PAYLAŞ

Peloponez Savaşı Ne Zaman ve Nerede Olmuştur? Savaşın Nedenleri ve Sonuçları Nelerdir?

Eskiçağ savaşları içinde hakkında en fazla bilgi bulunan savaş Peloponez ( Peloponnesos ) Savaşı’dır. Peloponez Mora yarımadasına verilen isimdir. Dünya tarihi açısından baıldığında Peloponez, sınırlı bir savaştır belki ama bölge tarihi açısından önemi büyüktür ve bütün Hellas’ı, hatta başka ülkeleri ( Makedonya, Trakya, Pers ) de içine almıştır.

MÖ 800 ve 500 arasında 300 yıl içinde Avrupa’da en şaşırtıcı ve ilginç biçimde değişen şehir Atina olmuş, tiranlardan kurtulan Atina, komşularına göe öne geçmiştir. 6. Yüzyılda Atina, bir kısım topraklar kopardığı komşularıyla savaş içerisindeydi. Plataiai ve Mikale muharebeleri Pers savaşlarının dönüm noktası olmuştu. Bu savaşlardan sonra Persler Yunanlılara değil, Yunanlılar Perslere saldırıya başlamışlar ve saldırılar 5. Yüzyıl ortalarına kadar sürmüştü. Mikale Muharebesi ile Peloponez Savaşı arasına rastlayan 50 yıllık döneme dair fazla bilgi bulunmaz ve Heredot da olayları 478 yılına kadar anlatır.

Pelopones Savaşları deyince akla bu savaşları yazan Thukydides gelmektedir. Savaşın bizzat içinde bulunarak yazdığı bilgiler dolayısıyla, Thukydides ilk tarihçi olarak kabul edilir. Savaşlar, sırasında Atina’nın perişanlığını görmüş, ülkesinin bir daha böyle bir felakete uğramaması için tavsiyelerde bulunmuştur. Tarihi, yayılmacı güçlerin ortaya çıkardığı bir sonuç olarak kavrayan bir anlayışa sahiptir. Bu savaşı anlatırken Yunanistan coğrafyasına da dikkat çekerek, istikrarlı bir yerleşme olmadığını, yeni gelenlerin baskısıyla oturanların sık sık bölge değiştirdiklerini, topraktan ölmeyecek kadar ürün çıkarılabildiğini, müstahkem şehirler kurulamadığını, istilacıların ortaya çıkıp her şeyi ele geçirme ihtimalinin birçok şeyi etkilediğini, Polepones’in de bu yerler arasında olduğunu söyler.

O dönemde Yunanlıların amaçları; Batı Anadolu kıyılarını ele geçirmek, Persleri Anadolu içlerine sürmek ve Ege Denizinden kesin olarak çıkarmaktı. Anadolu kıyılarındaki Yunan şehirleri, ancak bu sayede bağımsızlıklarına kavuşabilirlerdi. Perslere karşı yapılan müşterek savaşta komutayı ilk zamanlar Plataiai Savaşı’nı kazanmış ve ‘’ Hellen birliği’ni kurmuş olan Sparta üzerine almıştı. Fakat dar bütçeli bir tarım devleti olan Sparta, denizaşırı seferlerden hoşlanmıyordu. İyonlar ayaklanıp anayurdun himayesini isteyince Sparta, bunlara ülkelerini bırakıp Yunanistan’a göç etmelerini tasiye etmişti. Atina ise bunun tersine böyle bir himayeye taraftar olduğunu belirtiyordu.

Sparta, 478’de Pers buyunduruğundan kurtardığı Kıbrıs, Kayra ve Marmara’da Bizantiyon gibi yerlerde tiran gibi davrandığından İyonlar ve müttefikleri giderek Sparta’dan uzaklaşmışlardı. Sonunda İyonların teklifi le donanmanın Atina’nın buyruğuna verilmesi kararlaştırıldı. Böylece bu tarihten itibaren Atina, Yunanlıların kutsal adası Delos merkez olmak üzere, ‘’ Perslere karşı savaşmak ve Yunan şehirlerini korumak üzere, Attika-Delos deniz birliği’’ adını taşıyan siyasal bir birlik kurmuş oldu.

Birliğe giren şehirler, Atina ile ayrı ayrı ittifaklar yapıyor, Atina’nın düşmanlarıyla düşman, dostlarıyla dost olacaklarına ant içiyorlardı. Balkan yarımadası, Ege adaları ve Karya’nın kuzeyinden başlamak suretiyle Anadolu’nun batı kıyılarında sayısı zaman zaman 300’ü bulan şehir devletlerini kapsayan bu birlik, Yunanların siyasal alanda meydana getirdikleri en büyük birlikti. Perslere karşı kentlerin ittifakı olarak başlayan  bu birlik, giderek gücünün zirvesine ulaştığında, tüm Ege’ye dağılmış irili ufaklı elli kadar kent üzerinden egemenlik kuracak olan Atina İmparatorlu’na dönüşmüştü.

Atina, MÖ 5. Yüzyıl ortalarında, Perslerin Avrupa ile Ege’den çıkarılmasını izleyen yarım yüzyıl içinde gücünün doruğuna ulaşmıştı. Zaman içinde konfederasyonun patronu durumuna gelmişti. Donanma giderlerinden paylarına düşeni ödeyen konfederasyon üyeleri, giderek haraç öder durumda kalmışlardı. Birlikten ayrılmaya kalkanlar ise cezalandırılıyordu. Çok geçmeden bu gidişat, Yunan yaşam tarzının mayasından hiç eksik olmayan savaşlarla yoldan çıkmış, Atina ile Sparta’nın uzlaşmaz tutumları arasında uzadıkça uzayan yıkıcı bir savaşa dönüşmüştü.

Şaşırtıcı bir enerjiyle hareket eden Atinalılar, hiçbir şehrin kaldıramayacağı bir üstünlük iddiasındaydılar. Deniz ticareti, madenler, ormanlar onlarındı, ama sonuç olarak Doğu Akdeniz’e Spartalılar kadar egemen olamazlardı. Sonunda Yunanlılar Persler için hangi anlama gelmişse, Spartalılar da Atinalılar için o anlama gelmişti.

Atina demokratları dış siyasetlerinde Temistokles’in çizdiği siyaseti takip ettiler ve Sparta ile Atina arasındaki gerginliğin savaş halini almasına yol açtılar. Sparta’nın eski düşmanı Argos’la birleşildi ve Sparta ile savaş haline girildi. 460’da birleşik bir Atina –Argos ordusu Spartalıları yenilgiye uğratmışlardı. Atina nüfusunun günden güne gelişmesiyle ekonomik çıkarlrı tehlikeye düşen Korint ve Aigina, Sparta ile birleşti. İşte bu şekilde Yunanlar iki bölüme ayrılmış oldu ve Atina 460 yılından itibaren bir tarafta Sparta ve müttefikleri, diğer yanda Persler olmak üzere, iki cephede birden savaşmak zorunda kaldı. Atina 431’e kadar geçen sürede her iki cephede de başarılar kazanmıştı ama iki cephede birden savaşmanın zorluğundan dolayı Perslerle Kallias Barışı’nı imzaladı.

Peloponez Savaşı’nın Nedenleri Nelerdir?

Spartalılar MÖ 446’da yapılan bir barışla, Yunan dünyasında biri Atina-İyon, diğeri Sparta-Dor olmak üzere iki blok meydana gelmişti. Bu anlaşma Atina’nın Orta Yunanistan üzerindeki nüfuz sorununu çözmemişti. Anlaşma ile de tescil olunan bu ikilik, 15 yıllık bir barış döneminden sonra Pelopones Savaşı’nı doğuracaktı. Bu anlaşma işe Pelopones Savaşı arasındaki dönem Atina’nın en parlak çağıydı. Bu dönemde perikles, her yıl başkomutan seçiliyor  ve Atina’nın iç ve dış siyasetini bilfiil idare ediyordu.

Pelopones Savaşı’nın nedenleri konusunda tarihçiler arasında tartışmalar vardır. MÖ 431 yılına doğru partiler üstü devlet adamı düzeyine ulaşmış olan Perikles, iki siyasi akımın da şiddetli hücumlarına uğramış ve bunlar tarafından bu savaşa yol açan başlıca kişi olarak gösterilmiştir. Peloponez Savaşı tarihçisi Thukydides ise ünlü eserinde bu tezin tamamiyle tersini iddia etmektedir. İnsanlık tarihinde ilk kez, olayların gerçek nedenlerini görünürdeki nedenlerinden ayırt etmekte, savaşın asıl nedeni olarak Pers savaşlarından sonra Atina’nın gerçek siyasal, gerek ekonomik alanda pek fazla güçlenmesini ve başta Sparta olmak üzere Peloponeslileri kuşkulandırmış olmasını ileri sürmektedir. Görünürdeki nedenler arasında ise Korint’le bu şehrin kolonisi Korkira ( Korfu ) adasında çıkan anlaşmazlığa Atina’nın karışmasını göstermektedir. Fakat teşkilat ve bünya bakımından birbirinden çok farklı iki siyasal birliğin başında bulunan en güçlü iki Yunan devleti ve bunların müttefikleri arasında patlak veren bu savaşta her şeyden önce ekonomik nedenler büyük rol oynamış olsa gerekir.

Atina ticaret ve sanayisinin Ege bölgesine egemen olduktan sonra, Adriyatik Denizi ve İtalya’ya kadar uzanması, batı ülkeleriyle öteden beri ticaret yapan Megara ve Korint gibi şehirleri Atina ile rekabet edemez duruma düşürmüştü. Giderek tüm batı ticareti, Atina’da toplanacakmış ve Pire limanı da bu ticaretin merkezi olacakmış gibi görünüyordu. Böyle bir durum gerçekleşmediği takdirde, Pelopones devletlerinin Atina’nın yalnız ekonomik değil, siyasal bakımdan da nüfusu altına girmeleri mümkündü.

Çünkü bütün şehirler günden güne artan nüfuslarını besleyebilmek için batıdan besin maddeleri getirtmek zorundaydılar. Hatta batı ticareti ile doğrudan ilgisi olmayan Sparta bile Pelopones’in bir gün tamamiyle Atina’nın nüfusu altına gireceğinden kuşkulanıyordu.

Yunanistan’la İtalya arasında köprü durumunda olan Korkira, MÖ 435 yılından beri Korint ile harp halindeydi. Atina’nın Korkira’ya destek vermesi ile Korintliler Atinalılara iyice düşman oldular ve Makedonya Kralı Perdikkas ile birleştiler. Atina ise buna tavır olarak Megara ablukasını başlatmıştı. Sonraları harbin başlıca nedeni olarak bu abluka gösterildi. Sparta, halk meclisinde çoğunluğu elinde bulunduran gençler partisinin kışkırtmasıyla harbe karar verdi. İki taraf arasındaki görüşmelerden de sonuç alınamayınca savaş patlak vermişti.

Pelopones ve Attika-Delos Kuvvetleri Dengesi

27 yıl süreyle amansız bir mücadeleye tutuşacak olan iki taraf, bünye ve güç bakımından birbirlerinden farklıydı. Argos ve Ahhaya dışında tüm Pelopones’i nüfusu altında bulunduran, Megara, Boiotya, Korint’in batı kolonileri gibi müttefiklere sahip bulunan Sparta her şeyden önce bir tarım ülkesiydi. Bu yüzden donanması ve parası yoktu. Buna karşılık Pelopones’in yaklaşık 40 bin kişiden meydana gelen kuvvetli bir kara ordusu vardı.

Peloponesliler para bulabilmek için Makedonya Kralı Perdikas’a ve Perslere bile başvurmuşlardı. Atina ise yaklaşık 2 milyon nüfuslu Attika-Delos deniz birliğini hegomanyası altında tutuyor ve Plataiai, Nhavpaktos, Akamanya, Korkira ile ittifaklar yapmış bulunuyordu. Atina’nın asıl gücü denizde idi. Tahminler o yönde ki, 431 yılında Atina donanmasının savaşçı kısmı 300, Midilli kısmı ise 10 gemiden oluşuyordu. Bu donanmaya Sakız, Midilli ve Korfu gemilerinin de katıldığı düşünülecek olursa o zaman kadar Akdeniz’de meydana getirilmiş en büyük donanmanın bu olduğu anlaşılır. Thukydides kara ordusunun 13 bin hoplitten, meydana geldiğini söylemektedir. Atina’nın mali durumu Pelopones ile kıyaslanamayacak kadar iyiydi. Müttefikler tarafından verilen vergilerin tümü Atina’ya akıyordu.

Spartalıların amacı, Atinalılarla karada karşılaşmaktı. Atina ordusu karada yenilgiye uğradığı takdirde, deniz birliğinin dağılacağını umuyorlardı. Atina’daki demokrat hükümet böylece devrilecek ve Atina, Yunan siteleri arasındaki yüksek mevkiini kaybedecekti. Atinalılar ise kara muharebelerinden mümkün olduğunca geri durmak, gerektiğinde tüm Atina’yı boşaltmak ve Atina surlarının gerisinde savunmada kalmak suretiyle güçlü donanmaları sayesinde Pelopones’in kıyı şehirlerini ve bölgelerini  tahrip etmek istiyorlardı. Bu planı Perikles öne sürmüştü. Perikles, bazı kaynaklarda yazıldığı gibi tüm Yunanistan’ı içine alan büyük bir Helen İmparatorluğu kurmayı düşünmekten ziyade, yabancı toprakları işgal etmenin sırası olmadığını, asıl problemin Atina’nın prestijini korumak ve Atina için onurlu bir barış yapmak olduğunu Atinalılara aşılamaya çalışıyordu.

Peleponnes Savaşları Başlıyor

27 yıl süren savaşın birinci senesi olan MÖ 431’de Peloponeslilerle Atinalılar arasında muharebeler başladı. Tarihlerde Arhidamos harbi olarak geçen çatışmaların ilk on yılı oldukça tekdüze geçti. Spartalılar ve Atinalıların müttefikleri faaliyete girişmişlerdi.

Her iki taraf yalnızca Pers Kralı’na ve yardım ümit ettikleri yabancılara elçiler gönderdiler ve müstakil devletleri de birliğe çekmeye çalıştılar. Spartalılar ilk zamanlar Kralları Arhidamos’un komutasında, her yıl hasat mevsiminde Attika’ya giderek bu ülkeye yakıp yıkmak ve Atina’yı kuşatmak yolunu tutmuşlardı.

Atinalılar  donanmaları ile Pelopones kıyılarını yakıp yıkmaya ve batı yoluna egemen olmak üzere bu yol üzerinde bulunan önemli üsleri ele geçirmeye başladılar. Ayrıca Trakya’da Odrisler Kralı Sitalkes ve Makedonya Kralı Perdikkas’la barış akdettiler. Fakat en güçlü iki devletin birbiriyle çatışması, Hellas’ın diğer taraflarında yaşayanları husursuz etmişti. Kahinler, harbe girmekte olanlar hakkına çok şey söylemişlerdi. Hatta o sıralarda olan bir deprem de gelecek bazı hadiselerin işareti sayılmıştı.

Bu sırada Atinalı Perikles orduya strateji çizmiş ve harpte zaferlerin çoğunun zeka ve para ile kazanıldığını hatırlatmıştı. Pelopones ordusu önce girmek istedikleri yer olan Attika’ya gelmiş, surlara hücuma başlamıştı. İki taraf arasındaki çarpışmada Atinalılar yenilgiye uğradı. Peloponesliler bir zafer anıtı diktiler bu başarı üstüne.

MÖ 431’de Atinalılar, Thrakların Kralı Sitalkes ile ittifak yaptı. Atina donanması İon denizinde adaları işgal etmiş ve Perikles, Megaris’i almıştı. Pelopones savaşlarının birinci dönemi böylece sona ermişti.

Atina’nın Defalarca Yenilmesi

Savaşın ikinci evresi MÖ 430’da başladı ve Peloponesliler Attika’ya ikinci defa akınlar yaptılar. Fakat aynı sırada Atinalıların başına büyük bir felaket gelmişti. Dört yıl kadar süren ve halkın üçte birinin ölümüne yol açan veba salgınıydı bu. Ümitsizliğe düşen Atinalılar, Perikles’in fikrini almaksızın Spartalılara barış teklif ettiler. Fakat Sparta kabul edilmesi mümkün olmayan şart ileri sürünce savaşa devam etmeye karar verdiler. Bu arada Perikles, 429’da veba hastalığından ölünce, çok şey değişti. Perikles döneminde Atina’da ‘’ demokratia ‘’ sadece lafzen mevcut olmuştu, Perikles tüm gücü elinde toplamıştı. Ölümünden sonra halefleri, onun yaptığının tersine, devle iradesini halkın elinede bulunduran Perikles gibi büyük bir devlet adamının bu sırada ölmesi, Atina için kötü oldu. Perikles’in ölümü ile askerlikten anlamayan radikal demokratlar iktidara geldi. Perikles’in stratejisinden uzaklaşıldı ve bir işgal politikasına doğru kayıldı.

Atinalılar, müttefikleri  Trakya Kralı Sitalkes’ten de yeterli yardım görememişlerdi. MÖ 428’de deniz birliğinden ayrılan Midilli adası Atinalılar tarafından cezalandırılmış, Spartalılar ise Atina’nın müttefiki Plataiai’yı zapt etmişlerdi. MÖ 425’te Atinalılar Pilos şehrini kuşatmış ve yardıma gelen Pelopones donanmasını yenmişlerdi, fakat barış görüşmelri sonuçsuz kalmıştı. Böylece yalnız Atina’nın değil tüm Yunanistan’ın da tarihi değişmişti. Bölgede bazı şehirleri almalarına rağmen Atina, batı yoluna egemen olamamıştı. Bu durumu Atinalıların 424’teki Deliyon yenilgisi ve Arhidamos Savaşı takip etti. Deliyon yenilgisi ile Trakya elden çıktı. Sicilya’yı alma planları da suya düştü. Bu arada Sparta’da barış taraftarları partisi iktidara gelmişti. Atina’da da barış taraftarlarının nüfusları artıyordu. İki devlet arasındaki barış görüşmeleri 421 yılında Atina delegesi Nikias’tan adını alan, ‘’ Nikias Barışı ‘’ ile sonuca vardı. Anlaşmaya göre her iki taraf da o zamana kadar ele geçirdikleri yerleri ve esirleri verecekti. Arhidamos Savaşı’na son veren bu barış, Atina için başarı sayılabilirdi. Fakat bu anlaşma kağıt üzerinde kalacak ve savaşlar sürüp gidecekti.

Perikles’in yeğeni ve Sokrates’in öğrencisi olan, kuvvetlinin hakkını her şeyden üstün gören Alkibiades, barışı bozarak yeniden savaşları başlattı. Bu tavrı Sicilya seferine yol açacaktı. Spartalılar MÖ 418’de Mantineia Muharebesi’nde Atina ve Argos’u büyük yenilgiye uğrattılar ve Pelopones birliğini yeniden kurdular. Sparta tekrar Yunan sahasının en büyük askeri devleti olmuştu. Alkibiades, Argos’u Sparta’dan ayırdı, Melos adasını zapt etti. Bu olay Sparta’ya karşı tecavüz niteliği taşıyordu ve Helen dünyası tekrar ikiye ayrılmış oluyordu.

Sicilya’yı deniz birliğine katmaksızın batı yolunun kontrolü mümkün değildi. Eğer Sicilya alınabilirse, zafere ulaşılabilir, hatta belki Atinalılar Sicilya’dan Kartaca’ya geçmek suretiyle Batı Akdeniz’i nüfuzları altına alabilirlerdi. MÖ 415 baharında 6000 kişilik ordu ve 134 gemilik donanma ile Sicilya’ya yapılan sefer durdurulmuştu. Diğer yandan Sicilya’nın Sarakuzai şehri 414 yılında kuşatıldı ve Atina kuvvetleri, 413’te büyük bir bozguna uğradı. Ordu komutanları ile birlikte esir düştü. Sarakuzailılar, esirleri taş ocaklarına attılar ve büyük işkencelerden sonra hayatta kalanların köle olarak sattılar.

Böylece Pelopones Savaşları, Yunan tarihinin kaydettiği en büyük yenilgi olan Sicilya zaferi ile sona ermişti. Fakat Sparta da Atina’nın düştüğü bu zayıf durumdan faydalanabilecek, son darbeyi indirebilecek vaziyette değildi. Donanma kurmak için gereken para, Ege işlerine karışmaya başlamış olan Pers Kralı II. Daryus’tan sağlanma yoluna gidildi. Anadolu satraplarından da yardım alındı ve Sakız, Midilli, Mileros gibi bazı şehirler Attika-Delos birliğinden çıkarıldı.

Pers ordularının İyonya’ya girmesi, Sparta’nın bu işgali resmen tanıması, deniz birliğinin tamamen ortadan kalkmasına yol açmıştı. O dönemde Atinalılar, üç ayrı düşmana; Perslere, Spartalılara ve eski müttefiklerine karşı savaşmak zorunda kaldı. Sicilya yenilgisi, deniz birliğinin dağılması, 413’ten itibaren Spartalıların işgali gibi sebeplerden Atina’da hoşnutsuzluk artmış, oligarşi taraftarları iktidara gelmişti. Perslerle ittifak ve Spartalılarla barış girişimi de sonuç vermemişti. 411’te tekrar iktidarı eline geçiren Alkibiades, 410’da bir Pelopones donanmasını Marmara Denizi’nde yenilgiye uğratmıştı. Atina tekrar başarı adımlar atmaya başlamıştı. 409’da Bizantiyon ve Kalhedon’a saldırılmıştı.

Bu başarılı sefer dönüşünde Atina’da şenlikler yapılırken, doğuda durum değişmeye başlıyordu. Perslerle Spartalılar görüşmeler yapıp, Atina’yı yok etmek üzere ortak karar almışlardı. Bunun için Pers Kralı II. Daryus’un oğlu Kiros 500 talentlik bir hazine ile 408’de Anadolu’ya gönderildi. 406’da Arginusai ve Aigospotamoi Muharebeleri ile Perslerin yardımıyla Atinalıları kesin biçimde yenilgiye uğradı. Spartalılar müttefiklerini Atina’dan ayırmayı başarmıştı. Yapılan barışın koşulları çok ağırdı. Bu barıştan sonra Atina bağımsız bir devlet olmaya devam ediyordu, fakat siyasi egemenliğini kaybetmişti.

Yenilenler kadar yenenleri de yıpratmış olan bir savaştı bu.

Bu uzun boğuşma süreci bir gerçeği ortaya koymuştu. O da Helen dünyasının tek şehir devletinin hakimiyeti altında siyasal birlik kurma girişiminin iflasıydı. Barış koşullarını yerine getirmek üzere Nisan 404’te Atina surlarını yıkmaya başlayan Peloponesliler ‘’ Yunanlılar için artık özgürlük saatinin çaldığına ‘’ inanıyorlar. Fakat yaşananlar, bu düşüncenin yanlış olduğunu gösterecekti. Siyasetten uygarlığa Yunanlıların önderliğini yapmış olan Atina çöküyor ve Sparta bir zamanlar can düşmanı olan Perslerin yardımıyla kazandığı bu zaferin ürünlerini toplamaya hazırlanıyordu. Fakat bu kardeş kavgası her iki tarafı da bir hayli yıprattığından ülke, bir süre sonra yabancı bir devletin, Makedonya Krallığı’nın hakimiyeti altına girecekti. Atina’nın başaramadığını bu devlet gerçekleştirecekti.

Pelopones Savaşları sonunda dikkati çeken bir diğer konu, MÖ. 5. Yüzyıl Yunan uygarlığını şekillendiren Atina’nın, özellikle Perikles’in idaresi altında giderek daha da gelişmiş olmasıydı. Atina uygarlığı o kadar sağlam temellere dayanıyordu ki uğranan onca felakete rağmen uygarlık tamamen sarılmamıştı.

Pelopones Savaşı’nın en önemli sonuçlarından birisi, toplumsal değişime neden olmasıdır. Zenginler ve yoksullar arasındaki üstü örtülü düşmanlık, bu savaştan sonra su yüzüne çıkmış ve sürekli hale gelmiştir. Halk, olağanüstü durumlar dışında askeri seferlere katılmamaya başlayınca, birlikte hizmet görmenin beslediği eski psikolojik dayanışma ruhu da yok olmuştur. Atina egemenliği, yerini Sparta üstünlüğüne bırakmıştır. ‘’ Yunanlıların özgürlükleri için ‘’ savaştıkları düşüncesine karşı Spartalılar, kendilerinin de en az Atinalılar kadar acımasız angaryacılar olduklarını göstermişlerdi. Bu nedenle Atina gücü bir süre sonra yeniden canlanacaktı.

Pelopones Savaşı’ndan sonra halk, askerlikten vazgeçmiş, toprağa daha bağımlı hale gelmişti. Aynı ‘’ Polis’’in yurttaşları olmaktan doğan dayanışma, bundan sonra zayıflayacak ve varlığını anılarda sürdürecekti.

Yine de Atina altın çağının geride bıraktıkları, Yunan uygarlığını temelden etkilemiştir, bunun önemli bir kısmını meydana getiren Pelopones Savaşları da bunun bir parçası olmuştur.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here