PAYLAŞ

İlk Meydan Savaşı: Kadeş Savaşı’nın Nedenleri, Sonuçları ve Kadeş Antlaşması Nedir?

MÖ. II. Binli yıllarda Anadolu’da Hitit, Mezopotamya’da Babil ve Asur devletleri, Mısır’da ise Eski Mısır sülaleri yaşıyordu. Bu memleketler, coğrafi şartların meydana getirdiği tabii yollarla birbirlerine bağlıydılar. Basra Körfezi’ni Mısır’a Suriye-Filistin şerit yolu ile bağlanıyordu. O zamanın bütün dünyasını teşkil eden bu üç memleket arasındaki tüm gidiş gelişler, Kuzey Suriye’den geçmek zorundaydı. Devletlerin ekonomik çıkarları, bu devrin Doğu ve Batı dünyalarının göz diktiği Akdeniz’in doğu kıyılarında birleşiyordu. Öte yandan gerek Mezopotamya gerekse mısır’da orman bulunmadığı için Mısır ve Mezopotamya kralları, yaptıkları mabetler ve saraylar için Amanos dağlarında yetişen güzel kokulu ağaçların tomruklarına şiddetle muhtaçtılar. Bu yüzden Eski Şark dünyasında kuvvetlenen her devleti bu topraklara, yani Kuzey Suriye’ye göz dikiyordu.

MÖ 1950’lerde Asurlular, Mezopotamya ile Anadolu arasında ticaret aracılığı yapıyorlardı. O zaman Anadolu’da da henüz büyük bir devlet   kurulmamıştı. Hayat, küçük şehir krallıklarının etrafında dönüyordu. Nitekim Mısır’ın Kuzey Suriye üzerindeki hakimiyetinin, MÖ 1850’lere kadar devam ettiği tahmin edilir. MÖ 1750’lerde ise kuzey Suriye’de, merkezi Halep olan büyük bir Yamhad (Halep ) krallığı bulunuyordu.

Fakat MÖ 16. Yüzyıl başlarında eski Ön Asya memleketleri, yeni bir kavimler göçüne mazur kaldı. Gelenler, Hind-Ari asıllı Mitannilerdi. Mitanni istilası üzerine Kuzey Mezopotamya’da bilhassa mümbir hilal bölgesinin yerli halkı olan Hurri kavimlerinin bir kısmı, Anadolu’ya doğru; bir kısmı da güneye, Mısır’a doğru göçe mecbur kaldı. Dönemin büyük devletleri; Mısır, Babil, Mitanni ve Hitit devletleriydi. Dönemin sonlarına doğru Asur devleti bunlara katıldı. Babil ve Mitanni devletleri bu sırada ekonomik krizin pençesine düşmüştü. Öyle ki, Amarna arşivinde mektupları bulunan Babil kralları, firavunlara Babilli prensesler takdim ederek karşılığında Mısır’dan altın istiyorlardı.

Şuppiluliuma, Hitit tahtına çıktığında Ön Asya’da siyasi koşullar, Mısır lehineydi. Bu sırada Mısır hudutları içindeki şehir krallıklarının firavunlara yolladıkları mektuplarda Hitit kralının siyaseti hakkında bilgi verip, sürekli olarak Mısır’dan yardım talep ettikleri görülür. Oysa Hitit kralı, Mısır hudutlarına tecavüz edilmemesine bilhassa dikkat ediyor ve Hitit ordularının iki cephede savaşmak zorunda kalmaması için gerekli tedbirleri alıyordu. Fakat Mısır tahtında oturan IV. Amenofis, gereln yardım isteklerini duyacak durumda değildi. Kendi ilan ettiği yeni atonizm dininden dolayı mabede kapanmıştı ve kafasını kaldırıp sefere çıkmayı düşünmüyordu. Şuppiluliuma, bu krallığa ait bütün memleketleri zapt etmiş ve bazı şehirlere garnizonlar kurup, bazılarının başına oğullarını oturtmak suretiyle düzen oluşturarak Anadolu’ya dönmüştü. Tekrar Suriye’de karışıklıklar olunca burayı kuşattı.

Bu sıralarda Şuppiluliuma, Mısır ile iyi ilişkiler içindeydi. Nitekim dönemin önemli kaynağı Veba dualarında yer alan Kuruştama Antlaşması da bu tespiti doğrular. İlginçtir, bu dostluk ortamın bozulmasına, evlenme teklifi içeren bir mektup sebep olmuştur. Hitit Kralı, Karkamış şehrinin kuşatması sırasında Dahamunzu adlı bir Mısır kraliçesinden bir mektup alır. Kraliçe mektupta firavunun öldüğünü, elbette ki kölelerinden birisi ile evlenmeyeceğini, Hitit kralının birçok oğlu olduğunu duyduğunu, bunlardan birisinin Mısır’a kral, kendisine de eş olabileceğini yazar;

’Kocam öldü. Bir oğlum da yoktur. Senin ise birçok oğlun olduğunu söylüyorlar. Eğer sen, oğullarından birini bana verirsen, o, kocam olabilir. Hiçbir surette bir kölemi alıp kocam yapmak istemem!.. Korkuyorum!’’

  1. Mürşili tarafından kaleme alınan ‘’Şuppiluliuma’nın Kahramanları ‘’ adlı metinde şöyle anlatılır:

‘’ Babam bunu işitince ileri gelenleri görüşmeye çağırdı ve şöyle dedi: Hayatımda şimdiye kadar başıma böyle bir şey gelmedi.’’ Hal böyle olunca babam, mabeynci Hattuşatizi’yi şu sözlerle Mısır’a gönderdi: ‘’ Git, doğru sözü sen bana getir, belki onlar beni aldatıyorlar, belki efendilerinin bir oğlu vardır.’’

Elçi, Mısır’dan dönmüş, beraberinde Mısır’ın habercisi Lord Hani de gelmişti. Kraliçe, Hitit kralına yazdığı ikinci mektubunda ‘’ Niçin böyle dedin? Beni aldatıyorlar, eğer bir oğlum olsaydı, kendim ve ülkemin küçülmesini ister, diğer bir ülkeye yazarmıydım? Sen bana inanmadın ve bana öyle dedin.. Ben başka hiçbir ülkeye yazmadım, yalnız sana yazdım, senin oğullarının çok olduğunu söylüyorlar, bana oğullarından birini ver, bana koca, Mısır’a da Kral olsun.’’ Der.

Sonunda Zannanza isminde bir prens Mısır’a doğru yola çıkar fakat bu mektuplaşmalar sürerken kraliçenin düşmanları da harekete geçer, başvezir Horemhep’in planıyla Hitit prensi Mısır’a ulaşamadan öldürülür. Oğlunun öldürülmesi üzerine Şuppiluliuma, Mısır’a karşı intikam seferi açar. Amka memleketine girilmiş, esirler alınmıştır. Bu intikam seferi ile aralarında anlaşma da bozulmuş olur.

Kadeş Savaşı’na Giden Yolda Gelişmeler

Kadeş Savaşı’nın gerçek nedeni, Mısır ve Hitit devletlerinin birbirlerine eşit kuvvetler haline gelmesi ve bu iki büyük devletin ekonomik çıkarlarının Kuzey Suriye toprakları üzerinde birleşmesiydi. Büyük Hitit Kralı, Fırat’ı geçmiş, Hapla ( Halep), Mukiş, Ugarit şehirlerini zapt etmişti. Nuhasse denilen Fırat ile Halep arasındaki memleketlere girmişti. Kuzey Suriye’deki Huri beyliklerinden Kadeş ve Katna şehirlerini alarak, Hitit sınırlarını Lübnan dağlarına ve Şam civarındaki Abina’ya kadar uzatmıştı.

Hititlerin Suriye’de durumlarını güçlendirmelerini Mısırlılar bir türlü hazmedemedi ve iki ülke arasında gerginlik giderek arttı. Gerçekten de Mısır’da IV. Amenofis’in ölümünden sonra yapılan restorasyon hareketi, Mısırlılara Suriye toprakları üzerinde manevi haklarını koruma fikrini vermiş ve bu yeni hamle ile I. Sethos, Suriye seferine başlamıştı. Bu sebeplerden ötürü iki ülkenin birbiri ile çarpışması kaçınılmaz olmuştu.

Kadeş Savaşı’nın ayrıntısı bilhassa Mısır vesikalarında takip edilmektedir. Bu konudaki Mısır kaynakları, iki metin ile bir grup kabartmadan ibaret olup, bunlar olayı ayrıntılı bir şekilde gözler önüne serer. Ancak, bütün bu kaynakların firavunun emri ile ve tek taraflı bir görüşle meydana getirildiği gözden uzak tutulmalıdır.

Bu dönemde I. Sethos, Suriye seferlerine başlamıştı. Diğer taraftan, Hitit devletinin de daha I. Mürşili zamanından beri Kuzey Suriye üzerinde tarihi hakları olduğu malumdu. O halde her iki taraf için de gaye aynı idi ve bu iki eşit kuvvetin çarpışması zorunlu görünüyordu. Babasının yerine kral olan II. Mürşili, Batı Anadolu seferlerinden sonra Kuzey Suriye’ye yönelmiş, isyan etmiş olan Nuhaşşe, Suriye ve Kadeş memleketlerini itaati altına almış, Halep şehri ile de yeni bir anlaşma yapmıştı. II. Mürşili’den sonra büyük oğlu Muvattali, Hitit tahtına geçti. Bu kral zamanında Asur devleti doğuda gittikçe baskını arttırıyordu. Bununla birlikte yukarı memleketlerde Hitit hakimiyeti yeniden kurulmuştu. Artık sıra Mısır topraklarına gelmiş, hazırlıklara başlanmıştı.

Kadeş Savaşı’nı Kim Kazandı?

Kadeş Savaşıyla ilgili gerek metinler, gerekse kabartmalar Abu Simbel, Luksor ve Karnak mabetleri duvarlarında birbirini takip eden  nüshalar halindedir. Mısır hiyeroglif yazısı ve Mısır dili ile ilgili yazılı olan metinlerden uzun olanı şiir tarzında yazılmıştır. Kısa olan diğer metin ise hadise hakkında haberler verir. Uzun metinde bütün muhabere, Mısır ve Hitit kuvvetleri tasvir edildiği halde, kısa metinde yalnız muharebe günü firavunun kumanda ettiği ordunun kahramanlıkları anlatılmaktadır. Kabartmalarda elleri kesilmiş Hitit esirlerinin sayılmasını gösteren tasvirler vardır. Bu durum, kabartmalarda ve yazılarda tek taraflı davranıldığını gösterir.

Hitit kaynaklarına gelince, Kadeş Savaşı hakkında Muvatalli zamanında kalan eser bulunmamaktadır. Bilgiler, yalnızca III. Hattusilis’in bu muharebeye iştirak ettiğini bildiren kısa bir kayıt ile İştamuva muahedesindeki tek bir satırdan ibarettir. Vasal devletlerle yaptıkları savaşları bile en ince ayrıntıları ile anlatan Hitit kaynaklarının bu olaydaki sükutu, neticenin Hititler aleyhine olduğunu kanaatini uyandırır. Bu durum iki ihtimali akla getirir. Ya vesikalar yazıldığı halde bize kadar gelmemiştir ya da Muvatalli’nin ölümünden sonraki karşılıklar nedeniyle onun icraatı yazdırılmamıştır. Bu arada Hititlerin sessizliğini, onların mağlubiyetine yorumlamak da doğru görünmez. Çünkü Mısır kaynakları, her ne kadar firavunun bu savaştan parlak bir zaferle ayrıldığını söylese de netice, Hititlerin zaferini gösterir. Amurru’nun ilhaki sağlanmış ve harpten önce olduğu gibi harpten sonrada Amurru şehir devleti, Hitit egemenliğinde kalmıştır.

Her iki tarafın kuvvetlerine gelince, Abu Simbel mabedindeki tasvirlerde Hitit kralının 8 bin öncü, 9 bin dümdar ( artçı asker ) olmak üzere 17 bin piyade ve 4 bin 500 kadar harp arabasına sahip olduğu yazılır. Mısır kaynaklarına göre savaş arabaları o çağlarda zamanımızın tank ve zırhlı arabalarına denk araçlardı. Mısırlıların verdiği bu rakamların abartılı olması da muhtemeldir. Hititler tarafından yer alan müttefikler, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde yerleşik olan kavimlerdi. Mısır kaynakları kendi kuvvetlerinin miktarını yazmıyor. Sadece her birisine bir ilahın adı verilmiş olan 4 kol kuvvet vardı ve bunlardan baş tanrının adını taşıyan Amon kolordusuna bizzat Ramses kumanda etmişti.

Hitir kuvvetleri Kadeş civarında mevzi almışlar. Ramses de Mısır’dan hareket ederek Şabtuna’ya varmıştı. Bu sırada Hitit ordusundan kaçtıkları söylenen iki asker yakalanmıştı. Bunlar Hitit kralının fedaileriydi. Hitit ordusunun Halep şehrinde bulunduğunu, Muvattali’nin daha aşağı inmeye korktuğunu anlattılar. Bu iddialar, Mısır casuslarının verdikleri bilgilerle uyuşuyordu. Bunun üzerine Ramses, karargahını bozarak Amon fırkası ile nehri geçerek, Kadeş’e yürüdü. Ra, Ptah ve Sutekh kolorduları da firavunun ordusunun uzaktan takip ediyorlardı.

Muvatalli de ordusunu hemen nehrin doğusuna geçirmişti. Ramses, Kadeş’in batısında kuzey istikametinden yürürken Hitit orduları şehrin doğusundan güneye doğru ilerliyordu. Böylece Amon ordusu ile arkadan gelmekte olan üç kolordu arasına Hitit harp arabaları girmiş, Mısır kuvvetleri birbirinden ayrılmıştı. Bunun farkında olmayan Ramses, askerleri dinlenmeye bırakmıştı. Bu sırada alınan yeni bir haberle Hitit kralının şehrin arkasında saklandığı öğrenildi. Harp divan toplandı. Hititlerin nehir taraflarında zayıf olduğu söyleniyordu. Bu noktadan yapılan bir çıkış üzerine Hititler şaşırmışlar ve paniğe kapılmışlardı. Mısır vesikalarına göre, arkadaki ordular yetişerek Hititleri geride hiçbir asker kalmayıncaya kadar öldürdüler. Fakat mısırlıların kaybı da büyüktü ve Ramses, kitabesinde ordusunun bakiyesini Mısır’a götürebildiği için memnun görünüyordu. Teb’de büyük bir zafer alayı hazırlanmıştı. Fakat Kadeş’in zapt edildiği haberi, Filistin’deki şehir devletlerinin ayaklanmasına sebep olacaktı. Bunun için Ramses, babasıSethos’un zamanındaki yerleri tekrar kazanmak için kendisini üç sene uğraştıran büyük bir Filistin seferi yapmak zorunda kaldı.

Mısır kaynaklarında savaş hakkında verilen bilgiler ihtiyatla karşılanmalıdır. Çünkü sonuçları itibariyle, savaşın sebebi olarak gösterilen Amurru krallığının Hititlerde kalmış olması ve daha sonra III. Hattusilis ve IV. Tuthalya’nın Amurru kralları ile yaptıkları anlaşmalar, savaşın Hititler zaferiyle bittiğini gösterir.  Çarpışmaların devam etmiş olması da bu büyük savaşta Hititlerin yenilgiye uğradığını düşündürür.

Kadeş Savaşının Sonuçları ve Kadeş Antlaşması

Kadeş Savaşı, Firavun Ramses’in iktidarının beşinci yılında yani MÖ 1296’da olmakla birlikte, MÖ 1280’de ( bazı kaynaklarda 1278) iki devlet arasında büyük barışın yapılmış olması, çarpışmaların bu yıla kadar sürdüğünü gösterebilir. Barış yapıldığında III. Hattusilis bulunuyordu. III. Hattusilis’in müdafaanamesinden, Kadeş muharebesi ile barış arasında Hitit devletinin iç meselesinin olduğu öğrenilmektedir. Bu vesikaya göre Muvattali’nin ölümünden sonra Urhi-Teşup tahta geçmiştir.

Mısır firavunlarının bölgedeki hakimiyeti Kadeş’e kadar devam etmiş, savaştan sonra Kenan ülkesi Mısır ve Hititler arasında paylaşılmıştı. Suriye ve Filistin bölgesindeki şartlar değişmiş ve savaşın sonunda Hititler, Mısır’ın Suriye’yi ele geçirmesine engel olmuşlardı. Bu dönemde Mısır-Hitit çekişmesinden faydalanan Asur Krallığı, giderek Mitanni topraklarına doğru yayılacak ve daha sonra Mısır sömürgelerini ve Hititleri tehdit ederek Fırat yakınlarına yerleşecekti.  O zamana kadar devam eden Hitit-Babil dostluğu, Babil kralının ölümü üzerine soğumaya başlamıştı. Tehlikenin farkına varan Hattuşili, Ramses ile bir antlaşma imzalamaya mecbur oldu.

III. Hattuşili’nin siyası hayatındaki en büyük başarısı, 17 yıl süren savaşlara son veren Kadeş Antlaşması’nı imzalamış olmasıdır. İki ülke arasındaki anlaşma o zamanın diplomatik yazışma dili olan Akadca ve Mısır dilinde hazırlanmıştı. Gümüş bir tablet üzerine kazınmış Akadca metin, Mısır’a gönderilmişti. Ancak bu tablet şimdiye kadar ele geçmemiştir. Tablet daha sonra Mısır diline tercüme edilerek mabetlerin duvarlarına nakşedilmiştir.

Aynı metin kil tablet kopyaları Boğazköy arşivinde bulunmuştur. Bir çeşit saldırmazlık sözleşmesi olan anlaşmaya göre, her iki kral da birbirlerini kardeş sayıp bir daha savaşmayacak ve dış güçlere karşı birbirlerine yardım edeceklerdi. Suçluların iadesi konusunda da anlaşmışlardı. Bu anlaşmanın Mısır ve Hitit nüshalarının ele geçmiş olması, Eskiçağ tarihinin en güzel keşiflerinden birisi olarak kabul edilmektedir.

Anlaşma büyük ihtimalle ortak bir komisyonca hazırlanmıştır ve anlaşma teklifinin Hitit kralından geldiği görülmektedir. Ramses’in Hattuşili’ye gönderdiği mektupta antlaşmadan ‘’ gümüş tablet ‘’ diye söz edilektedir:

‘’ Kardeşim için gümüş tablet hazırlattım ve ona gönderdim, sen de gümüş tableti hazırlat ve bana gönder, onları Hatti ülkesinin tanrıları ile Mısır ülkesinin tanrılarının önüne koyalım.’’

Barıştan sonra iki devletin kraliyet ailesi arasında birçok tebrik mesajları gönderilmiştir. Hatta III. Hattuşili, antlaşmanın imzalanmasından bir süre sonra kızını II. Ramses’le evlendirmiştir. Bu evlilik Mısır kaynaklarınca da doğrulanır. Hattuşili de Hitit tarihlerinde geniş bir yer bulan Huri kökenli Puduhepa ile evlenmiş ve Kadeş Antlaşması dahil pek çok resmi belgeye kocası ile birlikte mühür basmıştır.

MÖ 1280’de II. Ramses ile Hitit kralı III. Hattuşili arasında jyapılan Kadeş Antlaşması, bilinen ilk antlaşma olması bakımından önemlidir. Kadeş Savaşı ve Antlaşması işe Ön Asya memleketleri arasında kervan yollarının düğüm noktası olan Kuzey Suriye’ye Hititler hakim olmuştur. Çünkü yeni bir Hint- Avurpa akımı, bölgeyi etkiletecek ve Mısır’ın sömürgeleri merkezden tek tek ayrılacaktır. Anadolu’da Hititlerin Yukarı Fırat üzerinde Asurların varlığı, Mısır’ı Filistin-Suriye ekseninde kendini korumaya zorlamışsa da yeni akımlar, Mısır’ı korunaklı yapısından çıkarmış ve çöküşünü hızlandırmıştır.

Kadeş antlaşması’nın asıl metni gümüş tabletlere çivi yazısıyla yazılmıştı. Antlaşmasının Boğazkale ( Hattuşaş) kazılarında bulunan kil tablet şeklindeki nüshaları, halen İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Antlaşma metninin büyütülmüş bir kopyası, aynı zamanda New York’daki Birleşmiş Milletler Binası’nda bulunuyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here