PAYLAŞ

1917 Ekim Devrimi Nedir? Özellikleri, Nedenleri ve Sonuçları Nelerdir?

1917 Ekim Devrimi, hiç şüphe yok ki modern tarihimizin en önemli olaylarından biridir. Etkisi hem Avrupa’da, hem de Amerika’da, hem de ülkemizde çok belirgin olarak onlarca yıl boyunca hissedildi. Devrim, Komünizmi doğrudan yaymamasına karşın, mücadele içinde olan üçüncü dünya ülkelerine, takip edebilecekleri cazip bir örnek sunması açısından da kayda değerdi. Devrim, on yıllar sonra, Soğuk Savaş döneminde Komünist devlet felsefesiyle yeni bir şöhret kazanacak ve Rusya adıyla Amerika’yla kozlarını paylaşacaktı.

Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi, kabaca, geçici hükümetin Çarlık Rusya’sını devirmesiyle 1917 yılında başlayan, 1922’de Sovyetler Birliği’nin kurulmasıyla zirveye çıkan ve 1991’deki çöküşle de son bulan politik bir süreçti.

Ekim devrimi iki safhadan oluşur. Birincisi safhada son Rus çarı II. Nikolay’ın otokrasisi ile yer değiştiren ve onun yerine liberal bir cumhuriyet kurmaya çalışan 1917 Şubat Devrimi gerçekleşmiş, ardından Vladimir Lenin başkanlığındaki Bolşevik parti, Çarlık rejiminden sonra ortaya çıkan geçici hükümete karşı askeri darbe yaparak Sovyet işçileri adına hükümete el koymuştur. Moskova ve St. Petersburg’ta tarihe geçen olaylar gerçekleşirken, kırsal kesimde de köylülerin önderliğinde ve toprakların yeniden paylaşımına dayalı bir hareket vardı.

Her halükarda 1917’de iki belirgin devrim yaşanmıştır; Çar rejim deviren Şubat Devrimi ve Bolşeviklerin askeri darbeyle gerçekleştirdikleri Ekim Devrimi. İki devrim de köklerini Rusya’nın o dönemdeki politik, sosyal ve ekonomik durumundan almıştır. Politik olarak Rus halkı Çar II. Nikolay’ın otokrasisine soğuk bakıyordu. Birinci Dünya Savaş’ının getirdiği kayıplarla mücadele Nikolay’ın Rusya’ya yönelik vizyonunu zayıflatmıştı. Sosyal açıdansa Çarlık Rusya’sının durumu parlak değildi. İşçi ve köylülerin durumu, modern teknolojik gelişmeleri de arkasına alarak mesafe kaydetmeye başlayan Avrupalı akranlarına kıyasla oldukça kötüydü. Ekonomi berbat, enflasyon yüksekti. Bir de bunlara kıtlık eklendiğinde, ideal bir devrim için gereken şartlar oluşmuştu. Eninde sonunda da devrimci fikirler, bu içtimai durum ile birleşecek ve ortaya çıkan füzyon ile birlikte, Dünya tarihi, kendisine damga vuracak olan Proleter İmparatorluğu ile tanışacaktı.

1917 Ekim Devrimin Ekonomik Sebepleri Nelerdir?

Rus devriminin ekonomik nedenleri; Rusya’nın geri kalmış ekonomisi ve Çar’on modernizasyondaki başarısızlığına dayanır. Rusya’nın zirai ekonomisi, Avrupa’nın Ortaçağ’daki yöntemlerine dayalıydı. Soğuk iklimden mağdur olan Rusya’da üretim sezonu 4-6 hafta iken, Batı Avrupa’da bu 8-9 haftayı buluyordu. Bu yüzden Rus tarımı, şehirleri besleyebilmek için yeterince yiyecek üretemiyordu. Üretimini zorlaştıran diğer etkenler Rusya’nın modern altyapı eksikliği ve ulaşımdaki yetersizlikti. Demiryolu sisteminin genişletilmesine rağmen Rusya hala yiyeceği şehirlere taşıyacak beceriden yoksundu.

Birinci Dünya Savaşı sırasında demiryollarında ve gıda üretiminde çalışan işçilerin gelişigüzel askere alınması, kıtlığa yol açmıştı. Avrupa’yı yakalamaya çalışan genç Rus işçilerin üzerinde büyük bir yük vardı. 12-14 saati bulan çalışma süresi, kötü koşullar ve düşük ücretlerle boğuşuyorlardı. Daha iyi çalışma şartları ve ücret taleplerini grevler ve isyanlar takip etti. Bazı fabrikaların daha iyi ücret taleplerini kabul etmesine rağmen, savaş koşulları enflasyonu, artışları sıfırladı. Nikolay’ın bu taleplere sert tepki göstermesi üzerine sanayi işçileri, ulaşım ve demiryolu ağlarını felç eden bir greve başladılar. Elde olan kısıtlı imkanlar da etkili bir biçimde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılamıyordu. Malzemeler az olduğundan fiyatlar tavan yapmış, 1917’de kıtlık, birçok büyük şehri tehdit eder hale gelmişti. İşte bu ümitsiz gibi görünen ortamda, Komünist devrimciler ‘’ Biz yaparız ‘’ iddiasını yüksek perdeden dile getirmeye başlamıştı.

1917 Ekim Devriminin Sosyal Sebepleri Nelerdir?

Rus Devrimi’nin sosyal nedenleriyse genel olarak Çar rejiminin alt sınıflara yüzyıllardır uyguladığı zulme ve Nikolay’ın Birinci Dünya Savaşı’ndaki başarısızlığına dayanıyordu. Kırsal kesimde köylüler, bir nevi modern kölelik ya ada daha bilinen tabiriyle bir tür marabalık sistemi olan serfdom’dan 1861 yılında kurtulduğundan bu yana soylu toprak sahiplerine vergi vermeye içerliyor ve çalıştıkları toprakların sahibi olmak istiyorlardı. Bunun için defalarca isyan ettiler. Bu esnada Rusya’nın hızlı endüstrileşmesi, büyük kitlelerin ve işçilerin içinde bulunduğu kötü koşulları daha da şiddetlendiriyordu.

1890 ve 1910 yılları arasında başkent St. Petersburg’un nüfusu nerdeyse ikiye katlanarak iki milyona dayanmıştı. Moskova’da farklı değildi. 1904’te aynı evi 16 kişinin paylaştığı bile görülüyordu. Bu kaos manzarasına bir de Birinci Dünya Savaşı eklenecekti. Hiç kimse askere gitmek istemiyordu. Savaş araç gereçleri için duyulan talebin artması, işçilerin üzerindeki baskıyı arttırıyor, bu da daha yaygın isyan ve grevlere kapı açıyordu. Yetişmiş insan kaynağının savaşta öğütülmesi, işleri durma noktasına getirmişti. Açlıkla birlikte huzursuzluk da artıyordu. Büyük şehirler boşalmaya başlamıştı. Nihayetinde ülke savunması için malzeme sıkıntısı çeken askerler de gidişattan hoşnut değillerdi.

Çarlık, Halkı Duymuyordu

Politik olarak Rus halkı ile Çarlık rejimi arasında duvarlar örtülüydü. Rejimin sahipleri halkın sesini duymuyordu. Rus otokrasisine karşı duyulan bu rahatsızlık, işçilerin taleplerinin reddedilmesine ve Çar’ın birlikleri tarafından göstericiler üzerine ateş açması sonucu tarihe geçen Kanlı Pazar katliamı, sona doğru gidişi hızlandırmıştı. Katliama tepkiler, ülkeyi karıştırdı. Çar Nikolay, ortalığı yatıştırmak için demokratik bir parlamento ( Duma ) sözünü verdiği Ekim Manifestosu’nu yayınladı. Fakat Çar, 1906’da demokrasi ümitlerini yeşerten temel yasaları kaldırarak parlamentoyu dağıttı. Bu yarım kalan demokrasi ümidi, devrimci fikirleri ve Çarlığa karşı şiddet eylemlerini tetikledi.

Ülke Savaştan Yorulmuştu

Rusya’nın yakın tarihi, peş peşe gelen askeri yenilgilerle örtülüydü. Birinci Dünya Savaşı patlak vermeden önce bile, Japonya’yla 1904-1905 yılları arasında, kendisine çok pahalıya mal olan bir savaş yaşamıştı. Rus ordusu 1914’te Avusturya- Macaristan’a karşı birkaç zafer kazanırken bile askerlerin ekipmanlarındaki eksiklik ve silahlarının yetersizliği belli oluyordu.

1915 yılında işler, Nikolay’ın yetersiz eşini hükümetin başına geçip, kendisinin de ordunun başına geçerek Rusya’nın ana cephesini yönetmesiyle kritik bir dönemece girdi. 1916 yılının Ekim sonlarında, Rusya 1,5-2 milyon kadar askerini kaybetmiş, 2 milyona yakın savaş esiri vermişti. Ordunun morali kalmamıştı. Askerler aç, bitap, ayakkabısız ve hatta silahsızdı. Yükselen hoşnutsuzluk moralleri azalttı ve birkaç yenilgiyle de dibe vurdu.  Çar suçlanıyordu. Var olan çok az desteği de erimeye başladı. Nikolay’a karşı hoşnutsuzluk ve nefret büyümesi sonucunda, Duma, 1916’da ülkede anayasal bir hükümet başa gelmediği takdirde tüm ülkenin bir kaosa sürükleneceğini öngören bir bildiri yayınladı. Her zaman olduğu gibi Nikolay, kulaklarını tıkamakla yetindi. Sonuç olarak birkaç ay sonra 1917’deki Şubat Devrimi’nde çarlık rejimi çökecek, bir yıl sonra da Çar ve ailesi idam edilecekti. Çar Nikolay’ın beceriksiz yönetimi ve savaş, hem Çarlık’ın sonunu getirmiş, hem de dünyayı uzun yıllar sürecek gerilim dolu bir döneme sokmuştu.

Şubat Devrimi

1917 yılına girildiğinde, yiyecek, hammadde ve yakıt sıkıntısı had safhaya ulaşmıştı. Protestolar yaygınlaşırken, reform yanlısı çeşitli fraksiyonlar bir araya gelmeye başlamıştı. Rus devrimcileri, Çarlığın yıkılmasının gerektiğini yüksek sesle söylemeye başlamıştı. 9 ocak’taki greve, Pertograd’da Moskova’ya kadar, hemen her yerdeki kitle gösterileri eşlik etti. Grevler dalga dalga yayıldı. 24 Şubat’a gelindiğinde 200 bin işçi grev halindeydi. 26 Şubat’ta askeri birlikler, göstericileri dağıtmaları emrine rağmen, işçilerin üzerine ateş açmayı reddettiler. 27 şubat günü ayaklanan işçi ve askerler, bakanları ve generalleri tutuklamaya başlamıştı. Bu gelişmeler karşısında Çar, tahtını bıraktığını açıkladı. Artık Çarlık yıkılmış, geçici bir hükümet kurulmuştu.

Ekim Devrimi ve Lenin

Vladimir Lenin’in önderlik yaptığı Ekim Devrimi, Karl Marks’ın felsefesi üzerine kuruluydu. Devrim 20, yüzyılda Komünizmin yayılmasının başlangıcı oldu. Şubat Devrimi’ne nazaran daha az görünür cinstendi ve sonuna kadar dikkatle planlanmış, iyi koordine olmuş bir hareketti. 7 Kasım 1917’de Vladimir Lenin, solcu devrimcileriyle geçici hükümete karşı neredeyse kansız bir isyan yönetti. Ekim Devrimi, Şubat Devrimi sonucu ortaya çıkan kısa ömürlü geçici hükümetin yerine Sovyet hükümetini ikame etti.

Bolşevikler ve Menşevikler Boğaz Boğaza

Devrimde kısa bir süre sonra, devrimin gidişatı ve içeriği üzerine, devrimciler arasında 1918’de patlak veren bir iç savaş, politik kökeni ne olursa olsun, milyonlarca insana ölüm ve acı getirdi. Savaş, Lenin ve taraftarlarının oluşturduğu çoğunlukla ( Bolşevikler ), ya da diğer bir deyişle ‘’ Kızıllar ‘’ yani Komünistler ve devrimcilerle, onlara karşı olan muhafazakarlar, liberaller, ılımlı sosyalistler, yani ‘’ Beyazlar ‘’ arasında gerçekleşti. Beyazlara, Rusçada ‘’ azınlık ‘’ manasına gelen Menşevikler de deniyordu.  Sonuçta Rus İç Savaşı da, Kızıl Ordu ile Beyaz Ordu arasında gerçekleşmiştir. Lenin gibi Sosyalizmi savunan, ancak ideolojileri biraz daha farklı olan ve parlamentoda azınlıkta olan Menşevikler, temel olarak, komünist rejim yerine daha gevşek bir liberal rejim kurulmasını istiyorlardı.

Rus İç Savaşı, geçici Rus hükümetinin çökmesi ve Bolşeviklerin Petrograd’ı ele geçirmesiyle başlamıştı. Meclisin Lenin tarafından dağıtılmasından sonra şiddetlendi. Çarpışmaların çoğunluğu Kızıl Ordu olarak bilinen Komünist birlikler ve Beyaz Ordu olarak bilinen antikomünist birlikler arasında gerçekleşti. Beyazlar, İngiltere, Japonya, Fransa ve Amerika gibi ülkelerden destek almalarına rağmen, Lenin liderliğindeki Bolşevik Komünistler, Menşevikleri mağlup etti ve 1922 yılında Sovyetler Birliği’nin kurulduğunu ilan edildi.

Dünya’nın Tüm Proleterleri Birleşin

Lenin’e göre milletler arasındaki mücadele kapitalist emperyalizmin bir oyunuydu. Tüm emekçilerin çıkarlarını zedeleyen bu oyunu, ancak tüm halkların emekçileri emperyalistlere karşı birleşerek bozabilirdi. Ve Lenin, ilk etapta Rus emekçilerine iktidarı vererek, dünya çapındaki bu devrimin ilk adımını atıyordu. O günkü Rus toplumunda büyük kabul gören bu fikirler, zamanla, özellikle de Lenin’den sonra iktidara gelen Stalin’in demir yumruk politikaları ile tam bir baskı rejimine dönüşmüş, ‘’ halkların kardeşliği’nın yerini, Moskova güdümlü zoraki devrimlere bırakmıştı. Sonuçta, Lenin’in sınıfların ve sömürünün olmadığı bir dünya hayali ile giriştiği devrim macerası, ‘’ emekçi ‘’ adına kitleler üzerinde terör estiren bir bürokratik dikta yönetimi ile neticelenmişti.

Sovyetler Birliği’nin motor ideolojisi olan komünizmi dünyanın genel gidişatına ve de tabii ki çıkarlarına yönelik bir tehlike olarak gören Batı dünyası da Amerika önderliğinde tek vücut olarak, dünyayı nükleer bir savaş ihtimali ile titreten yarım asırlık Soğuk Savaş döneminde Sovyetler’in karşısındaki yerini almıştı. Nükleer Savaş olmadı. Ama ‘’ işçi iktidarını ‘’ temsil eden Sovyetler ile ‘’ sermayenin iktidarını ‘’ temsil eden Amerika, küçük ülkeler üzerinden birbirlerinin altını oymaya çalıştı.

Kore’den Vietnam’a onlarca irili ufaklı savaş ve darbe, milyonların hayatına mal olurken, olağanüstü kaynaklar silahlanma yolunda heba edildi.

Lenin’in 1917’de hayata gözlerini açan hayali, ancak ortalama bir insan ömrü kadar sürdü ve 1991’de, Sovyetler’in tarih sahnesinden çekilmesiyle, sona erdi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here