yatıştırır, hele ortalıkta birkaç çocuk görünce.  Ama şairliği ve müzisyenliği, ekibin en tahripkarı olmasını engellemez, onun yıkma arzusundan kurtulabilen şeyler sayılıdır.

Chico, İtalyan şivesiyle ABD’deki azınlıkların sözcüsüdür. O tam bir üçkağıtçıdır, bir Napolili kadar küfürbazdır, kumar oynar ve hep hile yapar. Aslında grubun temel özelliklerinden biri olan maddiyatçılık, para ve servet düşkünlüğü, her durumda kazanç sağlamak ve bunun için bilinen tüm erdemleri ayak altına almak siyasetinin açık uygulayıcısıdır.

Groucho ise, bu farklı ‘’marksizm’’in beynidir, motorudur. Keskin ve alaycı bir sözlü mizahın Amerikan vodvil ve radyo geleneğinden gelen en ünlü iz sürücüsüdür. Son derece hazır cevaptır, ama soruları kendisi sorup yanıtlarını hemen vererek, bu hazır cevaplığa alabildiğine ben merkezcilik ekler. Purosunu ağzından ancak espri yapmak için çıkarır ve ünlü siyah bıyığı, ince çerçeveli gözükleriyle birlikte yüzünün değişmez aksesuarını oluşturur. Bir yazarın deyişiyle ‘’ konuşmasıyla hiçbir fikrin bir yerlere ulaşmamasına, ulaşırsa da bunun insanlık için olabildiğince önemsiz bir yer olmasına ‘’ dikkat eder. Bir filminde şöyle der: ‘’ Pijamalarımı giymiş bir fili öldürdüm. Pijamamın içine nasıl girdi, hiç anlamadım!’’ Bir diğerinde ‘’Dışarda siyah bıyıklı bir adam var,’’ sözüne şöyle yanıt verir: ’’Söyleyin ona, bıyık istemiyorum, benim zaten var.’’ Ve bir filmde değil, ama özel hayatında yaptığı bir espri de çok ünlüdür. Bir özel kulübe alınmak için başvurur, başvurusu kabul edilir, ama o şöyle yazar: ‘’ Beni üye kabul edebilen bir kulübe girmek için hiçbir arzu duymadığımı bilmenizi isterim!’’

Groucho, grubun sahip olduğu para hırsının ve servet avcılığının en açık göstergesidir. Sürekli zengin bir kadın ve yüklü bir drahoma peşindedir. Çünkü, bir filmdeki deyişiyle, ‘’Sıfırdan başlayarak aşırı yoksulluğa erişmiştir’’. Bu nedenle çoğu zaman Margaret Dumont’dan başkası olmayan o zengin, ama saf zevce adayının peşinde koşar, ama bu kadına sürekli hakaret etmesini engellemez: ‘’ Tanıdığım en güzel kadınsınız. Ama tanıdığım kadınları düşünüyorum da, bu hiç de kompliman sayılmaz.’’ Ya da, ‘’Benimle evlen. Başka hiçbir ata bakmayacağıma söz veriyorum’’. Onun Dumont’la sürekli uğraşması, aslında erişmek istediği sınıfı temsil eden kadına sürekli hakaretleri, geniş halk kesimlerinin sınıfsal özlemleri açısından be terapi yerine geçer. Ama erkeklere de hakaret eder: ‘’ Müşterim bir enayi gibi görünüyor. Ama görünüşe aldanmayın: o gerçekten bir enayidir.’’ Filmleri veya ünlü yıldızları da acımasız bir biçimde eleştirmeyi unutmaz.

Filmleri uzun zaman geniş kitleleri çok güldürmüştür. Çeşitli aletler ya da araçlar, garip biçimde kullanılır: cepten çıkan, üstelik yanık biçimde çıkan bir kaynak makinesi, bir öfke krizi sırasında kemirilip mideye indirilen bir telefon, her gelenin içine girdiği ve sonunda herkesin isyan edip kırılan kapıdan dışarı fırladığı minicik vapur kamarası, Go West’te inşa edilen bölümleri yakılarak trenin gitmesi sağlanan demiryolu. Hindistan Cevizleri’nin ilk gösterisinde 95 dakika içinde tam 400 kahkaha saymıştır, stüdyo izleyicileri. Burlesk’le lufok arası gelişen güldürü anlayışları, Duck Soup ve A Night at the Opera ile doruğa çıkar. Ama bundan sonra, iniş başlar. MGM’e geçişleri ve şirketin onlara daha büyük bütçeler ayırması, işleri çözümlemez. Go West, The Big Store, Love Happy ciddi başarızlıklar olur. Belki son iyi filmleri, Casablanca filminin bir tür parodisini yapmayı deneyen, ama çok iyi bir başlangıçtan sonra biraz tökezleyen A Night in Casablanca olur. Tam 1950Wdeki Love Happy’den sonra üçlü ayrılır. 20 yıllık efsane sona ermiştir.

Bundan sonra Groucho Marx, tek başına kimi filmlerde oynar. Belli ölçüde yaşlanmanın dışında, Groucho yine aynıdır, ama artık değişen dünya ve komedi anlayışı içinde pek bir önemi kalmamıştır. Kardeşler, sadece 1957’deki The Story of Mankind filminde bir araya gelirler, ama bu skeçli filmin ayrı bölümlerinde ayrı ayrı oynamak biçiminde. Groucho ise 1950’lerde hızla artan TV yayınlarında rol alır ve esprilerini tüm Amerika’ya küçük ekrandan yağdırmayı sürdürür. Ayrıca kitap yazar.1968’de Fransa’da ayaklanan gençlerin dillerine doladıkları bir slogan, onu memnun etmiş olmalıdır: ‘’Marx izindeyiz. Ama Karl değil, Groucho Marx.’’ Bizde ise, bugün anlışanlı kanallarımız rağbet edip göstermeseler de, vaktiyle üçlünün komedileri çok tutulmuştur.

Marx Kardeşlerin Oynadığı Filmler

Dört Kardeşin Oynadığı Filmler

  • The Cocoanuts – Hindistan Cevizi – 1929
  • Animal Crackers – 1930
  • Monkey Business – Maymun İşi – 1931
  • Horse Feather – 1932
  • Duck Soup – Ördek Çorbası – 1933

Zeppo Dışında Üç Kardeşin Oynadığı Filmler

  • A Night at the Opera – Üç Ahbap Çavuşlar Operada – 1935
  • A Day at the Races – Üç Ahbap Çavuşlar At Yarışlarında – 1937
  • Room Service – Oda Servisi – 1938
  • At the Circus – Üç Ahbap Çavuşlar Sirkte – 1939
  • Go West – Üç Ahbap Çavuşlar Altın Peşinde – 1940
  • The Big Store – Üç Ahbap Çavuşlar Mağazada – 1941
  • Love Happy – Üç Ahbap Çavuşlar Elmas Peşinde – 1950
  • The Story of Mankind – İnsanlığın Öyküsü – 1957

Groucho Marx’ın Tek Başına Oynadığı Filmler

  • Copacabana – 1947
  • Music – 1950
  • Double Dynamite – Çifte Dinamit – 1951
  • A Girl in Every Port – Her Limanda Bir Kız – 1952
  • Skidoo – 1968
  • Ayrıca 1956-1961 arası TV dizisi: You Bet Your Life

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here