PAYLAŞ

Tansiyon neden düşer, tansiyonun normal seviyesi kaç olmalı ? Tansiyon hayati vücut sıvısı kanın kalpten pompalandıktan sonra damarlara uyguladığı basınçtır. Sabit ve düzenli bir basınç, kanın doğru yerlere doğru zamanda ulaşmasını sağlar.

Tansiyon ölçülürken iki rakam vardır daha büyük ve genelde çift haneli olanına halk arasında büyük tansiyon deriz. Tek haneli ve daha düşük sayıya da düşük tansiyon deriz.

Büyük tansiyon tam da kalp kaslarının gerilip, kasılma kuvvetiyle kanı damarlara boşalttığı andaki kanın damar çeperine uyguladığı basınçtır. Bizim büyük tansiyon dediğimiz bu basınca tıp dilinde sistolik basınç denir ve milimetre/civa biriminde ölçülür. Esasen tansiyon aletinin göstergesinde yazan rakamlar bizim söylediğimin on katıdır. Yani büyük tansiyonu 12 çıkmış demek aslında 120 mm/hg olarak ölçülmüş demektir. Biz söylenmesi kolay olsun diye ölçü birimlerini ve son haneyi atıveririz.

Büyük tansiyon tek başına bir anlam ifade etmez. Bir de küçük tansiyon vardır. Küçük tansiyon kalbin kasılmalarının arasındaki kan basıncıdır. Steteskopla dıp-dıp, dıp dıp diye ses duyarsınız ya, işte dıp dediği andaki kan basıncına büyük tansiyon, dıpların arasında kalan, ses duyulmayan anlardaki kan basıncına küçük tansiyon denir. Küçük tansiyonun tıbbi isimlendirmesi diastolik tansiyondur.

Büyük tansiyon ve küçük tansiyon birlikte ölçülür ve birlikte anlamlıdır. Küçük tansiyonun büyük tansiyonu geçmesi veya  birinin sıfır öbürünün normal olması diye bir şey söz konusu olamaz.  Genel itibariyle biraz paralellik, biraz orantı bulunur. 9/6 olur, 12/8 olur, 16/10 olur ama 20/8 diye tansiyon olmaz.

Peki madem orantı var neden sadece birini ölçmüyoruz, mesela sadece büyük olanı ölçelim, küçüğe ne gerek var diye merak edenler olabilir. Her ne kadar büyük tansiyon ile küçük tansiyon arasında orantı var gibi gözükse de bu orantıda küçük sapmalar olabilir ve orantıdaki sapma diğer veriler ile birlikte değerlendirildiğinde doktorların gözünde anlam ifade edebilir.

Mesela tansiyon değerlerinde anormallik varsa bunun nereden kaynaklığını anlamada bundan yararlanılabilir. Kalp mi iyi pompalamıyor, yoksa damarlar mı tıkanık, veya kan mı koyu yoksa damarlar mı sert, bu tür sorulara cevap verirken kan ve idrar tahlillerinin yanı sıra tansiyon ve nabız verilerinden yararlanılır. Bu tür sorunların teşhisinde genellikle ileri tetkik metotları kullanılsa da büyük tansiyon, küçük tansiyon ve nabız fikir vermede çok önemlidir.

Şimdi tansiyon neden düşer konusuna dönmek istiyorum. Tansiyon yüksekliğinin zararını küçük çocuklar bile biliyor artık. Peki ya tansiyon düşmesi halinde ? Tansiyon düşüklüğü sık sık yaşanıyorsa elbette bunun bir sebebi vardır ve tedavi gerekir.

Tansiyon neden düşer, bunun birkaç sebebi vardır. Ya kalbin pompalama gücü azalmıştır, ya damarlar fazla genişlemiştir, ya kan sıvısı azalmıştır veya kanın yoğunluğu düşmüştür.

Peki her zaman işler normal yürürken bu sefer ne oldu da kalbin pompalama gücünde bir azalma oldu veya kan yoğunluğunu ne değiştirdi ? Tansiyon neden düşer, birden bire bu etkiye neler sebep olur.

Uçurumdan aşağı düşmeniz için ya uçurumun kenarında yürüyor olmanız gerekir veya arabanızla otoyolda hızla ilerlerken uçurumu fark etmemeniz/ fark edince önlem alacak kadar süreniz olmaması gerekir.

Tansiyon düşüklüğü de bu iki nedenden kaynaklanır. Ya sizde tansiyon düşüklüğüne zemin hazırlayacak sebepler önceden beri mevcuttur ve bardağı taşıracak son damlamayı beklemektedir veya beklenmeyen bir gelişme olmuştur.

İlk şık yetersiz beslenme veya kişinin öteden beri gelen sağlık sorunlarına işaret eder. İkinci şık ise daha çok duygusal patlamalara yol açacak hormonal değişikliklere yorulur.

Konuyu soyut mecralara taşımadan tansiyon neden düşer sorusuna herkesin anlayabileceği dilde somut cevaplar vermek istiyorum.

Tansiyon neden düşer

Normal kabul edilen tansiyon 12/8 dir. Tansiyon seviyesi bunun altında olup da sağlığında aksama olmayan, hiçbir şikayeti olmayan kişinin tansiyonu düşmüş gözüyle bakılmaz. Bu kişilerin endişe etmesine gerek yoktur. Bununla birlikte sürekli düşük kan basıncı olması uzun vadede kalpte, beyinde ve diğer hayati organlarda yetersiz kan akışına neden olabileceği, gibi özellikle yaşlılarda altta yatan bir sorunun işareti olabilir.

Tansiyon düşmesine bağlı şikayetler beyindeki kan dolaşımının yetersiz olmaya başladığında belirir. En sık şikayetler baş dönmesi, bulanık görme, şuurda zayıflama gibi şikayetlerdir.

Tıp dilinde hipotansiyon olarak anılaN düşük tansiyonun iki ana çeşidi vardır. Biri ortostatik hipotansiyon diğeri ise nörokardiyojenik hipotansiyon dur. Bunlara bir de şoka bağlı tansiyon düşmesini ilave etmek mümkündür. Şoka bağlı tansiyon düşmesi, kişinin alerji, besin veya gazdan zehirlenmesi, ciddi kan kaybı, travma veya başka sebepler nedeniyle hayati organlara kan gitmemesi sonucu oluşur. Şoka bağlı hipotansiyon nadir görülen ve ölümcül olabilen bir durumdur.

Genel olarak bakıldığında tansiyon düşüklüğü veya tansiyon düşüklüğü tedavisi kavramları ortostatik hipotansiyon ve nörokardiyojenik hipotansiyon için kullanılır, şoka bağlı tansiyon düşmesi ekstra bir durumdur.

Ortostatik hipotansiyon kişinin vücut pozisyonunu değiştirdiğinde tansiyonunun düşmesidir. Mesela otururken ayağa kalkma, yatarken birden ayağa fırlama gibi pozisyon değişikliklerinde vücudun pozisyon değişikliğine göre kan basıncını ayarlayana dek geçen sürede tansiyon düşmesi yaşanmasıdır. Bu kısa süreli tansiyon düşüklüğüdür ve biraz oturunca geçer.

Ramazanda iftar zamanı yemeğe yüklendikten sonra sofradan kalkınca başınız döner ya, işte bu da ortostatik hipotansiyondur. Yemek yenmesiyle birlikte sindirim sistemi çalışmaya başlamış, ve buna bağlı olarak da sindirim sisteminin kan ihtiyacı artmıştır. Bu her zaman kanın aslan payını almaya alışık olan beyin için alışılmadık ve dramatik bir durumdur. Ve vurucu hamleyi kişinin sofrada ayağa kalkması yapar. Biz hiç hissetmesek de yer çekimi damarlarımızdaki kanı da etkileyen bir faktördür. Daha yüksekte olan beyne yenilen yemek nedeniyle kütlesi ağırlaşmış kan gecikme ile gider ve kana şiddetle ihtiyacı olan mide ve bağırsaklar nedeniyle beyin kandan gerekli nasibini alamaz. İşte ortostatik hipotansiyon vücuttaki kanın geçici olarak beyini besleyememesi ile oluşan bir sorundur ve çabuk geçer.

Nörokardiyojenik hipotansiyonu açıklamak için daha uzun bir nedenler listesi hazırlamak gerekir. Nörokardiyojenik hipotansiyon başındaki “nöro” ekinden anlaşıldığı üzere sinirsel ve kardiyo kelimesinden anlaşıldığı üzere kalple ilgili sorunlar nedeniyle tansiyonun düşmesidir. Kişinin pek hoşuna gitmeyen bir haber alması, dünyanın kendi üzerine geliyormuş gibi hissetmesi, yoğun stresin bardağı taşırması, endişe ile olan savaşın kaybedilmesi, bir şeylerden korkmak gibi sinirsel sebepler sağlık durumu “turp gibi” olan bir kişiyi bile negatif hormonal değişimler nedeniyle kişiyi alt edebilir, tansiyonunu düşürebilir. Evvelden sağlık sorunu olan veya zayıf tabiatlı kişiler ise tansiyonla savaşını daha kolay kaybedebilir.

İğneden korkan kişinin örneğini vermek istiyorum. İğne korkusu pek çok kişide vardır, bazıları iğneyi görür görmez veya kanı görünce bayılıverirler.

Halk arasında şüyuu vukuundan beter diye bir söz vardır. Gerçek olmayan bir sözün dilden dile dolaşması, fiilin (genelde ahlaksız fiiller) gerçek olmasından beterdir manasına gelir.

Kolunuza iğne vurulduğunda olabilecek en büyük zarar saniyenin onda biri kadar bile sürmeyecek kadar süren batma acısı ve tahlil için alınan bir tüp kandır. Bir tüp kan ile ne kanın bitmesi mümkündür ne de tansiyonun düşmesi. Halbuki kişi iğneyi görünce korkudan tansiyonu düşer. Sanki savaşta vurulmuş da kan kaybetmişçesine şuuru gidiverir.

Bu örnek duyguların hormonları ne düzeyde etkileyebildiğini açıkça göstermektedir. İğneyi gören kişinin adrenalin hormonu buhar olup uçmuş gitmiş, kişi gözüne far sıkılmış tavşan gibi kalakalmış, beyin kilitlenmiştir.

Bilirsiniz, geceleri traktör ışığı ile tavşan avlayanlar veya böyle bir olaya tesadüfen şahit olanlar vardır. Traktörle giderken yolda tavşana denk gelirseniz tavşanın aptal gibi hareketsiz kaldığını görürsünüz.

O ana dek tavşan böyle bir deneyim yaşamamıştır ve gözüne vuran ışık kaynağını anlamlandıramamaktadır. Refleks olarak zıplayıp gitse bile kaçması mümkündür ama tavşan heykel gibi kalır. Tavşanın normalde de tilki gibi zeki hayvanlara göre zayıf kalan beyni “ışık” hadisesini açıklayamadığı ve yaşadığı tarifsiz korku nedeniyle kepenkleri kapatmıştır. Yani beyni ile vücudu arasında iletişim kopmuştur.

Duygusal travmaların insana yaşattığı da budur. Beyin ile kalp arasında iletişim kopar ve normalde tehlikesi olmayan iğneden korkar ve böbrek üstü bezlerin vücuda hiç de lazım olmayan salgılar üretmesi için saçma sinyaller gönderir. Sonuç tansiyon düşüklüğüdür.

Sinirlenince de böyle bir gariplik yaşanır. Adrenalin o derece yüksek salgılanır ki kendinizi sanki karşınızdaki adamı süpermen gibi kaldırıp karşı apartmanın üstünden aşırttıracak gibi hissederiniz. Halbuki olay sadece çekişmeli tartışmanın verdiği öfkedir. Kalbin o derece hızlı atmasına hiç de gerek yoktur.

Ama beyin ile kalp arasında iletişim kopmuştur bir kere. İğnenin bir zararının olmadığını bilen beynin hormonların anormal salgılanmasına engel olamaması gibi sinir patlaması esnasında beyin ile kalp arasına giren hormonlar böbrek üstü bezlerin gereğinden hızlı salgı üretmesine engel olamaz. Bu salgılar kalbe “deli gibi çalış” talimatı verirler.

Bu nörokardiyojenik hipotansiyonun sinirsel ayağı idi, bir de kalp ile ilgili olanı var. Tansiyonun düşmesi için kalpte illaki bir sorun olması gerekmez. Diyelim ki uzun süredir yürüyorsunuz ve yanınıza su şişesi almamışsınız. Vücutta su seviyesi azaldığı gibi kandaki su seviyesi azalmış durumda. Kaslarda biriken laktik asit nedeniyle hücrelerden beyne “nolur artık buralara kan göndermeyin, gırtlağımıza kadar laktik aside battık” sinyalleri gelmekte.

Böyle durumlarda kalp eski temposunda çalışma devam ederse halk diliyle motor yağ yakmaya başlayacak. Vücutta ne terleyecek su kaldı, ne de kanın debisine yeter su var. Elbette su sıfıra düşmedi ama daha beter şeyler yaşanmaması için beynin kalbe “yeter evlat motoru yakacaksın” demesi lazım ve öyle de yapar. Kalp pompaladığı kanın basıncını beyinden aldığı talimata göre düşürür ve tansiyon da düşer. Elbette bu düşmeden ilk olarak beyin etkilenecektir ama daha ciddi sorun yaşamamak için böylesi gereklidir.

Uzun süre ayakta kalınca da benzer isyan yaşanır, bir taraftan laktik aside gömülen bacaklar, diğer yandan yorulan kasların iş bırakması edeniyle sırttaki omurganın feryadı beyin tarafından değerlendirilir ve kalbe “yavaş tempo” talimatı gelir.

Kişinin genel sağlık durumu pek iyi değilse, B-12 ve folik asit açısından yetersiz besleniyorsa, duygusal açıdan 0’dan 100’, 100’den de 0’a kolay inen psikolojide biriyse veya fazlaca ilaç kullanan biriyse tansiyonunun düşmesi daha çabuk gerçekleşecek veya daha ağır sorunlara yol açacaktır.

Neler tansiyon düşmesi yapar ?

Gebelik nedenlerden biridir. Daha önce tansiyon şikayetleri olmayan birisi bile gebe kalınca tansiyon düşmesi yaşayabilir. Bu solunan havanın, içilen suyun ve yenilen gıdaların bebek ile paylaşılmasının bir sonucudur. Tabiri caizse anne bedeniyle bir üretim yapmaktadır ve bebek üretimi için gerekli malzemeleri tam tedarik edemezse veya anlık olarak gecikme olursa bunlar vücudundan gider. Bu da tansiyon düşmesine neden olur. Özellikle hamile bayanlar ilk 24 ay beslenmesine azami dikkat etmelidirler.

Tiroid bezine bağlı sorunlar, tiroid bezinin az çalışması, çok çalışması veya bu bezle ilgili hastalıklar doğrudan tansiyonu etkiler. Ayrıca hormonal düzensizlikler de tansiyon düşmesine neden olabilir.

Şeker hastalığı ve bu hastalığa bağlı olarak yaşanan hipoglisemi yani kan şekerindeki ani düşüler tansiyonu düşürür.

Her ilacın bazı yan etkileri vardır. Eğer bir ilacı düzenli olarak kullanıyorsanız yan etkilerini görme ihtimaliniz de artar. Birkaç ilacı birlikte ve düzenli kullanmak durumunda iseniz tansiyon düşüklüğü de dahil olmak üzere bir çok şikayeti sık yaşarsınız.

Vücudumuzun kimyasal laboratuvarı ve fabrikası olan karaciğerin işlevini tam görememesi vücuttaki şeker dağılımında sorunlara yol açabilir. Ayrıca kimyasal maddelerin ayrıştırılması veya toksik maddelerin temizlenmesinde yetersizliklere yol açabilir. Tüm bunlar tansiyonun düşmesine etki edebilecek nedenlerdir.

Normalde yüksek tansiyon hastalığını varsa ve ilaçların dozunu iyi ayarlayamadıysanız bu siz  düşük tansiyon şeklinde geri dönebilir. Parkinson gibi hastalıkların ilaçlarında da benzer riskler vardır.

Tansiyon neden düşer diyen birinin aklına “acaba kalbim yetersiz mi?” sorusu gelebilir. Belki de öyledir. Tansiyon düşmesinin bir çok sebebi vardır ve bunlardan birisi de kalp yetmezliğidir. Tansiyon düşmesi sık sık oluyorsa kalp yetmezliği veya kalpte ritim bozuklukları ihtimali değerlendirilmelidir.

Vücudun kullanılan diüretik ilaçlara bağlı olarak susuz kalması, aşırı terleme, sıcak çarpması, ayakta uzun süre kalma gibi nedenlerle tansiyon düşebilir.

Bunlar tansiyon düşmesinin genel ve normal sebepleridir. Bir de tansiyonu aniden düşüren nedenler vardır.

Ani tansiyon düşmesi neden olur ?

Kanamaya bağlı fazla kan kaybı tansiyonu hızla düşürür. Tansiyon hızla düşer ve bilinç kaybı yaşanabilir. Bunu engellemek için kanamayı durdurmak gerekir.

Hipotermi, yani vücut sıcaklığının aniden düşmesi de tansiyonu düşürür. Kış aylarında göle, nehre düşmek hipoterminin en çok karşılaşılan sebeplerindendir.

Alkol fazla alındığında vücut buna tansiyonu düşürerek cevap verebilir. Bazı ilaçların yan etkisi veya dozunun iyi ayarlanmaması da tansiyonu aniden düşürebilir.

Eğer kalp hastasıysanız, tansiyonunuz aniden düşebilir.

Yüksek ateş, kusma ve ishal ile seyreden bir hastalığınız var ise hızlı ve yoğun sıvı çıkışına paralel olarak tansiyonunuz düşebilir.

Enfeksiyona bağlı septik şok geçiriyorsanız tansiyonunuz aniden düşer.

Alerjiler de tansiyonu hızlı düşürür.

Ortostatik hipotansiyon kimlerde görülür

Ortostatik hipotansiyonun vücudun pozisyon değiştirmesi esnasında kan basıncının değişmesine bağlı kısa süreli tansiyon düşmesi olduğunu söylemiştim.

Herkes sıkıntısız şekilde oturup kalkarken ve tansiyonlarında düşme çıkma olmazken, bazılarının neden ayağa kalkınca tansiyonları düşer ? Bu konuda kimler risk altındadır ?

Öncelikle yeterli beslenmiyorsanız veya vücudunuz yediğiniz gıdalardan bazı maddeleri tam olarak sentezleyemiyorsa siz genel sağlık durumunuz iyi de olsa tansiyon düşüklüğü ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

Yetersiz beslenme = az yeme anlayışı doğru değildir. Kişi az yer ama kendine lazım olanları temin edebilir. İnsanın C vitaminini alması için kiloyla portakal yemesine B vitamini alması için kiloyla et yemesine gerek yoktur. Her gıdadan azar azar yerse yeterlidir. Bunun aksine kişi öğünlerde çok yer ama, bazı besin gruplarından hiç yemezse, yetersiz beslenir. Örneği her gün öğle yemeğinde hamburger veya dönerle geçiştiriyor, akşamları makarna-pizza ile idare ediyorsanız şişman ama kalbi zayıf birisiniz demektir.

Yaşlılık başlı başına bir etkendir. İnsanın yaşlılıktaki vücudu gençlikteki kadar sağlam değildir ve tetkikler bir hastalığa işaret etmesi bile ani bir harekette tansiyonu düşmeye meyillidir.

Hamile iseniz tansiyon düşüklüğü için başka bir neden aramanıza gerek yoktur.

Yüksek tansiyon ilacı kullanıyorsanız bunun yan etkisi olarak ortostatik hipotansiyonu yaşayabilirsiniz.

Şeker hastaları, alkol kullananlar ve sigara bağımlıları ortostatik hipotansiyona yatkındırlar.

Nörolojik hastalıkları olanlar ve adet dönemindeki kadınlar da ortostatik hipotansiyon açısından risk grubundadırlar.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here