David Hume Kimdir ? Hayatı, Felsefesi ve Eserleri Nelerdir ?

İngiliz felsefesinin doruk noktalarından biri kabul edilen David Hume Fransız, hatta Alman düşünürlerin de yoğun olarak etkilendiği bir filozoftur.

David Hume ( Okunuşu: Deyvid Hum) 26 Nisan 1711’de İskoçya’nın başkenti olan Edinburgh’da dünyaya geldi. Asıl soyadı olan ‘’ Home’’ İskoç telaffuzunda ‘’ Hume ‘’ gibi çıktığı için, sonunda o da Hume adını kullanmaya başladı. On dört-on beş yaşındaki gençlerin devam ettiği Edinburgh Üniversitesi’ne gittiği zaman henüz 12 ( bazı tarihçilere göre 10 ) yaşındaydı. Önceleri avukat olmak istediyse de dürtülerinin onu felsefeye yönelmesine engel olamadı.

İnsan zihninde olup bitenleri Newton’ın deneysel yöntemini uygulayarak, yeni bir insan bilimi kurmayı ve geliştirmeyi öneren Hume, tüm iyi niyetine ve yüksek amaçlarına rağmen, İngiliz ampirizminin temel tezlerini koruduğu için, son çözümlemede kuşkuculuğa düşmekten kurtulamamıştı. Hume bizim yalnızca kendi zihnimizde doğrudan ve aracısız olarak tecrübe ettiğimiz ideleri, duyum ve izlenimleri bilebileceğimizi, bilgide kendi zihnimizin ötesine geçemediğimizi ve bundan dolayı herhangi bir şeyin insan zihninde bağımsız olarak var olduğunu söyleyemeyeceğimizi belirtir. İnsan zihnini bilgi bakımından analiz ettiği zaman, insan zihninin tüm içeriklerinin bize duyular ve deney tarafından sağlanan malzemeye indirgenebileceğini görmüştür, bu malzeme ise algılardan başka hiçbir şey değildir.

Ona göre bilinçteki tasarımlar ‘’ izlenimler ‘’ ve ‘’ ideler ‘’ olarak ikiye ayrılır. İzlenimler kısaca tüm duyumlardır. Dış dünyadan alınan tüm etkiler izlenimleri oluşturur. İdeler ise hatırlama ve hayal gücü gibi tasarımlardır. İdeler kendiliklerinden ortaya çıkmazlar, ancak bir izlenim yolu ile oluşurlar. Yani tüm ideler izlenimlere bağlıdır. İzlenimlerinden çok farklı gibi görünen idelerin bile, yeterince araştırılırsa bir izlenim sonucu olduğu bulunur. Düşünmek yolu ile de bu ideler birleştirilir, değiştirilir, genişletilir veya daraltılır. Örneğin Tanrı idesine, iyilik ve bilgelik gibi ideleri sınırlarının dışına genişletmekte ulaşılmıştır.

Bu noktada tüm ideler izlenimlere sıkı sıkıya bağlanmıştır. Ancak insanlarda izlenimlere aykırı ideler de olabilmektedir. Bunun yanıtı ise idelerin zamanla canlılıklarını yitirmeleridir. ‘’ Hatırlama’’ dediğimiz şey idelerin tekrar oluşturulmalarıdır ki bu idenin ilk halinden daha soluk daha cansız olmasına neden olur. Dahası, idelerin hatırlama sırasında yanlış izlenimlere bağlanması veya tersi bir durum yanlışlığa ve aykırılığa neden olur. Bunda ise en büyük rolü hayal gücü oynar ancak hayal gücü de kontrolsüz bir yeti değildir ve bazı kurallara bağlı bir mekanizmadır. İşte Hume bu mekanizmanın kurallarını bulmaya çalışmıştır. Bu yolla, Hume ‘’ Çağrışım Psikoloji ‘’ sinin gelişmesinde çok önemlidir.

Hume , ruh kavramını da reddeder. Ona göre ruh bir tasarımlar bağlamıdır, pek çok tasarımın bir araya gelmiş halidir. Ve ruhun bir töz olduğu, cisimlerin bir tözü olduğu düşüncesi de yanlıştır; çünkü biz tözü algılayamayız. Töz kavramı aynı şeye ait duyumların hep aynı algılanması sonucu ortaya çıkar. İnsanlar algılarına algılanan şeyin nitelikleri ile birlikte bir de töz ekler ve bu töz aslında gerçekten algılanmaz.

Hume nedensellik ilkesini de eleştirir. Ona göre töz kavramında olduğu gibi nedensellik ilkesi de asla algılanmaz. Bir olayın bir diğerinin nedeni saymak için aradaki neden-etki bağının algılanabilir olması gerekir. Bu iki olayın kendilerinden de bu neden-etki bağının algılarını bulamayız. Böylece nedensellik ilkesi kanıtlanamaz olur. İnsanlardaki bu nedensellik idesinin kaynağı ise töz kavramında olduğu gibidir; insanlar iki olayın hep birbiri ardından gerçekleştiğini algılayınca bu olaya bir nedensellik eklemişlerdir. Hume bu eleştirisi ile deneysel bilimi tehlikeye atmış oluyorsa da bu nedensellik kavramına inanmak gerektiğini düşünmüştür. Çünkü bu pratik yaşam için zorunludur.

David Hume 25 Ağustos 1776’da Edinburgh’da öldü. Arkadaşlarına her zaman ‘’ ölümden sonra hayatın mantıkdışı bir fantezi’’ olduğunu söyleyen Hume, mezarının başına üzerinde sadece adı, soyadı yazan ve doğum, ölüm tarihlerini gösteren bir taş dikilmesini vasiyet etmişir. Ünlü düşünürün mezarı şu anda aynen vasiyetindeki gibidir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here