PAYLAŞ

Aydınlanma Çağı Nedir? Özellikleri, Nedenleri ve Sonuçları Nelerdir?

Aydınlanma çağı, tek başına bir olay değil; ama kendisinden sonra gelecek olan Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi üzerinde belirleyici olan bir zaman dilimi ve hem politik, hem de sosyal gelişmeleri tanımlama da önemli bir kaynak noktasıdır. Ayrıca halen düşünce sistemleri üzerinde etkili olduğu için üzerinde durulmayı fazlasıyla hak etmektedir.

Aydınlanma’yı kısaca ‘’ insan aklının kurucu ilke olarak benimsendiği ve tüm toplumsal yaşamın ve düşünce sisteminin buna göre şekillendiği zaman dilimi ya da akım ‘’ olarak özetleyebiliriz. Ya da dönemin önde gelen düşünürlerinden Emanuel Kant’ın isabetli bir şekilde dediği gibi , ‘’ aklı kullanma cesareti ‘’ diyerek de tanımlayabiliriz.

Aydınlanma felsefesi, o ana kadar toplumsal, bilimsel ve sanatsal akımlar üzerinde belirleyici olan kilise etkisini ya da dinin gölgesini de diyebiliriz, kaldırarak, bunun yerine akın egemenliğini tesis etmeyi hedeflemiştir. Hedef basittir: Ortaçağ’da hüküm süren ve din tarafından şekillendirilen ve sınırlanan dünya görüşünün yerini aklın ve yaratıcı düşüncenin ürünü olan yeni bir düzen alacaktır. Bu yeni felsefesinin bir de ideali vardır; akıl kesin doğrulara ulaşacak, bu doğrular bilgi üretecek ve bu bilgi birikimi üzerinde entelektüel bir dünya kurulacaktır. Aydınlanma felsefesine göre, sürekli mutluluk ve özgürlük, ancak ve ancak, geleneğin ve dogmatik fikirlerin zincirlerinden kurtulmakla mümkün olacaktı. Bunun için  de yapılması gereken basitti; ‘’ İnanmanın ‘’ yerini ‘’ bilmek’’ ve ‘’ araştırmak ‘’ almalıydı.

Yine Kant’a dönersek; Avrupa düşünce felsefesini derinden etkileyen bu felsefeyi Kant, insanın kendi kusurları sonucu düşmüş olduğu olumsuz durumdan, yine kendi aklını kullanarak çıkması olarak tanımlıyordu. Aydınlanmacılar doğa ile akıl arasında bir uyum olduğunu ve bundan dolayı aklın doğayı rahatlıkla kavrayabileceğini savundular. Dönemin entelektüel liderleri, kendilerini, dünyayı uzun süen bir zulüm, mantıksızlık, şüpheli gelenek ve batıl inanç döneminden, ilerleme sürecine götürecek cesaretli elik kesim olarak gördüler.

Aydınlanma Bilimi Uçurdu

Aydınlanma çağı, Güneş sisteminin doğru bir şekilde keşfedildiği, Halley kuyruklu yıldızından olduğu gibi yörünge hesaplarında kesin hesaplamaların yapıldığı, William Herschel’in Uranüs’ü keşfetmesiyle Antikçağ’dan bu yana ilk defa bir gezegenin keşfedildiği ve Newton’un genel yerçekimi kanunu sayesinde Güneş’in kütlesinin hesaplandığı bir dönem olmuştu. Bu keşiflerin hem ticaret, hem de felsefe üzerinde ciddi bir etkisi olacaktı.

Bu dönemde Leonhard Euler integral ve diferansiyal hesabına ilişkin 17, yüzyılda başlayan çalışmaları sürdürmüş ve bu çalışmaların gök mekaniğine uygulanması sonucunda fizik ve astronomi alanlarında büyük sıçramalar yaşanmıştı.

Bununla birlikte hiç şüphe yoktur ki, Aydınlanma’nın en büyük ismi, Rönesans’ın habercilerinin başında gelen Leonardo da Vinci’dir.

Leonardo, öncelikle bir ressam olarak ün yapmıştır; onun muhteşem yapıtları birçok kilisenin duvarlarını süsler ve günümüzde müzede sergilenir. Diğer yandan Leonardo, yapı bilgisine gereksinim duymuş ve başta insan yapısı olmak üzere bazı canlı yapıları kapsayan bir anatomi çalışması yürütmüştü. Bu çalışmalarında enjeksiyon tekniğini uygulayarak, yani dokular arasına kısa zamanda donan bir madde zerk ederek, en ince ayrıntısına kadar belirlemeye çalışmıştı. Bu gayretleri sonucunda, özellikle kalp, mide, muhtelif damarlar ve kasların yapısını günümüze uygun olarak belirlemeyi başarmıştı. Kalbin kapakçıkları ve hareketi üzerinde dikkatini yoğunlaştırarak, kalbin adeta bir tulumba şeklinde çalıştığını ortaya çıkarmıştı.

Leonardo, anatomi çalışmalarını karşılaştırmalı olarak yürütmüş, insanın anatomik yapısı ile muhtelif hayvanların anatomik yapılarını karşılaştırmıştı. Bunlardan biri de atların bacak ve ayak kemikleri ile insanınki arasında yaptığı ilginç ve günümüzde de doğru olarak kabul edilen karşılaştırmasıdır. Teknolojiyle ilgili olarak bazı projeler geliştiren Leonardo, kuşların kanat ve kas yapısından hareketle, insanların da belli bir düzenek sayesinde uçabileceği anlayışını geliştirmiş ve bu yolda bazı araştırmalar yapmış, hatta bildiğimiz anlamda helikopteri de ilk olarak o tasarlamıştı. Aynı şekilde balıklar gibi, Leonardo’nun ilk denizaltı projelerini geliştirdiğini de biliyoruz.

Leonardo, döneminde yaygın olarak kabul gören Hümanizm akımını da desteklemiş ve klasik Yunan düşünürlerinin ve yazarlarının yeniden incelenmesi ve benimsenmesi gerektiğini hararetle savunmuştu. Ona göre bilim adamları tıpkı Aristoteles ve Platon gibi, kendi düşüncelerini hiçbir etki altında kalmadan geliştirmeli ve savunmalıydı. Yine bu dönemde Herchell ve Halley gibi astronomların gözlemleriyle Güneş Sistemi’ne ilişkin önemli bilgilere ulaşılmış, gözleme dayanan verileri değerlendirerek gökcisimlerinin hareketlerinin matematiksel açıklamasını veren dinamik astronomi gelişmişti. Fizik ve kimya dallarındaki araştırmalar sonucunda yıldızların yapısını inceleyen astrofizik ve evrenin yapısını inceleyen kozmoloji gibi yeni bilim dalları doğmuştu. Sözgelimi Frounhofer ve Kirchoff astrofizikte, Laplace ve Kant ise kozmolojide çığır açan çalışmalar yapmıştı. Ayrınca, yine Aydınlanma’nın iklimini soluyan bilim adamları ses, ışık, ısı ve enerjinin doğasını açıklamaya yönelik çalışmalarda yoğunlaşmış ve bu fiziksel varlıklar arasındaki ilişkileri matematiksel olarak göstermişerdi. Söz gelimi Gilbert, Otto von Guericke, Du Fay, Franklin, Cavendish, Coulomb, Galvani, Ampere ve Volta gibi alimlerin çalışmalar ile elektriğin bağımsız bir bilim dalı olarak kendini göstermesi de yine Aydınlanma ikliminde olmuştur.

Aydınlanma aynı zamanda Botanik ve Zooloji’de de önemli adımların atıldığı bir zaman dilimiydi. Şöyle ki, Darwin’in dedesi Erasmus Darwin ve Lamarck, yaptıkları çalışmalarla yeni bitki ve hayvan türlerinin oluşumunu açıklamaya çalışmış, sonuç olarak da halen üzerindeki tartışmaların bitmediği Evrim Teorisi ortaya çıkmıştır. Kaptan Cook’un Antartika ve Dünya’nın diğer bölgelerine yaptığı seferler de döneme hakim olan keşif ruhunun sonucu olarak kendini gösterir. Özet olarak Aydınlanma’nın kapısını açtığı bilimsel uyanış, Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi’nin temellerini atmıştır.

Daha Sonraki Felsefelerde ve Bilimde Aydınlanma’nın Rolü

Geometrik düzen ve tüm olguların daha basit olgularla açıklanabileceğini savunana felsefi bir akım olan İndirgemecilik ve Modernizm, Aydınlanma’nın meyvesi olarak görülür. Bu görüşe göre Aydınlanma, batıl inanç ve hoş görüsüzlüğe karşı olan modern Liberalizm düşüncelerinin temelini atmıştır. Bu görüşe sahip olan etkin filozoflar arasından Jürgen Habermas jve Isaiah Berlin’i sayabilriz. Tarihçi Peter Gay’in de vurguladığı gibi Aydınlanma Çağı, Avrupa’nın düşüncenin temelini dogmaların oluşturduğu  kutsal daire’den koptuğu noktadır. Aydınlanma, toplumun başlıca değerleri olan özgürlük, demokrasi ve akıl gibi kritik düşüncelerin kaynağıdır. Bu görüş, hakların sözleşmelerle belirlenmesinin, Pazar mekanizması ile Kapitalizm’e, blimsel metoda, dini ve etnik toleransa ve devletlerin demokratik yollarla kendi kendini yöneten cumhuriyetler şeklinde organize olmasına yol açacağını iddia eder. Bu görüşe göre Aydınlanma filozoflarının her soruna akılcılığı uygulamaya yönelik eğilimleri, en önemli değişiklik olarak görülür. Bu noktadan itibaren ise düşünürler ve yazarlar şekli ne olursa olsun, yerleşmiş düşünceleri ihlal etmekten dolayı cezalandırılma tehlikesi olmaksızın doğruyu aramakta özgürdürler.

Bununla birlikte aydınlar arasında Aydınlanma’ya dönük çatışmalar da yaşanmıştır. Söz gelimi Max Horkheimer ve Theodor Adorno, Dialectic of Enlightenment isimli eserlerinde Aydınlanma akımına sert eleştiriler yöneltirler. Onlara göre bir zamanlar özgürleştirici olarak görülen Aydınlanma, Rasyonalizm’in baskınlığıyla Totalitarizm’e yönelmiştir. Alternatif olarak Aydınlanma, Rasyonalizm’in üstünlüğünü ve Rasyonalizm’i savunmanın güçlü bir sembolü olarak kullanılmıştır; bu yüzden kendisine yapılan her saldırı despotizm veya delilik olarak görülmüştür. Modernizm’deki Neo-Klasisizm akımı, kendini aptalca kurulmuş gelenekleri yıkan bir Rasyonelleşme dönemi olarak da görmüştür. Özetle 19, yüzyılın sözde duygusalcılığından uzak Liberalizm ve Neo-Klasisizm gibi 20, yüzyıl akımları, temellerini Aydınlanma felsefesinden alırlar.

Aydınlanma Çağı Devrimleri ve Akımları Tetikledi

Aydınlanma, Fransız ve Amerikan Devrimlerinin ve Latin Amerika bağımsızlık hareketlerinin filizlerini atmıştır. Sonuç olarak toparlarsak, 18, yüzyılda Avrupa’da filizlenen ve her konuda aklı rehber edinen düşünce sistemine ‘’ Aydınlanma ‘’ bu düşünce sistemi ile başlayan yeni döneme ise ‘’ Aydınlanma Çağı ‘’ denilir. Bu dönemde ‘’ aklın kullanılması ile doğru bilgiye ulaşabileceği ‘’ belirleyici olmuş, yine de bu dönemde deney ve gözlem önem kazanmış, doğa bilimlerinde büyük zıplamalar gerçekleşmiştir. Söz gelimi fizik ve matematikte yaptığı çalışmalarla Newton, Evrende Güneş merkezli bir sistem olduğunu ve Güneş’in Dünya etrafında değil, Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü ispatlayarak Astronomi’de büyük bir çığır açmıştır. Dünya’nın yuvarlak olduğunu ispatlayan Kopernik, kilisenin Dünya’nın düz olduğu şeklindeki görüşünü yıkan ve akabinde de aforoz edilen fizikçi Galileo, bilimsel bilgiye ancak matematikle ulaşılabileceğini öne sürerek analitik ve geometriyi geliştiren Dekart, Aydınlanma’nın itici gücü olan bilim adamları olarak ortaya çıkar. Bu bilim insanlarının çalışmaları, aynı zamanda Sanayi Devrimi’nin de temellerini atmıştır. Aydınlanma, Modernizm olarak da bilinen hareketin savunulması ve kanıtlanmasında merkezi ve önemli bir rol oynamıştır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here