Fatih Sultan Mehmet (2. Mehmed) Kimdir ? Hayatı ve Dönemin Önemli Olayları Nelerdir ?

Fatih Sultan Mehmed, 29 Mart 1432 yılında Edirne’de doğdu. Babası Sultan 2. Murad, annesi Hüma Hatun’dur. Devrinin en meşhur alimleri olan Molla Gürani, Molla Hüsrev, Akşemseddin, Hoca Yusuf Paşa, Bursalı Ahmed Paşa ve Hasan Çelebi gibi hocalardan ders aldı. Ayrıca Bizanslı ve İtalyan hocaları da vardı.

Böylece yüksek bir kültüre sahip olan şehzade Mehmed, Arapça, Farsça, Yunanca, Latince, Slavca ve İbranice’yi ayrıca Uygur Alfabesini ve lehçesini öğrenmişti. Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. Farsça ve Arapçaya çevrilmiş olan felsefi eserler okurdu.

1466 yılında Batlamyos Haritası’nı yeniden tercüme ettirip, haritadaki adları Arap harfleriyle yazdırmıştı. Hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun, bilginleri korur, onlara eserler yazdırır, yararlanmaya çalışırdı. Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmed, yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul’a getirtirdi. Nitekim astronomi bilgini Ali Kuşçu kendi döneminde İstanbul’a geldi. Ünlü ressam Bellini’yi de İstanbul’a davet ederek İstanbul’un çeşitli yerlerinin yanı sıra kendi resmini de yaptırdı.

Fatih Sultan Mehmet Dönemindeki Önemli Olaylar

İstanbul’un Fethi Hakkında Bilgiler

Bizanslılar, Osmanlılar’ın Anadolu’dan Rumeli’ye ve Rumeli’den Anadolu’ya kuvvet geçirmelerinde zaman zaman güçlükler çıkarıyorlardı. Fırsat buldukça Avrupa devletlerini ve Anadolu beyliklerini Osmanlılar’a karşı kışkırtıyorlar; şehzadelere isyan için yardımda bulunarak, ülkede iç savaşlara neden oluyorlardı.

İstanbul’un, aynı zamanda kara ve deniz ticaret yollarının üzerinde bulunması, ekonomik yönden de büyük önem taşıyordu. İstanbul’un fethedilmesi aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin ekonomik hayatına da büyük bir canlılık kazandıracaktı.

Ancak asıl sebep, Hz. Peygamber tarafından müjdelenmiş olmasıydı. Bütün  bunları dikkate alan 2. Mehmed, hazırlıklarını buna göre yaptı.

Önce, eski hisarın (Anadolu Hisarı/Güzelce Hisar) karşısına yeni bir hisar yapıp, Boğaz’ı kontrol altına almak gerekiyordu. Karaman seferinden dönerken, Çandarlı Halil Paşa’yı bu işle görevlendirdi. Mart 1452’de başlayan inşaat, baş döndürücü bir hızla ilerleyerek dört ay içinde tamamlandı. Hisar’a Boğazkesen adı 2. Mehmed tarafından verildi. Hisarın kumandanlığına da Firuz Ağa getirildi ve emrine 400 asker verildi. Bundan sonra, Boğaz’dan geçecek bütün yabancı gemiler için izin alma zorunluluğu getirildi. Emre uymayanların batırılmaları emredildi.

II. Mehmet, Edirne’ye döndükten sonra, İstanbul’un fethi için hazırlıklara başladı. Devrinin ünlü mühendislerinden Müslihiddin ve Saruca Sekban ile Rumelihisarı’nın yapımı sırasında İstanbul’dan kaçarak, Osmanlılar’a sığınan Macar Urban’a İstanbul’un surlarını yıkabilecek ve o zamana kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktürdü. Zaten kendisi de meslek olarak top dökümcüsüydü (çoğu padişahların padişahlık dışında bir de mesleği vardı; mesela Kanuni kuyumcu, II. Abdülhamid marangozdu). Dökülen topların en büyüğüne ‘’Şahi ‘’ adı verildi.

Ayrıca İstanbul’un surlarını aşacak gülleler atan toplar ve tekerlekli kuleler yaptırdı. Denizden yapılacak kuşatma için de, 400 parçalık donanma meydana getirildi. Kuşatma sırasında, Mora despotlarının Bizans’a yardım yapmalarına engel olmak için, akıncılar Mora üzerine gönderilmişti. Bu sırada Bizans İmparatorluğu, bütün umudunu Avrupa’dan gelecek yardıma bağlamıştı. İmparator XI. Konstantin Dragazes, Batı’nın yardımı sağlamak için , Ortodoks ve Katolik kiliselerinin birleşmesini kabul etti. İki kilisenin birleşmesi, Ayasofya’da Papa’nın isminin okunmasıyla sağlanabilirdi. Papa’nın gönderdiği bir kardinal Ayasofya’da bir dini ayin düzenleyerek, görünüşte kiliselerin birleşmesini gerçekleştirdi. Ancak, devlet ve din adamlarının çoğu bu birleşmeye karşıydılar.

Birbirlerinin kafir nazarıyla bakıyorlardı. Bizans’ın ikinci adamı Grandük Notoras bile, ‘’ Surların önünde Latin külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmek daha iyidir’’ diyordu. Çünkü vaktiyle İstanbul’u savunmak üzere İmparator tarafından çağrılan Katolik Latinler en başta Ayasofya’yı yağmalamış, kubbesindeki altın haçı bile eriterek paylaşmışlardı. İstanbul’u çevreleyen kara surlarının durumu iyi olmakla beraber, Marmara ve Haliç tarafındaki surlar zayıftı. Ancak, Haliç’in ağzına zincir gerildiği için, bu surların zayıflığı fazla tehlike arzetmiyordu. Osmanlılar’ın, Marmara surlarında da sonuç almaları zordu. Surlar, çift duvarlı olup, önlerinde yontma taşlarla örülmüş hendekler bulunuyordu. İmparator, dış dünya ile bağlantıyı sağlayan kapıları da ördürmüş, tamamen surların içine kapanmıştı.

Avrupa’daki genel düşünce ise, II: Mehmed’in barışçı bir Padişah odluğu yolunda ii. Hatta onun Osmanlı tahtına çıkışı, Osmanlı gücünün azalacağı umudunu uyandırmıştı. Bu nedenle İstanbul’un ciddi bir tehlike altında bulunduğuna inanılmıyordu. Ayrıca, bu tarihlerde Avrupa’da İngilizler’le Fransızlar arasındaki Yüzyıl savaşları henüz yeni sona ermişti. Bu yüzden Avrupa devletlerinin Bizans’a askeri yardımda bulunmaları son derece zordu. Tabiatıyla Bizans, Avrupa’dan beklediği yardımı alamadı. Sadece Cenevizli Justinyani iki gemi ve 700 askerle, Papalık, üç gemi, 200 askerler yardıma gelmiş, otuz geminin de yardım amaçlı olarak hazırlanmakta olduğunu bildirmişti. Bu arada Sakız, İspanya ve adalardan da bazı yardımcı kuvvetler gönderilmişti. Ama bunlar yeterli değildi. İmparator şehri savunmak için 15.000 kişiyi silanlandırmıştı.

Bizans ve yardıma gelenlerin gemileri de Haliç’te bulunuyordu. II. Mehmed, İstanbul’un kuşatılmasıyla ilgili hazırlıklarını iki yıl içinde tamamladı. 2. Mehmed, hazırlıkların tamamlanmasından sonra, Edirne’den hareket etti ve 5 Nisan’da İstanbul surlarının önüne geldi.

Anadolu’da toplanan askerler de, İshak Bey ve İsfendiyaroğlu İsmail Bey’in kuvvetleriyle birlikte Anadolu Hisarı yolunyla Rumeli’ye geçtiler. Rumeli’den gelen askerlerle birlikte 150.000 kişiyi bulan Osmanlı Ordusu, İstanbul önlerinde toplandı. Bu arada Gelibolu’dan hareket eden Osmanlı donanması da İstanbul Boğazı’na girmişti.

Mehmed, İstanbul surları önüne orduyu düzenli bir şekilde yerleştirdi. Edirnekapı’dan Haliç’e kadar olan sol kanadın kumandası Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa’ya, Topkapı’dan Marmara Denizi’ne kadar olansağ kanadın kumandası ise Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa’ya verildi. Yeniçeriler de Edirnekapı ile Topkapı arasındaki alana yerleştirildi.

II. Mehmed, karargahını Topkapı karşısında kurdu. Zağonos Paşa’nın emrindeki kuvvetler de Galata sırtlarında tuttu. Büyük toplar Topkapı ile Edirnekapı arasındaki surların önüne konuldu. Gelibolu’dan gelen Osmanlı donanması da Dolmabahçe ile Sarayburnu arasında ve Haliç zinciri önünde yerini aldı. Bu arada İmparatora elçi gönderilerek, boş yere kan dökülmemesi için, İstanbul’un teslimi istendi. İstanbul’un kuvvetli surlarına ve hala Avrupa’dan geleceğini düşündüğü yardıma güvenen İmparator, bu teklifi reddetti.

Ancak, istenilen vergiyi ve İstanbul’dan veazgeçilirse Bizans’a ait bütün kaleleri verebileceğini bildirdi. İmparatorun karşı teklifleri, II. Mehmed tarafından kabul edilmedi.

6 Nisan 1453 günü, Şahi adlı büyük topun ateşlenmesiyle kuşatma başladı. Toplar İstanbul surlarını sarsıyor, yer yer büyük gedikler açıyordu. Nisanın on sekizine kadar süren top ateşleri sonucu, Bayrampaşa Deresi tarafındaki birinci ve ikinci surlardan bir gedik açıldı. Buradan bir gece hücumu düzenlendi. Bu hücumda tekerlekli kuleler kullanıldı. Ancak Bizanslılar bu kuleleri, karada ve suda yanabilen Grejuva ateşi ( Rum ateşi) ile yaktılar. Askerin surlara merdivenler dayayarak tırmanma girişimi de sonuç vermedi. Bu arada Osmanlı Donanması da herhangi bir başarı sağlayamadı.

İstanbul’un kuşatılması sırasında karşılaşılan zorluklar ve başarısızlıklar, II. Mehmed’i yıldırmamıştı.  Şartlara teslim olmayacak, şartlar değişene kadar çabalayacaktı. Nihayet aklına imkansız bir fikir geldi: Madem ki deniz yoluyla Haliç’e girilemiyordu, o halde donanma karadan denize indirilecekti!

Hemen planı uygulamaya geçirdi. Önce gemilerin geçeceği yol yapıldı. Bu yol kızaklar döşendi. Gemilerin kolayca kayması için, kızaklar yağlandı. 21-22 Nisan gecesi 72 parça gemi, Tophane limanından Tepebaşı’na çıkarıldı, oradan Kasımpaşa’ya indirilerek Haliç’e girildi. Hemen sonra da Hasköy ile Ayvansaray arasına geçici bir köprü kuruldu. Hem köprü üzerine yerleştirilen, hem de gemilerde bulunan toplar aynı anda ateşlendi. Surlar amansızca dövülmeye başlandı.

Bizanslılar şaşkın ve çaresizdi. Beklemedikleri, beklemek şöyle dursun, hayal dahi edemedikleri bir olay gerçekleşmiş, Osmanlı Padişahı olumsuz şartları dize getirmişti. Artık kendilerini de yeneceğine inanıyorlardı. Moralleri bozulmuştu. Zaten Haiiç, zincirlerle kapatıldığından bu bölgedeki surlar az sayıda asker savunuyordu. Onlar da can derdine düşmüşlerdi. Bunun üzerine İmparator, diğer bölgelerden buraya asker kaydırmak zorunda kaldı. Bu arada Galata’ya önceden yerleştirilen toplar Haliç’teki Bizans donanmasını yaylım ateşine tutmuş, nefes aldırmıyordu.

24 Mayıs’ta imparatora, son kez teslim olmasını teklif eden II. Mehmed, imparatorun bunu reddetmesi üzerine, 28 Mayıs gecesi büyük bir hücum başlattı. Bu hücum 29 Mayıs 1453 Salı günü, İstanbul’a girilmesiyle sonuçlandı.

Sultan II. Mehmed artık ‘’Fatih’’ti. Peygamber müjdesi gerçekleşmiş, yüzyıllardan beri süren hasret sona ermişti.

Otlukbeli Savaşı (1473) Hakkında Bilgiler

Bir Türkmen aşireti olan Akkoyunlular, XV. Yüzyılın başlarında Doğu Anadolu’da bir devlet kurmuşlardı. Fatih Sultan Mehmed zamanında devletin başında Uzun Hasan bulunuyordu. Uzun Hasan, Osmanlılar’ın aleyhine Venedikliler’le ittifak yaparak Venedikliler’in gönderdiği topçu birlikleriyle desteklenen ordusunun başında, Fatih’in üzerine yürüdü.

İki ordu, Otlukbeli mevkiinde karşılaştı. Uzun Hasan’ın amacı Fatih’i yenilgiye uğratıp, bütün Osmanlı ülkesini ele geçirip, İstanbul’a yerleşmekti. Sayı üstünlüğüne güvenen Uzun Hasan, toplu halde saldırıya geçti. Osmanlı ordusunun silah üstünlüğü karşısında önce durakladı, sonra büyük kayıplar vermeye başlayınca geri çekildi.

Bunun üzerine karşı taarruza geçen Osmanlı ordusu, birkaç saat içinde Akkoyunlu ordusunu mahvetti. Savaşı kaybettiğini anlayan Uzun Hasan, Tebriz’e kaçtı. (1473)

Savaşı kazanan Fatih, esir alınan Akkoyunlu bilim adamlarıyla sanatçılarına saygı gösterip, beraberinde İstanbul’a getirdi. Otlukbeli Savaşı’ndan sonra bir daha kendini toparlayamayan Akkoyunlu Devleti, Uzun Hasan’ın ölümünden sonra dağıldı.

Fatih Sultan Mehmet Zamanındaki İdari Düzenlemeler

Fatih Sultan Mehmet, klasik Osmanlı Devleti’nin idari kurucusu sayılabilir.

Fatih, gelenekleri yazılı hale getirdi ve buna ‘’ Kanunname-i Ali Osman’’ dendi.

Anadolu ve Rumeli’nin en kudretli devletinin hükümdarı olarak ‘’Han’’ unvanını ilk defa o kullandı.

Kırım’ın fethi ile Karadeniz bir ‘’Türk Gölü’’ haline getirildi.

Anadolu birliği tamamlandı.

İstanbul, Fatih zamanında bir ilim ve sanat merkezi haline geldi.

Fatih Sultan Mehmet, adaletli, dahiyane zekası ve hizmetleriyle dünya tarihinin görmüş olduğu en büyük hükümdarlarından biridir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here