PAYLAŞ

Bireycilik (Bireyselcilik ) Nedir ? Özellikleri Nelerdir ?

‘’ Birey Kültürü’’ Karl Marx’ın tiksintiyle kullandığı bir ifadeydi. Ama 20. Yüzyılın sonunda, bireysel tercihlerin ekonomi politikaları açısından önem teşkil etmesi gerektiği fikri egemen oldu. Küçük bir Avrupa ulusu olan Avusturya’dan çıkan bu felsefe, Thatcher ve Reagen’ın politikalarının kaynağı oldu.

Ekonomi, insanların tercihlerinin sebeplerini arayan bir bilim olsa da, klasik ekonomi, incelemeleri kolaylaştırmak adına insanların ortak hareket ettiğini vurgular. Mesela yeni bir cips türü satışa çıksa ve çok satsa bu, tüketicilerin onu çok beğendiği anlamına gelir. Oysa 19. Yüzyılın sonunda doğan ve 20. Yüzyılda güçlenen Avusturya Ekolü, her bireyin belli bir ürünü almasının özel sebeplerine odaklanır.

Ana akım ekonomi konuya yekün olarak yaklaşırdı. Yani ulusun tümünün veya o ülkenin bir alt kümesinin ekonomik performansı (gayrisafi yurtiçi hasıla veya enflasyon gibi) toplam ölçüler kullanılarak incelenir. Avusturya Ekolü bunun yerine bireysel tercihlerin ön planda olması gerektiğini savunur. Sonuçta ancak bireyler eylemde bulunabilir; şirketlerin ve kurumların kendi zihinleri yoktur. Kolektif varlık olsalar bile aslında pek çok bireyin bir araya gelmesinden oluşurlar.

Ekonomik olgular(mesela ülkenin serveti veya eşitsizlik seviyeleri) binlerce bireyin tercihlerinin bir ürünüdür. Bu tercihler politikacıların veya şirketlerin toplu politikalarının bir sonucu değildir. Sonuç olarak, eşitsizliği beli bir düzeye kadar azaltmanın bir yolu olmayabilir, çünkü eşitsizlik insan tasarısı değil, insan davranışlarının bir sonucudur.

Bir Sanat mı Bilim Mi?

Bireyin önceliğine dair kuramın temelinde ekonominin bilimden çok sanat yatar. Bu, akademide öğretilen grafikli denklemli ekonomiye haşır neşir olanlar için şaşırtıcı bir fikir olabilir. Onlar ekonomik modelleri kullanarak neredeyse her şeyin, faiz oranlarındaki değişim veya resesyon döneminden tutun da ekonomi dışında kalan ergen hamileliği veya savaş ihtimali gibi olaylarında olasılığını hesaplanabileceğini savunurlar.

Böyle modelleri kullananların inancına rağmen, genelde bu tip bilimsel tahminler yanılır. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mervyn King’in insanları, tahmin yaparken tek emin olduğu şeyin yüzde yüz yanılacağı olduğunu söyleyerek uyarması örneğindeki gibi, geleceği tahmin etmenin bir yolu yoktur.

Avusturya Ekolü’nün babası Carl Menger, 1871’de yayımlanan Ekonomi Biliminin Temelleri eserinde ekonominin hala bir sosyal bilim olduğunu savunur. Ona göre ekonomi, insan davranışlarını mantıksal bir çerçeveye koyarak kalıplar bulmaya çabalar. Menger temel olarak ekonominin kaotik doğasını vurgular. Bu yüzden, Avusturyalı iktisatçılar,çalışmalarında mümkün olduğunda, sayı ve denklem kullanmamaya çalışır. Sonuç ise, bu iktisatçılara ait pek çok makalenin, yeterli bilgi, veri ve denklem içermediği gerekçesiyle akademik dergiler tarafından reddedilmesi olmuştur.

Genelleme Tuzağı

Menger’in veliahtı, Nobel Ödülü sahibi Avusturyalı iktisatçı Friedrich Hayek, herkesin farklı olduğunu, aynı muameleye maruz kalsa da farklı tepkiler verebileceğini düşünür. Eşit olmalarını sağlamanın tek yolu ‘’ onlara farklı davranmaktır. Kanun karşısında eşitlik ve ekonomik eşitlik birbirinden farklı olmakla kalmaz aynı zamanda birbirine terstir de. Ya birini ya da ötekini sağlayabiliriz; ikisini aynı anda sağlayamayız.’’

Bir dükkan sahibi düşünün. Ortodoks iktisatçılar, gün içinde karını arttırma isteyerek hareket edeceği varsayımından yola çıkar. Sonuçta Adam Smith’in öne sürdüğü en önemli kurallardan biri bireysel çıkardır. Fakat Avusturya Ekolü’nden bir iktisatçı gün içindeki satışının, dükkanı geç açmasından, belli bir bireye kızdığı için satış yapmamasına kadar pek çok faktör tarafından etkilenebileceğini savunur. Bu tip kişisel etkenler onun davranışını ve toplamda ülkedeki tüm dükkan sahiplerinin davranışını belirler.

Avusturyalı iktisatçıların gözünde arz ve talep, fiyatların artması ve düşmesinin sebebi değil; sayut bir açıklamadır. Geleneksel iktisatçılar her sosyal bilimin bu tip soyutlama ve genellemelere ihtiyacı olduğunu savunur. Avusturyalı iktisatçıların ekonomiye katkısı, bilimi, bireyin değerleri, planları ile beklentilerini hesaba katmaya zorlaması ve gerçekliğin aslında öznel olduğunu vurgulamasıdır.

Aklanan Bireyselcilik?

Peki, ama bu fikir neden bu kadar önemlidir ? İnsan davranışı konusunda genellemeler yapmamamız için bizi uyaran bir düşünce ekolü, sonuçları tahmin etmeye çalışan ve politikacılar için çözüm sunan geleneksel ekonomiden çok daha az faydalıdır. Neyse ki Hayek ve bir diğer Avusturyalı Ludwig von Mises’in komünizmin çöküşünü en erken tahmin edenlerden olmaları, Avusturya Ekolü’ne duyulan şüpheyi azaltmıştır. Onlar, merkezi planlama unsurlarının, vatandaşları bireysel kararlara iten sebeplerle ilgili yeterli bilgisi olmayacağı için başarısız olacağını iddia etmişlerdir.

Avusturyalı iktisatçılar bireyi kendi tercihlerini yapması için özgürleştirmenin önemini vurgular. Bu laissez-faire fikri, 20. Yüzyıldaki büyük reformlara ilham verir. Ronald Reagan ve Margaret Thatcher’a serbest piyasa ve arza yönelik reformlar için ilham veren kısmen bu fikirlerdir. Toptan bakan bir ekonomi yerine bireylerin istek ve arzularına odaklanmak gerektiğini görmüşlerdir.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here