PAYLAŞ

George Berkeley Kimdir ? Hayatı ve Eserleri Nelerdir ?

Ünlü Berkeley Üniversitesi’ne adını veren George Berkeley metafizik konulara çok fazla eğilen, o nedenle felsefesi çok sık eleştirilen bir düşünür olarak bilinmektedir.

George Berkeley ( okunuşu: Corç Börkliy ) dünyada yalnızca ruhların ve bu ruhların idelerinin var olduğunu, buna karşılık maddenin ‘’ algılanmadıkça ‘’ varolmadığını öne süren İrlandalı düşünürdür. 16 Mart 1685’te İrlanda’da Kilkeny’de doğdu. Önce Kilkeny Koleji’nde, ardından Dublin’deki Trinity College’de eğitim görmüş bir Protestandır. Trinity’yi bitirince Yunanca öğretmeni olarak okulda kaldı. Bugün yakından bilinen bütün felsefi çalışmalarını (Yeni Bir Görme Kuramı Yönünde Deneme [1709] , Beşeri Bilginin Prensipleri Hakkında Bir Eser [1710] ve Hylas ile Philonous Arasında Üç Konuşma [1713]) henüz yirmili yaşlarında yayımladı.

Berkeley ABD’de yüksek eğitimi geliştirmek için çok uğraştı; bu amaçla üç yılını Amerikan kolonilerinde geçirdi. Rhode Island’daki çiftliğini ve kütüphanesini 1701’de kurulan Yale Üniversitesi’ne bıraktı. Bu nedenle Yale’in fakültelerinden birine onun adı verildi. California’daki Berkeley kenti de onun adını taşımaktadır. Berkeley 14 Ocak 1753’te Oxford’da öldü.

Bir rahip olan George Berkeley sıradan hiçbir insanın sorgulamayacağı kadar açık olan yadsıyor ve açık olmayan öne sürüyordu. Kendisi metafizikçiydi. Descartes’i beğenmeyip eleştiriyordu. Etkisi altında kaldığı felsefeci ise Locke idi. Felsefesi birçok çağdaşı tarafından hayali bir saçmalık olarak görüldü. Berkeler bizim doğrudan algıladığımız her şeyin kendi zihnimizdeki düşünceler ( ideler ) olduğunu, doğuştan düşünceler bulunmadığını, tüm idelerimizin algısal deneyin sonucu olduğunu savunmuştur. Özet felsfesi ‘’ esse est percipi’’dir ( var olmak algılanmaktır).

Berkeley duyular şeylerin algılanma ediminden bağımsız olarak var olmadığını ve var olmayacağını savunur. Berkeley ‘’ masa onu algılaya hiç kimse yokken de odadadır’’ bildirimine ‘’ odaya giren herhangi biri ‘masayı görme ‘ dediğimiz deneyimi edinecek ya da  edinebilecektir’’ bildirimine eşdeğer olduğunu söylemekten oluşan anlamda daha da öte bir anlam vermeyi istiyordu. Bu daha öte anlamı ‘’ Tanrı masayı her zaman algılar, üstelik bunu yapan hiçbir insan yokken bile ‘’ olarak açıklar. Buradan; her şeyi bilen, her yerde bulunan, her şeyi kavrayan bir zihin olduğu düşüncesi ortaya çıkar. Bu Berkeley’e göre Tanrı’dır. Var olmak algılanmak ya da algılamak olduğuna göre; algılanmak özne tarafından algılanmaktır ve dolayısıyla da algılanmak Tanrı tarafından algılanmaktır. Eğer Tanrı’nın zihninde var olan nesneler algılarsak, şeyleri Tanrı’da görmeye ulaşmış oluruz.

Düşünce hakkında ise Berkeley şöyle der; ‘’ Tüm bilgi düşüncelerimize ilişkindir. Tüm düşünceler dışardan ( algılama, duyum yoluyla) ya da içerden ( hayal etme, imgeleme yoluyla) gelirler. Doğadaki gördüğümüz renkler algılamalarımıza bir örnektir. Bunlar dışarıdan gelen duyumlardır. Algılanmayan bir şeyde düşünce gibi şey olmaz.’’ Algılanmak algılayan bir şey üzerine bağımlılığa gönderme yapar. Bu nedenle ‘’ var olmak ya da algılamak ya da algılanmaktır.’’ Berkeley insanlar arasında yaygın bir düşünce olan ‘’ her şeyin var olması’’ na şüpheyle yaklaşır. Evlerin, dağların, ırmakların, tüm duyulur nesnelerin zihin tarafından algılanmalarından ayrı olarak, doğal ya da olgusal birer var oluşları olduğu konusunda insanlar arasında tuhaf bir genel görüş vardır. Bu nesneleri hissedilir şeylerden ( kendi düşüncelerimiz ve algılamalarımızdan ) başka bir şey olmadığını ve bunların algılanmaksızın var olması düşüncesini tutarsız bulur. Berkeley daha da ileri giderek kendi bedeninin varlığından da şüphe eder: ‘’ Evler, ırmaklar, dağlar, taşlar konusunda, üstelik kendi bedenimiz konusunda ne düşüneceğiz? Tüm bunlar düşlem gücünün kuruntu ve yanılsamaları değil midir? ‘’ der ve yanıtı yine kendisi verir ‘’ Gördüğümüz, duyduğumuz, işittiğimiz ya da herhangi bir yolda tasarlayıp anlayabildiğimiz her şey her zaman olduğu güvenlik içinde kalır ve her zaman olduğu gibi olgusaldır. Bir rerum natura/şeylerin doğası vardır…’’ Berkeley sonlu zihinler ve tinlerin çokluğuna inanıyordu. Berkeley kuramında algılayan özneler kadar kişisel dünya vardır. Bunlar arasında neredeyse hiçbir ortak yön bulunmaz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here