Lon Chaney Kimdir ? Hayatı ve Oynadığı Filmler Nelerdir ?

Lon Chaney, ya da korku sinemasının bin bir yüzünü en iyi canlandırmış ve adı hep bir ürperişle birlikte anılmış ve anılan oyuncu.

Asıl adıyla Alonso Chaney, sağır dilsiz bir kana babadan dünyaya geldi. Bu nedenle ailesiyle anlaşabilmek için çok küçük yaştan itibaren yüzüyle ve bedeniyle konuşmasını öğrenmek zorunda kaldı: bir felaketin veya doğal bir eksikliğin bir insana kazandırabilecekleri konusunda çok iyi bir örnek. Küçük yaşta okulu bırakarak ailesine yardım için çeşitli işlerde çalışmak zorunda kaldı. Kardeşi bir küçük tiyatronun sahibiydi, birlikte yazdıkları bir oyunu tüm ABD’yi dolaşarak sahnelediler. Sonra Hollywood’a geldi ve filmlerde figüranlık yapmaya koyuldu. Özellikle o yıllarda üst üste çevrilen küçük western filmlerinde, genellikle kötü adamları canlandırmakta ustalaştı.

Chaney’e şans 1919 yılında güldü. O yıl, tanınmış korku gerilim filmleri yönetmeni Tod Browning’in The Wicked Darling filminde rol aldı ve yönetmenin gözüne girdi. Hemen ardından The Miracle Man adlı filmde ürkünç görünümlü bir dilenci rolüyle birden ön plana çıktı. Yüzünü çok iyi kullandığı kadar, bedenini de kullanıyor ve gerektiğinde akrobatik hareketleri rahatlıkla yapabiliyordu.

Chaney, Univesal şirketinde kısa zamanda bir yıldız oldu. Yoksulluktan geldiği için şansını sonuna dek kullanmaya, sert fiziği, geliişmiş mimikleri ve kıvrak bedeniyle kendisinden istenen her şeyi, hatta daha fazlasını yapmaya hazırdı. Sinemanın yeni yeni eğildiği korku filmlerinin efsanevi kahramanlarına birbiri ardına yüzünü vermeye başladı. Bunun için gereken herşeye sahipti: bunların arasında her sabah erkenden stüdypya gelip yeni kimliği için bazen saatlerce makyaj masasında oturmak da vardı. Çok ağır ve zor makyajlarda kısa zamanda usta  olup çıktı hve makyajını kendisi yapmaya başladı.(Bu alanda edindiği ustalık nedeniyle o yıllarda ‘’ Enyclopedia Brittanica’’nın ‘’Makyaj ‘’ maddesini o yazacaktır.) Böylece her filmde farklı bir yüz, farklı bir beden ve farklı hareketlerle seyircinin karşısına çıkıyor ve asıl fiziğini asla ele vermiyordu. Bu yüzden adı kısa zamanda ‘’ bin yüzlü adam’’a çıktı. Ve Hollywood’da şöyle bir espri yayıldı: ‘’Aman şu örümceğe basmayın, Lon Chaney olabilir!’’

1919-1920’lerden başlayarak Defne Adası; Daredevil Jack; The Penalty; A Blind Bargain gibi filmlerde birbirinden ürkünç kimliklere büründü. Özellikle The Penalty’de yarım vücutlu gangster rolü, seyirciyi nerdeyse çığlık çığlığa bırakıyordu. Oliwer Twist’te şaşırtıcı bir Fagin oldu çıktı. Wallace Worsley’in Notre Dame’ın Kamburu’daki Quasimodo rolü, yıllar sonra bugün bile ürkütücü gözüküyor. Bu rolde bedenine gerçekten de kanbur görünümü vermek için tam 60 kiloluk ağırlığın altında rol yaptığı yazılır. Ardından gelen Rupert Julian’ın ünlü Operadaki Hayalet’inde hem ürkütücü, hem de dokunaklı bir ‘’ canavar’’ çizdi. Oyunu elbette bugünün ölçütleriyle yargılanmsı zor bir oyun tarzıydı.buna gerçekçi denemezdi. Ama fantastik sinemanın kendi kalıpları ve sessiz sinemanın yakın planlara ve aşırı mimiklere dayalı oyun tarzı içinde, o bir zirveydi. Kaba bir taklitçi veya sirk göstericisi değil, ince ruhlu, şair yaradılışlı bir adamdı. Üstlendiği çoğu edebi kökenli kişilikleri özenle inceliyor, sesten yoksun bir anlatım içinde onların temel özelliklerini sadece yüzü ve bedeniyle vermeye çalışıyor ve ağır makyajın altında bunu başarıyordu. O sanki Alman dışavurumcu oyun biçimini, Amerika’da kendi özelliklerini de katarak, yeniden yaratmıştı.

Chnaey, daha sonra MGM şirketine geçti. Orada kişilikli yönetmen Tod Browning’le parlak bir iş birliği yaptı. Birlikte çevirdikleri filmler arasında özellikle The Unholy Thrre; The Black Bird; The Road to Mandalay; Tell it to the Marines; London after Mdinight çok başarılı oldu. İkisi de korku düşkünü iki sanatçı, akıllarını hep ürkünç hikayelere çalıştırıyorlar ve bu alanda kitleyi daha fazla ürkütüp kaçırmayacak bir düzeyde kalmaya kendilerini zorluyorlardı. Bu arada, iki sirk melodramında da yüreğe dokunan daha sade oyunlar verdi; ünlü İsveçli yönetmen Victor Sjöström’ün yönettiği He who gets Slapped ve saha sonra H. Brenon’un yönetiği Laugh Clown, Laugh- Gül Palyaço, West of Zanzibar; The Thunder gibi filmlerini de büyük kitleye ulaştırmayı bildi.

O arada sesli film çıkageldi. Bu, Chaney için yeni bir dönemin başlangıcı olabilir, oyununu sesle de destekleyecek daha da etkili olmayı başarabilirdi. Nitekim ilk sesli filmi, eski bir süksenin çevrimi olan The Unholy Three’de bunu kanıtlar gibi oldu. Hemen ardından yönetmen Browning, yeni çekeceği Dracula’yı birlikte yapacaklarını açıkladı. Ama kader, ona bu fırsatı tanımadı. Aniden tutulduğu gırtlak kanseri, onun önce sesini aldı. Kısa zamanda da onu öldürdü. Yaşasaydı belki de sesle birlikte yeni bir ivme kazanan korku filmlerinde yıldızlığını sürdürecek, ‘’Frankenstein’’, ‘’Dracula’’ veya ‘’ Görünmez Adam’ları o yaratacaktı. Ölümü sineme için büyük bir kayıp oldu, ama kuşkusuz Boris Karloff veya Bela Lugosi gibi isimlere de yer açtı.

Chaney, ölümünden sonra yıllarca unutulmadı. Eski filmleri elden geçirilerek yeniden gösterime çıkıyor ve hala etkili oluyor. Nitekim Operadaki Hayalet’in TRT tarafından gösterilen müziklendirilmiş bir kopyası, yakın zamanda hayranlıkla izlenmişti. Oğlu Lon Chaney Jr. Da (1906-1973) aktör oldu ve uzun yıllar Chaney adını yaşattı. Onu anlatan 1957 tarihli 1000 Yüzlü Adam filminde ise sanatçıyı bir diğer büyük oyuncu, James Cangey canlandırdı.

Lon Chaney’in Oynadığı Filmler

  • Where the Forest Ends (1914)
  • The Kaiser, Beast of Berlin (1918)
  • The Miracle Man (1919)
  • The Penalty (1921)
  • A Blind Bargain (1922)
  • Oliwer Twist (1922)
  • The Huncback of Notre Dame – Notre Dame’ın Kamburu (1923)
  • The Phantom of the Opera – Operadaki Hayalet (1925)
  • The Unholy Thrre – Uğursuz Üçler (1925)
  • The Black Bird (1926)
  • The Road to Mandalay (1926)
  • London After Midnight (1927)
  • Laugh Clown, Laugh – Gül Palyaço Gül (1928)
  • The Unholy Three (1930)

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here