PAYLAŞ

Wilhelm Gottfried Leibniz Kimdir ? Felsefesi ve Eserleri Nelerdir ?

Ünlü Alman düşünür Leibniz, bilim dünyasının en önemli sistemci filozoflarından biridir. Matematik, metafizik ve mantık alanlarında ileri sürdüğü yeni düşünce ve görüşleriye tanınır.

Wilhelm Gottfried Leibniz ( okunuşu : Vilhelm Gotfrid Laybnitz ) 1 Temmuz 1646’da, Leipzig’de doğdu. Babası buradaki üniversitede ahlak felsefesi dersleri veriyordu. Leibniz babasının ölümünden sonra okuldan çıkarak kendi kendini yetiştirmeye başladı. Tarihe karşı büyük bir ilgi duyuyordu. Sekiz yaşına geldiği zaman Latinceyi öğrenmişti, on iki yaşında ise Yunanca öğrenmeye başladı. Bir yandan da mantık bilimiyle ilgili kitaplar okuyordu. On beş yaşında Leipzig Üniversite’sine girdi. Almanya’da felsefe tarihinin kurucusu sayılan Jakob Thomasius’tan felsefe okudu. 1663’te Jena’ya giderek buradaki ünlü matematik bilginlerinden ders aldı.

Leibniz daha yirmi beş yaşına geldiği sırada yayımlanmış birçok eseri vardı. Bir ara politika ile ilgilendi, bu konuda da bazı eserler verdi, ama politika çalışmaları hiçbir zaman Leibniz’in felsefe ve matematik alanlarında çalışmalarına engel olmadı.Leibniz 1672 yılında, 26 yaşında ileri modern matematik çalışmalarına başladı. Bundan üç yıl sonra Isaac Newton’dan bağımsız olarak Calculus’un temel teorimini keşfetti. Pek çok yıldır Leibniz ve Isaac Newton taraftarları arasında kimin Calculus’u keşfettiğine dair bir tartışma olsa da, şu an Leibniz ve Isaa Newton Caluculus’un babaları olarak kabul edilmektedir.

Düşünür 1700’de görevini bırakarak Viyana’ya gitti, 1714’de kadar bu şehirde yaşadı. 1700’de bir davet üzerine, Berlin’e gitti. Berlin Üniversitesi’nin kurulmasını sağlayarak üniversitenin ilk müdürü oldu. 1712’de Leibniz’e baron payesi verildiyse de dört yıl sonra Hannover’de öldüğü zaman fakir bir adam gibi gömüldü.

Leibniz, Kartezyen felsefenin ilginç, bir anlamda Spinoza’nın felsefesinin karşıtı sayılabilecek bir felsefe geliştirmiş olan filozofu olarak kabul edilmektedir. Çok yönlü ve çoklu bir felsefe öğretisi geliştirdiği bilinmektedir. Matematiksel ve organik doğa görüşlerini bir arada kullanmıştır ve bu yaklaşımıyla Descartes ve Spinoza’dan ayrılmıştır.

Diğer rasyonalistler gibi Leibniz’de matematik merkezi bir öneme sahiptir; matematiksel yöntemle gerçeğe ulaşmada başarılı olabilir ve bilgi ortaya koyabiliriz. Buna göre duyusal bilgiler tam olmayan bilgilerdir, rasyonel olan yoldan geçmedikçe bu bilgi tamamlanamayacaktır. Eğer bütün bilgilerimiz matematiksel bir açık ve seçiklikle çözümlenebilseydi, bilgimiz o zaman gerçeklikle tam bir uygunluk içinde olurdu. Evrensel matematik Leibniz için bütün bilgilerimizin matematik önermeleri gibi kavranılabilmesi olanağıdır; bu olanak Leibniz’in bilgi konusundaki idealini göstermektedir. Hem eldeki bilgilerin kanıtlanması hem de yeni bilgilerin bulunması bu idealin hedefidir.

Lebniz bu noktada ve özellikle doğruluk sorunun bağlamında Locke’çu anlayış ile karşıtlık halindedir. Kısmen ampirizmin öğelerini sürdüren Leibniz klasik ampirist görüşten ayrılarak rasyonalizme yönelim gösterir. Leibniz duyu verilerinin önemini yadsımaz, ancak duyusal verilerin zihin ya da akıl sayesinde bilgiye dönüştüklerini belirtir. Bunu şu şekilde belirtmek mümkündür ; Duyulardan geçmemiş hiçbir şey zihinde bulunmaz, zihin kendisinden başka. Deneye diğer rasyonalistlerde görülmeyen şekilde değer veren Leibniz A Priori bilgilerin varlığını kesin bir şekilde öne sürer. Bir anlamda onun deney ile  akılı birleştirmeye yönelik bir teori kurmaya çalıştığını söylemek gerekir.

  1. yüzyıl filozofların çoğu gibi, Leibniz de felsefesinde Descartes’ın ‘’ töz ‘’ kavramından hareket eder. Leibniz tözü diğerlerinden farklı ele alır; ona göre töz, etkin kuvvetten ibarettir. Monizme karşılık Leibniz’in tözcülüğü çoklu bir nitelik arz eder, ona göre tözler sonsuz sayıdadır, Leibniz’in töz olarak adlandırdığı şeylerin her biri artık bölünemez olan birimlerdir. Leibniz bunlara ‘’ monad’’ lar demektedir. Her monad evrenin bir parçasıdır ve evreni kendinde taşır, bireysel ile evrensel arasında bir tür bağlantı vardır. Buna göre her monad ‘’ çokluk içinde birlik ‘’ olarak görülür. Monad öğretisi Leibniz felsefesinin bilgi, insan, doğa ve ahlak vb. konularındaki yaklaşımının temelidir. Leibniz’in iyimser felsefesinin dayanağında şu önerme bulunmaktadır; ‘’ yaşadığımız dünya mümkün olan dünyaların en iyisidir. Mükemmel olmayışı bir metafizik kötülüktür, ancak bununla birlikte, başka türlüsü mümkün olmadığından en iyi dünyada yaşamaktadyız. ‘’

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here